3 Mart 2017 Cuma

İNGİLTERE LONDRA

Kanada gezimizin son günü Montreal’deki otelde pineklerken Sema ile konuşmuştuk. Sema yıllardır Londra'da yaşıyor. Bize “gitmedik yer bırakmadınız ama İngiltere'ye gelmediniz” deyince Türkiye’ye döner dönmez bilet baktım. Olacak gibi değil. THY ile İstanbul gidiş Sabiha gökçen dönüş iki kişi  Londra biletini 900 TL ye hallettim. Tam tamına 200 pound.

Sema'nın erkek arkadaşı Martin’in evinde kalacaktık ancak  evi airbnb den kiraya verince Sema'nın “bizde kalın” ısrarına rağmen biraz da rahat edelim düşüncesi ile bir otel odası ayarladık. Londra’nın güneyinde, Craydon İlçesi Norbury’ de 4 gecelik bir odaya iki kişi için 190 pound ödedim. Sema Londranın doğusunda Bexleyheath’ da kalıyor.

Nihayet tarih geldi ve 23 şubat sabahı rüzgarlı bir havada Londra'ya sarsıntılı bir iniş yaptık. Hava 10 derece ama rüzgar daha soğuk hissettiriyor. Türkiye ile aradaki saat farkı 3 saat Gatwick Havaalanına inişimizde Londra'da yerel saat 9:30 civarı idi.

Şimdiye dek Londra'yı ihmal etmemizin en önemli nedeni Shengen’e dahil olmaması. Vizesinin zor olduğuna ilişkin söylentiler de beni biraz ürkütmüştü. Ancak, vizeyi son derece kolay almamıza rağmen havaalanındaki Non EU vatandaşlarının kuyruğu ve polisin ince eleyip sık dokumasını görünce biraz tedirgin oldum. Ancak sıra bize geldiğinde pasaport polisinden de çok kolay geçtik. Her ne kadar her şey yolunda olsa da pasaport polisinde ahret soruları ile karşılaşmak sinir bozucu olurdu.

Çıkışta Sema bizi bekliyordu. Martinin arabasına yerleşip merkez güzergahında tam yolumu üzerindeki ucuz ama temiz otelimize yerleştik. Ardından Martin bizi Grenwich’e götürdü. Thames kıyısındaki Cuty Shark teknesini , Grenwich üniversitesi ve Bahçesindeki kiliseyi şöyle bir ziyaretten sonra en az 600 yıllık bir binada hizmet veren Trafalgar cafe adlı mekana oturup bu tarihi pubda biraz sohbet ettik. Acıkmıştık. Grenwich Market adındaki açık pazar yerinde bir İtalyan tezgahından ravioli yoğunluklu bir şeylerle karnımızı doyurduk.

Sema'nın evi arkada uzun bir bahçesi olan, mutfaktan arka bahçeye çıkılan üst katı üç yatak odalı klasik bir İngiliz işçi evi. Sakin, güzel bir semt. 

Fakat Martin’in evinin olduğu Bexley harika  bir semt. Yüzlerce yıllık publar, nefis restaurantlar, ve şık dükkanlar ile fena bir muhit olmadığı anlaşılıyor. Martin’in bir yatak odalı dairesi 600 yıllık bir binada. Bina eski bir ayakkabı fabrikası imiş. Dairesi oldukça güzel ve kullanışlı. Yaklaşık fiyatı 200 bin pound civarında imiş.

Biraz Bexley’de takıldıktan sonra otomattan önce London Bridge, oradan da Norbury olarak dönüş niyeti ile biletleri aldık. Yaklaşık 1 saat süren tren yolculuğu için kişi başı 7.10 pound ödedik.Bugünkü rüzgarın etkisi ile tren seferleri karmakarışık olmuş. Biraz aksak ta olsa saat 21:30 civarı otelimize gelebildik.

Otelin çevresinde çok sayıda fast-food mekanı var. Hemen bitişikteki pizzacıdan bir şeyler alıp odaya çıktık. Bugün çok yorulmuşuz.

Sabah erken kalktık. Otelimizde kahvaltı yok. Dışarı çıkıp tam arkamızdaki Norbury Park’ta biraz yürüdük. Çiğdemler açmaya başlamış. Bahar geliyor. İstasyondaki görevliden günlük planımıza göre en uygun seçenek olan “daily ticket” aldık. Tüm toplu taşıma araçlarında  geçen bu bilet 12:30 pound. İstasyondan merkeze gitmek için London Brdge ya da Victoria Station yönüne binmek gerekiyor. Biz Victoria yönünü seçtik. İkisi de Londra'nın turistik merkezi.

 Yürüyerek Green Park, James Park ve Hyde Park civarlarına yöneldik. Üçü de peş peşe. Yol üzerindeki Buchkingam Saray'ının önünde biraz takıldık. Nedenini sonradan anlayacağımız kalabalık toplanmaya başlamıştı. Londra’nın her tarafı park.  Hyde Park’ taki hayvan çeşitliliği şaşırtıcıydı. Bildiğim kadarı ile dünya üzerinde Londra kadar yeşil bir metropol yok. Dönüşte Buchkingam Saray'ının  önündeki kalabalığın nedeni anlaşıldı. Tören vardı. Müthiş bir kalabalık toplanmıştı. Tören askerleri dışarı çıkıp önümüzden geçtiler. Yaya atlı askerler görülmeye değdi.

Sonrasında Big Ben , Westminster Sarayı, Trafalgar Meydanı, . London Eye  gibi belli başlı yerlerde boş boş dolaştık. Londra’da olduğumuza dair turistik fotoğraflarımızı çektik.  Thames kıyısında çok güzel tarihi publar, eski tarihi bir kanyon ve bu şehrin kibar ve soluk yüzlü ama iyi insanları arasında güzel bir yürüyüş yaptık. Yüzlerce yıllık bir pub olan Sherlok Holmes de birer bira, güzel bir kafede kahve molası derken neredeyse akşam oldu.

Thames nehri etrafı çok hareketli. İnsanlar bugünün güneşli ve güzel havasının tadını çıkarıyor. Tate Modern çok güzel bir müze ..sergi gezmesek de giriş bölümü bile insanı şaşırtıyor.

Akşam 6 da Yiğit ile buluştuk. Akrabam sayılır. Londra'da bir yazılım şirketinde çalışıyor. Güzel bir yemek ve üzerine güzel bir tarihi pub sonrası London Bridge’ den dağıldık. Niyetimiz sabah erken kalkıp Manchester planımızı yerine getirmek.

Sabah 6 da kalktık. Hazırlanıp istasyona varmamız yarım saati buldu. İstasyondaki büfeden çay ve kruvasanlarımızı alıp kahvaltımızı yaptık. Trenimiz 7 de geldi 20 dakikada Victoria Station’a vardık. Coach Station yani  otobüs terminali istasyona çok yakın. National Exspres adlı firmadan iki kişi gidiş için 45 pound ödedik. Cumartesi olduğundan fiyat yüksek. Hafta içi 10 pounda kadar düşebiliyor. Dönüşü trenle yapma isteğinde idik ancak iki kişi 170 pound gibi bir rakama rastlayınca dönüşte de otobüs en iyi seçenek. Tren çok hızlı .2.5 saatte Manchester ile Londra arasını alıyorsunuz. Otobüs ise tam  5 saat sürüyor.

Sabah 8 de bindiğimiz otobüs öğlenden sonra 1 de Manchester terminaline girdi. Yolculuk çok rahattı. Yarım saat de molası var. İner inmez dönüş biletlerini aldık. Dönüş iki kişi 31 pound, hareket saat 18:00 de. Demek ki 5 saat Manchester dayız.

Denizcilik yaşamımdan tanıdığım ama hiç yüz yüze görüşmediğim Mesut ailesi ile burada yaşıyor. Araba kullanmadığı için biz ona gideceğiz. Toplu taşımayı çözmem ve Mesut'un eve en yakın istasyon bulmam bir kaç dakikayı geçmedi.

Şehirde raylı taşıma sistemi var tek yön 3:50 ...otomattan biletleri alıp trene bindik. Evi elimizle koymuş gibi bulduk. Teknoloji müthiş.

Mesut ile karşılaşır karşılaşmaz hemen ısındık birbirimize. Eşi Sevda da çok konuşkan ve sıcak. Bizi çok iyi ağırladılar. Sevda Hanımın iki dakikkata jhazırladığı sofrada yaprak sarması bile vardı. Yemek sonrası çıkıp etrafta dolaştık. Manchester Sale de oturuyorlar. Manchester çok güzel bir şehir. İçinden geçen kanal şehre güzel bir hava katmış. Kürek yarışları vardı. Kanalda bağlı çok sayıda tekne-ev var. Kanal kıyısında güzel bir yerde birşeyler içtikten sonra farkettik ki vakit gelmiş. Otobüs terminaline dönüşte taksi kullandık. Tramvay ile iki kişi 7 pound tutan mesafe taksi ile 12 pound tuttu. Dönüş otobüsü mola vermedi. Yol uzun ama gün çok verimliydi.

Bu sabah Pazar. Dünün yorgunluğu ile kalkmakta biraz zorlansak da 8 de yine sokaktaydık. Bugün Türkler’in yoğun yaşadığı Newingtoon Green bölgesini görme niyetindeyiz. Bu bölge daha çok Gümüşhane, Trabzon ve Aksaraylı bit popülasyonu barındırıyor. Buraya gelmek için Norbury den Victoria. Oradan da mavi hat metroyu kullandık. Eğer gün içinde ikiden fazla toplu taşıma kullanacaksanız en iyisi günlük kart. Kişi başı 12,30.

Bu bölgede Türk işyeri oldukça fazla. Bir börekçide kahvaltı yapmaya kalktık ama börek berbattı. Etrafta dolanırken bir mesaj geldi. İzmit'ten benim iş ortağım Tuna'nın arkadaşı Özer sosyal medya aracılığı ile Londra’da olduğumu öğrenmiş.  

Baker Street te buluştuk. Özer’i tanıdım ama eşini ilk kez gördüm. Çok tatlı bir çift. Baker Street çok hareketli bir bölge. En önemli mekanı Sherlock Holmes müzesi. Müzenin ilerisindeki Regent Parkta biraz dolaştık. Çok büyük bir park var. İçinde bir çok spor sahası ve bir hayvanat bahçesi barındırıyor. Camden bu bölgeye çok yakın. Yürüyerek Camden’ e geçtik. Şahane bir kalabalık, müthiş genç nüfus ve cıvıl cıvıl ortamı ile bizi şaşırttı. Tüm dükkanlar açık, yeme içme mekanları sayısız. Panosuna Türkish wrap yazmış Türk olmayan ama Ankara’lı olduğunu iddia eden bir esnaftan bir şeyler alıp yedik. Camden Lock kanal su düzeyini ayarlayan bir denge havuzu yüzünden bu adı almış. Etrafı müthiş hareketli. Burada biraz takıldıktan sonra Özer ve eşinden ayrıldık. Yakındaki bir pubda biraz oturduk. Herkes çok samimi. Başlayan Sauthhmpton Manchester United maçı ile hareket arttı. Pubın bir tarafında bu maç başka bir tarafında da bir rugby maçı yayınlanıyor. Bira 4 pound.

Günler çok güzel geçiyor ama bu son günümüz. Yarın döneceğiz. Akşam Sema ve Martin ile buluşmak üzere London Bridge’ye gittik. Hep beraber Shard adlı gökdelenin 32. Katındaki restauran’ta çıktık ama oturacak yer olmadığından biraz manzarayı izledik ve aşağı indik. Aşağıda yine yüzlerce yıllık Thames boyunda  bir pubda biraz oturup sohbet ettikten sonra çok geç olmadan vedalaşıp Norbury ye döndük.

Son günümüz olan pazartesi sabahı yine yedide kalktık. Hostelimizi terk ettikten sonra yakındaki lidl’a uğradık. Açılışa 15 dakika vardı. Beklerken okuluna giden bir çok çocuk önümüzden geçti. Formaları var. Hepsinin ayakkabısı siyah. Genel olarak insanlarda da bizdeki kılık kıyafet takıntısı yok. Daha rahatlar. Marketten ufak tefek bir şeyler aldık. Havaalanı yolculuğu için tren iyi seçenek.  Norbury den East Craydon ‘a oradan da Londra'nın Güney'inde bulunan Gatwick Airport a tren yolculuğunun maliyeti kişi başı 11 pound.

Londra beni şaşırttı. Açıkçası bu kadar güzel beklemiyordum. Merkez dışındaki tüm şehir neredeyse tamamen iki katlı tuğla evlerden oluşuyor. Şansımıza hava genelde çok güzeldi. Ne ciddi yağmur ne de soğuk sıkıntı yaratmadı. Burada yaşayanlar için en büyük maliyet konaklama ve ulaşım kaleminde. Aynı nitelikteki evi Manchester da tam yarısına kiralamak mümkün. Ulaşım ise toplu taşıma ile ucuz değil. Ancak araba ve bisiklet ile bu maliyeti düşürmek mümkün. Belki de aylık ya da haftalık kartlarla sürekli kullanımda indirimler vardır. Şehrin biraz dışında bin pounda fena olmayan evler bulunabilir. Esasen asgari ücretin 1.300 pound olduğunu düşünürsek İngiliz vatandaşları açısından çok sorun yok. Bu kadar güzel bir şehirde yaşamanın biraz maliyetinin olması çok doğal.

Bu gezi bende bazı önyargıları yıktı.
Londra pahalı ama yukarıda belirttiğim seçenekler ile düşünüldüğünde bence bir anormallik yok.
İngilizler soğuk millet  genellemesinin de doğru olmadığını düşünüyorum. Hiçbir yerde bir negatif enerji, bir olumsuzluk ya da hatalı İngilizcelerimize karşı bir soğukluk yaşamadık.

Kar yağmayan bir şehir ne kadar soğuk olabilir. İklim kötü değil. Yağmur genelde çisenti şeklinde,  ama havada bir grilik hakim. Gulfstream akıntısı enlem olarak oldukça kuzeyde olmasına rağmen ülkede iklimi yumuşatmış.

Bu gezinin ekonomisine gelince...
Uçak iki kişi gidiş geliş 900 TL yani 200 pound.
Manchester gidiş geliş için 80 pound,
Keyfi alışveriş için harcadığımız paraları hesaba hiç katmıyorum.
Yeme-içme ve ulaşım için de yaklaşık 250 pound harcamışız.
Otel 190 pound.... bu hesapla iki kişi  4 gecelik bu güzel gezinin bize maliyeti 700 pound civarı olmuş.