24 Aralık 2016 Cumartesi

AMERİKA-KANADA

Uçak biletlerini haziran'da almıştım. O zamandan bugüne çok şey yaşandı. Türkiye bir darbe girişimi atlattı. Bir çok kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Amerika'da başkanlık seçimleri yapıldı ve sürpriz bir şekilde Trump kazandı. Biletleri aldığım zamanki dünya ve memleket ile şimdiki dünya ve memleket arasında fark var. Bu fark ne yazık ki bizim için iyimserlik değil karamsarlık yarattı. Geleceği hayal etmek ne yazık ki çok kolay değil. Zamanında bu biletleri almasaydım şimdiki halimle bu geziyi planlamak zordu. Ama, iyi ki almışım.

Doğrusu Kanada'yı görmek istiyordum. Fransız lisesinde okuyan kızımız için üniversite seçeneklerinden biri. Yaz tatili için Amerika'dan gelen dayımlar da Kanada'yı görmek isteyince hep beraber bir plan yaptık. 15 Kasım da New York, bir kaç gün dayımlar ve dayımın oğlu Yalçın'lar ile vakit geçireceğiz. Sonrasında araba ile dayım ve yengem ile birlikte Toronto, Ottawa ve Montreal'den oluşan bir Kanada gezisi yapacağız. Belki dönüşü Boston üzerinden yaparız. Son üç gün ise Brooklyn de Airbnb den kiraladığımız bir dairede kalarak 25 inde dönüş yapacağız.

Zaman geçti ve 15 Kasım geldi. Sabahın köründe hava alanında olmamız gerek. Amerika uçuşlarında güvenlik uzun sürüyor. Kadıköy Hasanpaşa’daki evden hava alanına taksi  80 TL tuttu. Çok değil. Birilerini uykusuz bırakmaya değmez. Güvenlik ve pasaport geçişimiz gayet hızlı oldu.

Yol uzun olsa da ona göre konsantre olup iki yemek iki film derken zaman geçiyor. Güzel bir yolculukla JFK Hava alanına indik.Pasaport gümrük vs kolay ve hızlı oldu.  Saat farkı 8 saat. Yerel saat ile 11:30 . Bugün uzun olacak.

Kuzen Yalçın bizi almaya geldi. İndiğimizde yağmurlu olan hava açtı. Çok güzel bir sonbahar havasında etrafı izleyerek dayımın eve doğru yol almaya başladık. Yaklaşık 1:30 saatlik yolu kahve molaları ile 2,5 saate çıkardık.

Amerika 'yı özlemişim. Henüz Trump etkisi yok:))

İlk gün evde uzun memleketin halleri sohbeti ve akşam yengemin nefis hindisi ile güzel bir yemek ile geçti. Jet-lag mevzusunu kolay atlatmak için olabildiğince geç yattık.

Sabah güzel bir kahvaltı sonrasında dışarı çıktık. Türklerin yoğun yaşadığı yerlerden bir olan Paterson' a gittik. Burada kızımızın gelecekte okuma olasılığı ile ilgili fikir alışverişinde bulunmak üzere randevulaştığımız avukat ile buluşmadan önce kısa bir Dunkin Donut molası iyi geldi. Avukat ile sohbet uzun sürdü. Sonrasında alt kattaki lahmacun dükkanında bir şeyler daha atıştırdıktan sonra Paterson' dan ayrıldık.

Amerika çok ucuz memleket. O nedenle onların "mall" dedikleri alışveriş merkezlerini gezmek çok tehlikeli. Türkiye'de 600 TL civarında satılan bir outdoor montu 45 dolara görünce dayanmak zor. Benzinin galonu 2.10 dolar civarı. Giysi kesinlikle daha ucuz. Gıdada ise sebze hariç tartışmasız ucuz. Sebze de öyle çok pahalı değil. Arabalar zaten çok ucuz. Evler de öyle..Tek açık ara pahalı olan şey ev vergileri. Oturulan yere göre farklılık gösteriyor. Merkezler ve iyi okulların olduğu bölgelerde iki oda bir ev için yıllık 8-10 bin dolara kadar çıkabilen rakamlar olabiliyor. Dayımın oturduğu bölge merkez dışında orman içinde güzel evlerin olduğu bir yer.Vergiler
bu bölgede nispeten daha düşük. Yaklaşık 4 dönümlük arsası olan evi etrafında geyikler dolaşıyor. 

Sabah kahvaltı sonrası Yalçın' lara gitmek üzere yola koyulduk. Yalçınlar Princeton a komşu Plainsboro da oturuyor. Amerika'da mesafeler uzun. Yolumuz kahve molası ile 2 saat kadar sürdü. Bizde nasıl yol kenarlarında kedi-köpek leşleri oluyorsa burada da geyik leşleri var. Arabanın bir geyiğe çarptığını düşünmek bile istemiyorum.son derece tehlikeli.

Yalçın ve eşi Pınar bizi çok güzel karşıladı. Kanada gezimizi Yalçın'ın Honda ile yapacağımız için önce arabayı bakıma bıraktık. Sonrasında hep beraber Princeton a geçtik.

Princeton'a hayran kaldım. Üniversite şehrin içinde. Şahane bir kampüs. Burada öğrenci olmak müthiş bir şey. Kampüs açık. Kampüste ve şehirde güzel bir yürüyüş yaptık.

Princeton Record Shop çok güzel. Neredeyse yüz yaşındaki dükkanda eski plak, cd, kaset ne ararsanız var. Evler Harika. Sokaklarda sincaplar cirit atıyor.

Akşam yemeği için güzel bir Amerikan stil hamburgerciye oturduk. Kocaman barı ile şık bir mekandı.

Dönüşte arabayı ben kullandım. Yol kalabalık ve sıkıcıydı. Şehir çıkışlarından sonra karanlık. Amerika'da yollar pek aydınlatılmıyor.

TORONTO

Sabah 06:00 da kalktık. Çantalarımız hazır. Bugün Kanada yolculuğu başlıyor. Öncesinde yengemin sevdiği Panera' da bagel ve kahve ile kahvaltımızı yaptık. Yola koyulduğumuzda 8:00 olmamıştı. Amerika'da yollar yönlerine göre belirleniyor. Bizim rotamız kuzey. Bu rota üzerinde büyük şehir Syracusa. Beş yıl önceki gezimizde de Syracusa yakınından geçmiştik. Bu bölgede büyük çiftlikler var. Geniş arazide serpilmiş çiftlik evleri yanlarındaki siloları ve "barn" ları ile çok güzel.

Buffalo üzerinden Kanada sınırına ulaştığımızda direksiyonda ben vardım. Amerika'dan çıkış yapmadan Kanada polisinin kontrolü ile Kanada'ya girdik. Araba işe ilgili bir işlem yapılmadığı gibi ehliyet de sormadılar.

Kanada tarafından çok daha güzel olan Niagara Fall' a saptık. Müthiş güçlü bir akıntı ve geniş şelalede güneş çok güzel gökkuşağı oluşturmuş. Kasım sonlarına geliyoruz ama hava anormal sıcak. Bir çok kişi kısa kollu tişörtlerle geziyor.

Ontario gölünün kıyısından Toronto ya doğru gittikçe artan trafikte ilerliyoruz. Toronto büyük şehir, yaklaştıkça trafik yoğunlaştı. GPS ile oteli kolaylıkla bulduk. Otelimiz merkeze biraz uzak kalmış. Ama o nedenle otopark sorunu da yok.

Dayım ile yengem yol yorgunluğunu otelde atmayı tercih etti. Biz yerleşir yerleşmez araba ile CN Tower'ı hedef yaparak merkeze yöneldik. Evler çok güzel. İngiliz etkisi yüzde yüz hakim. İki katlı tuğla evler çok fazla. Evleri hayran hayran izleyerek Toronto Üniversitesi ve  Çin mahallesinden downtown' a indik. Kapalı otoparka arabamızı bırakıp biraz dolaştık. Figen'in arkadaşı Remzi burada yaşıyor. Bir şeyler içmek için oturduğumuz Irısh Puba geldi. Biraz etrafı dolaştıktan sonra Gece Kanada'nın kuzeyine bir av gezisi için yola çıkacağı için çok geç olmadan ayrıldık.

OTTOWA - MONTREAL

Sabah kahvaltı idare etti. Kahvaltı sonrası otelden ayrılışı yaptık. Arabayla  şehir merkezine yöneldik. Sırası ile Casa Loma, Toronto Üniversitesi, Chine Town, CN Tower civarından sahile indik. Sahil yolundan doğuya, Montreal yoluna çıktık.

Kanada'da yollar çok iyi. Otoyol ücreti yok. Yol kenarlarındaki orman ile otoyolu tel örgü ile ayırmışlar. Böylece Amerika otoyollarındaki geyik leşleri ile burada karşılaşmıyoruz. Benzin istasyonları self servis.

Montreal yolu üzerinde Ottawa sapağını görünce hızlı bir oylama ile ve sonunda benim kararımla Ottawa yoluna döndük. Ottawa yaklaşık 1 milyon. Şehrin girişinden itibaren güzel bir şehir izlenimi var. Merkezdeki Parlemento binasını haritaya işlemişim. Ulaşmak kolay oldu.

Bu bölge harika. Şehir içinde kısa bir tur yapınca daha iyi anladık Ottawa'nın çok güzel bir şehir olduğunu. Kıyısına kurulu olduğu Ottawa  nehri şehre çok şey katmış. Etrafı yürüyüş yolları ve parklarla dolu. Çift resmî dili olan Ottawa' da tabelalar İngilizce ve Fransızca.

Kış olduğundan hava erken kararıyor. Montreal'e Ottowa'dan 150 km civarında yol var. Amerika'nın sembolü haline gelmiş büyük tırlar ile burada da sık karşılaştık. Tırların yoğun olarak mola verdiği bir yerde biz de mola verdik. Yakından incelediğimizde hayranlığımız arttı. Bu bambaşka bir kültür. Bazılarının sürücüsü kadın. Bazılarında ailece seyahat ediliyor.

Yollar çok güzel ve trafik sakin olduğundan rahat bir yolculukla Montreal'e girdik. Montreal Quebec eyaletinin başkenti. Yaklaşık 1,5 milyon nüfusu ile dünyanın Paris'ten sonra Fransızca konuşulan ikinci büyük kenti.

Otelin etrafında yol çalışmaları olduğundan oluşan trafik bizi biraz yordu. Giriş yaptığımızda neredeyse 19:00 olmuştu. Otel merkezi bir bölgede. Mc Gill üniversitesine yürüyüş mesafesinde. Burası bir üniversite şehri . Montreal Üniversitesi ve özellikle dünyanın en iyi üniversitelerinden biri sayılan Mc Gill burada. Dolayısı ile şehirde genç nüfus yoğun. Ciddi bir kültür sanat etkisi var. Aydınlatmasından bina tasarımlarına kadar her şey güzel ve etkileyici. Ötele yakın bir yerde karnımızı doyurduktan sonra biraz dolaştık. Bugüne kadar mükemmel olan hava biraz soğumaya başladı.

Sabah az biraz yağmur atıştırıyordu. Kahvaltı sonrası Mount Royal'e çıktık. Bu bölge muhteşem evleri ve doğası ile harika.  Montreal üniversitesi burada. Harika bir kampüs. Çok büyük. Hava kapalı ve çiseleyen bir yağmur var. O nedenle panoromik Montreal görüntüsü olanaklı değil.

Old Montreale indik. Arabamızı Public Park denilen, saati 3-5 dolar ama sonrası 12-15 dolar arasında olan bir otoparka bıraktık. Notre Dome baslikası, Saint Paul Street, Old Port civarlarına dolaştıktan sonra karşımıza çıkan bir fish and chips dükkanına daldık. Çok lezzetli pişirilmiş menümüzün bira ile fiyatı kişi başı 18 dolardı.

Montreal' de kış sert geçtiğinden olsa gerek yer altında da neredeyse bir şehir var. Metro da kullanırsanız neredeyse şehrin tamamını yer altından da gezmek mümkün. Bir noktadan  underground city ye daldık. Biraz dolaşıp kahvelerimizi de içtikten sonra otele döndük. Akşam yemek için dışarı çıktığımızda kar başlamıştı. Hava sıfır dereceye kadar soğumuş, gün içinde yapan yağmur kar olarak düşmeye başlamış. Dolaşmak pek mümkün olmadığından otel yakınındaki Lübnan lokantası Boustan'a oturduk. Döner de var. Dördümüz de döner ısmarladık. Dışarıda yağan karı seyrederek toplamda 50 Kanada doları ödediğimiz yemek ile tıka basa doyduk.

Ötele döndüğümüzde erkendi. Çok oturamadık. Figen'le çıkıp bir şeyler içme niyetindeydik ama yakındaki bakkalı görünce fikir değiştirdik. İki bira biraz da çerez alıp dönmeye karar verdik. Bira seçerken mekanın sahibi Türkçe “hangisini vereyim” deyince şaşırdık. Bu Kanada'da üç gündür duyduğumuz tek Türkçe idi. Adam İranlı imiş. Üvey annesi Türk olduğundan Türkçe öğrenmiş. Mükemmel Türkçesi var. Biraz sohbet sonrası iki 70 lik bira ve bira çerez ile ötele döndük.

Sabah “aaa kar yapmış” şeklinde kalktık. Her yer bembeyaz.

BOSTON

Kahvaltımızı yapıp geç kalmadan yola çıktık. Boston'a kadar yaklaşık 250 mil yolumuz var. Montreal çıkışı sıkıntılı oldu. Yollar tuzlanmış ama yine çok dikkatli kullanmak gerekiyor. Arabayı genelde ben kullanıyorum. Sınırı geçip Vermont üzerinden tek şeritli yoldan kamyonlarla beraber şahane bir yolculuk yaparak otoyola bağlandık. Yolda sadece benzin ve kahve için durduk. Hava kararmadan Boston'a varmak istiyorduk ama yine şehir trafiği nedeniyle havayı kararttık.

Otelin adresini tam girmemize rağmen GPS bizi ötele götüremedi. Neyse ki harita programı ile yardımcı olmaya çalışan pizzacıdan daha kolay buldum oteli. Girişimizi yaptıktan sonra hemen sokağa çıktık. Hava kararmış ve çok soğumuş.

Ama Boston çok güzel. Kuzey Amerika'nın en önemli şehirlerinden biri. Modern gökdelenler ve 200 yıllık binalar iç içe. Otel merkeze yakın. Vücudunda bir çok vida ve platin olmasına rağmen yengem müthiş uyumlu ve enerjik.

Yürüyerek Quincy Market'e gittik. Her iki tarafı çeşitli yiyecek dükkanları ile bezeli kapalı bir çarşı. Dayım ve yengem koca bir pizza, Figen beef sandwich ben de ıstakoz salata aldım. Sandwich dükkanındaki genç "İtalyan mısınız ?" diye sorunca "Türk'üz" dedik. Samimi bir Türk arkadaşı varmış dükkanı da yakında. Merhaba demeden geçmedik tabi.. Yaklaşık 2 saat burada vakit geçirdik. Dönüşte yolu bölerek bir kahve molası verdik.dört kahveye 7 dolar ödedik. Türkiye'de iki katı öderiz. Üstelik burası Boston Downtown.

Dayım ve yengem otele döndü biz dolaşmaya devam ettik. Otelin hemen altındaki çin mahallesinde biraz dolaştıktan sonra nefis bir yerel barda birer Samuel Adams içtik. Samuel Adams en sevdiğim biralardan biri. Boston birası.Bazen paraya kıyıp Metro'dan alıyorum. 

Bugün Amerika sınırından geçtiğimizde ilk eyaletimiz Vermont sonrasında New Hempshire sonunda da Masaccuhsette oldu.

Sabah arabamızı otoparktan aldık. 24 saati 40 dolar. Yola koyulduğumuzda daha 9 olmamıştı. Boston'da panoramik bir şehir turu sonrasında New York'a rota tuttuk. Buket ve Ender aradı.  New York ta olduklarını biliyoruz. Akşam buluşmak için haberleştik. Lokasyonlarımızı  sorduğumuzda  inanamadık. Kaldıkları ev bizim arka sokakta.

BROOKLYN - NEW YORK

Yoğun bir trafikte zaman zaman durarak zaman zaman akarak 14:30 gibi Airbn den  kiraladığım Brooklyn adresinin önüne ulaştık. Ev sahibine mesaj attım ve kapıya çıktı.

Bölge çok güzel. Halsey Street. Evler tipik Brooklyn evleri. Az katlı ve bitişik. Ancak bizim daire evin zemin katında tek oda bir şey çıkınca dayım çaktırmasa da biraz bozuldu.

Dayım ve yengem ile dört güzel gün geçirdik. Onları yolcu edip yerleştikten sonra Ender'lerin kaldığı eve yürüdük. Çok güzel bir ev. Sahibi Türk ve evin odalarını kiralıyor.

Teknemi satın alan Metin de New York City'ye yakın. Onunla da mesajlaştık ve akşam son derece sıradışı bir Yunan balıkçısı olan "Astoria Seafood" da buluştuk. Mekana A metrosundan M ye aktarma yaparak ulaştık. Balıklar tezgahta. Kendin seçip veriyorsun, pişirip servis yapıyorlar. İçkini kendin götürüyorsun. 

Harika balık ve deniz ürünleri yedik. Fiyatlar oldukça ucuz. Oyster, jumbo karides, kalamar, scallops, yerel balıklar, barbun ne varsa tadına baktık. Yunan müziği çalıyor canı çeken sirtaki yapıyor. Burası NY Times'ta haber olunca yer bulmak zorlaşmaya başlamış olsa gerek.. tüm masalar doldu ve dışarıda bekleyenler vardı..

Eve geç döndük. Sabah kahvaltılık malzememiz olmadığından kahvemizi içip dışarı çıktık. Evin civarında çok güzel mekanlar var.

Bizim sokakta mekan sahibinin bir duvarı ölmüş babalarının hatıraları ve fotoğrafları ile süsledikleri bir kafede sallama çay ve kruvasan ile kahvaltımızı yaptık. Utica'dan A hattına binip Brooklyn Köprüsü dibindeki High St. de indik. Kıyıda biraz dolaşıp Manhattan manzarası izledikten sonra Brooklyn Köprüsü'ne çıktık. Köprüden yürüyerek Manhattan Downtown' a geçtik.

Hava oldukça güzel. Soğuk ama dayanılmaz değil. Batı kıyısında Hudson boyunca upper yönüne güneşte uzun bir yürüyüş yaptık. O kadar güzel tenis kortları yapmışlar ki insan imreniyor. Herkese açık.

Donut Projeckt isimli küçük bir donutçuda kahve molası verdik. Saat henüz 10 civarıydı ve henüz bugün çok yürüyeceğimizden haberimiz yoktu..:)

Ağır ağır, sağa sola baka baka yukarı doğru yürüdük.Sokak köşelerinde küçük parklarda sincapların fotoğrafını çektik. Figen Central Park'a gitmek isteyince bir metroya atlayıp parkın Güney Doğu köşesindeki durakta indik. Parktaki ağaçlar hala sarı ve kırmızının farklı tonlarına sahip. Parkta iki saat kadar yürüdük. Spor yapanlar, gezenler, sincap kovalayan çocuklar herkes çok mutlu görünüyor. Yapraklar, renkler hala çok güzel.

Doğu tarafından çıkıp Manhattan'ın ara sokaklarına daldık. Bir süre 6, bir süre de 7.caddeyi takip ederek Downtown yönüne yürürken ister istemez ayaklar bizi Times Square' a götürdü. Manhattan'ın en turistik bölgesi burası. Hava karardı, her yer ışıl ışıl ve tıklım tıklım.

Çok yürüdük, çok yorulduk. Bir Starbucks' a girip biraz dinlendik. Strabucks' lar wifi istasyonu gibi çalışıyor. Pc sini alıp iş-ödev yapan müşterilerden yer bulup oturan şanslı sayılır. New York'ta metro istasyonları da free wifi .

Sabahtan bu yana ciddi bir şey yemedik. Hotdog ve sandviç ile idare ediyoruz. Akşam 8:00 olurken farkına vardık. Acıkmışız. Çin mahallesinde "Wo Hop" ta karar kıldık. Ender de tavsiye etti. Altıncı cadde ile 34.str kesiştiği noktadan sarı hattı kullanarak Downtown yönüne bindik. Wo Hop'a en yakın metro istasyonu Canal Str.

New York' ta metro biletini makineden kredi kartı ya da nakit kullanarak ya da gişeden 3 dolara almak mümkün. Tek seferlik bilet 2 saat geçerli. Çok sıkıştığınızda emergency çıkışını kullanarak da girmek mümkün :))

Wo Hop Çin mahallesinin diplerinde, 30 metrekarelik, esnaf lokantası tarzında, yer altında bir Çin lokantası. Duvarları fotoğraflar ve müşterilerin yapıştırdığı 1 dolarlarla kaplı. Neyse ki oturmak için fazla beklemedik. İki lezzetli ördek yemeği ve birer bira 30 dolar tuttu.

Çıkışta yine Canal Street üzerindeki A ve C mavi hattın geçtiği duraktan Brooklyn yönüne bindik. Metroda genç bir grubun yanına denk geldik. Sessiz sinema oynuyorlardı. Kısa sürede ben dahil neredeyse  vagonun yarısı oyuna katıldı. Çok güzel bir ortam oluştu. Ne bir kompleks ne kibir...birbirini tanımayan 10 -15 kişi süper eğlendik.. neredeyse durağı kaçırıyorduk.

Eve gece 11 gibi döndük. Çok yürüdük. Telefondaki fitness programına göre 38 bin adım atmışız... en basiti ile iki adım bir metre olsa 19-20 kilometre yürümüşüz....:)

Sabah biraz geç kaktık. Geç dediğim yine bir şeyler atıştırıp evden çıktığımızda 08:30 idi. Mümkün olduğunca Brooklyn de takılmak niyetindeyiz. Metro hattının takip ettiği Fulton str ve Atlantik Aveue Brooklyn Dowtown!a kadar iniyor. Bu caddelerin etrafı, yakın sokaklar çok güzel. Küçük meydanlarda hareket var. Thanksgiven olduğu için dükkanların çoğu kapalı. Bir Dunkin Donut' ta kahve molası verdik. Yolumuz üzerinde Brooklyn Library, ve Brooklyn Museum var. Oldukça görkemli binalar. Müzeyi geçince Prospect Park başlıyor. Bir uçtan diğerine neredeyse 2.5 kilometre. Brooklyn' de bu büyüklükte birkaç park var. Küçük parklar ise sayısız.

Brooklyn Amerika'nın en kalabalık ilçesi. Nüfusu neredeyse 2.5 milyon. Bu büyüklükte bir yerde Ender'ler ile 300 metre mesafede kalıyor olmak gerçekten şaşırtıcı. Tesadüf inanılır gibi değil .

Downtown' da doğru dürüst yiyecek bir şey bulamadık. Bu arada High St metro durağına kadar gelmişiz. Ne yapalım..? Olmadı Manhattan'a geçip güzel bir pizza yeriz diye düşündük. İyi mi düşünmüşüz .... az sonra anlayacağız.

Thanksgiven yeme içme sektörünü vurmuş. Litle İtaly dışında neredeyse açık pizzacı yok. Hiç sevmediğim turistik mekanlardan birine oturduk. Genellikle ucuz çözümler ürettiğim için takipçilere kolaylık olsun diye detaylı fiyat yazmaya çalışıyorum.. Ama olsun yediğimiz dayakları da yazalım ki başkaları yemesin.

Bir pizza, sadece marul ve kıtır ekmek parçalarından oluşan sezar salata ve iki bira için 64 dolar hesap ödedik. Ben aynı fiyata Yunanistan'da bir gece kalıp mükellef bir sofra kurabilirim.

New York pahalı. Brooklyn de öyle. Metroda tek bilet 3 dolar, markette bira ortalama 2-3 dolar, kahve en az 2 dolar gibi...

Bugün son günümüz olduğundan biraz erken döndük. Ufak tefek alışverişten sonra evde biraz vakit geçirdik. Yürürken evlerde thanksgiven hazırlıklarını ya da kalabalık yemek masalarını görünce evi özlediğimi fark ettim.

New York kesinlikle çok etkileyici.. Ama sanırım uzun süre buraya program yapmam. Son beş yılda üç kez yetti sayılır. 

Her gezi ile ilgili detaylı harcama bilgisi de vermeye çalışıyorum ancak bu gezide detay zor. Çünkü akraba olanaklarından da yararlandık. Mesela Kanada gezisini kuzenin arabası Honda Civic ile yaptık.

Yaklaşık 2.300 kilometre yol yapmışız. Kaç kez depoyu fulledik saymadım ama bir depo yaklaşık 25-30 dolara doluyor.

Otellere toplamda Brooklyn dahil 500 dolar civarında ödedik. Uçak ise iki kişi için 2.600 TL yani son kurla yaklaşık 750 dolar yapar. Yeme içme için harcadığımız para çok değil. New York pahalı ama Amerika genelde ucuz sayılır. Hadi ona da bir 500 dolar koyalım. On günlük bu gezi için iki kişi toplamda yaklaşık harcamamız 2.000 doların altında.