25 Mayıs 2016 Çarşamba

ISRAIL

Şu ana dek hiç bir gezimi turizm şirketleri ile yapmadım. Esasen gezmenin en çok hoşuma giden kısmı da başlangıçtaki hazırlık dönemidir. Bölgeyi araştırmak, tarihi ve önemli mekanları hakkında bilgi edinmek , yerleri haritada işaretlemek oldum olası çok sevdiğim işlerdir.  Turist değil gezgin mantığı ile hareket etmeyi sevdiğimden her şeyin paket olarak sunulduğu turlardan hep uzak durdum.


Arkadaşım ve müvekkilim Güngör'ün iş yerinde tesadüfen karşılaştığımız Ercan Tur sahibi Haluk Bey ile tanışmamız ve Güngör'ün hiperaktif gezi programcılığı sayesinde 5 dakika sonra ne olduğunu anlamadan üç günlük İsrail turuna dahil olduk.

İnanç turizmi ağırlıklı İsrail gezisinin zamanı yaklaştıkça heyecan duymaya başladığımı itiraf etmeliyim. İsrail,  coğrafi ve kültürel olarak farklı, tarihsel açıdan heyecan verici bir bölge.Üç büyük semavi dinin doğduğu ve küçücük alanda bu dinlere ait 4 bin yıllık tapınakların bulunduğu Kudüs başlı başına merak uyandırıcı. Her ne kadar Kudüs İsrail tarafından başkent kabul edilse de dünyada ABD dahil diğer ülkeler tarafından kabul görmediğinden İsrail'in resmi başkenti Tel Aviv dir.
Tel Aviv- Yafa

Pegasus'un tarifeli seferi ile öğlen saatlerindeki iki saatlik yolculuk sonrası biraz gecikme ile Ben Gurion havalimanına ulaştık. Pasaport kuyruğu oldukça kalabalıktı. Şansıma en ağır işleyen kuyruğa girmişim. Görevlinin de konuşası gelmiş olmalı ki muhabbet ayarında baya bir sorgu sualden geçtim.

Çıkışta bekleyen otobüse bindik. Uzun yıllar Türkiye'de yaşamış Musevi rehberimiz eşliğinde Tel Aviv'e doğru yola koyulduk.  Şehrin girişinde çok büyük bir otopark var ve şehre otoparktan ring otobüsler çalışıyor. Otopark bedava. Amaç şehri trafikten korumak. 

Şehir içinde sahil ve plaj bölgesi çok güzel. Bu cadde üzerinde Osmanlı izlerini taşıtyan bir kaç eser var. Eski Yafa sahilindeki Bahriye Camii çok şirin. 

Eski Yafa çok güzel. Nefis tarihi çarşısı ve binaları ile görülmeye değer. Bir yerde otobüsü park edip dağıldık. Merkezde çok güzel bir dönerci var. Musevi mihmandarımız Cevat bey ile döneriyle kurulduk. Burada biraz sohbet fırsatı bulduk. Kendisi Saint Benoit mezunu. Yıllar önce Türkiyeyi terk ederek buraya yerleşmişler.

Karnımızı fazlası ile doyurduktan sonra sahilde küçük bir yürüyüş yaptık. Bahriye camisinin üzerindeki kafede bir şeyler içtikten sonra buluşma yerinde ekibi toplayıp otobüsle Kudüs'e geçtik. Geç saatler olmasına rağmen Mescidi Aksa bölgesine yöneldik. İsrail askerlerinin çokluğu dikkat çekici. 

Kudüs

Girişte güvenlik görevlileri kılık kıyafete dikkat ediyor ve başı açık ve pantolonlu kadınları uyarıyor. Figen'in uygun olmayan pantolonuna güvenlik noktasından bir uzun etek  bulduktan sonra sorun olmadı. Kubbet üs Sahra ( peygamberin miraca oradan yükseldiğine inanılır) ve Mescidi Aksa oldukça etkileyici. Yer kaplamalarının binlerce yıllık olduğu ve muhtemel peygamberler ile aynı taşlara basma, dokunma ihtimali heyecan verici. 

Otele vardığımızda gece yarısını bulmuştuk.Otelimiz Betlehem yani Beytüllahim bölgesinde. Kudüs'e her giriş çıkışta bir kontrol noktasından geçiliyor. Ancak Türk olmak burada sanki işleri kolaylaştırıyor. Dört gün boyunca tüm kontrol noktalarından sorunsuz geçtik. Otobüse binen ve kimlik kontrolü yapan olmadı.

Sabah kahvaltı sonrası ara sokaklarda biraz dolaştım. Şam'ın eski halini, Halep'i hatırlatıyor. Otobüsle önce Zeytin Dağı'na geçtik. Kubbet üs Sahra'nın en güzel manzarası buradan. Aradaki vadinin bir tarafı komple musevi mezarlığı. Sıratın buraya kurulacağına inandıklarından buraya gömülmek onlar için önemli. Mezar yerleri anormal pahalı.

Bu bölgedeki bir iki türbeyi şöyle bir gördükten sonra Mescidi Aksa'ya yöneldik. Malum günlerden cuma ve burada cuma namazı müslümanlar için heyecan verici. O yüzden olsa gerek muhafazakar vatandaşlarımızın buraya yönelik inanç turları cuma gününü mutlaka kapsar. Daracık sokaklardan binlerce yıldır akın akın giden insanlar mescidin içinde ve dışında oldukça kalabalık bir cemaat oluşturuyor. Kadınlar cuma namazını Kubbet üs Sahra'da kılıyor. Namaz sonrası Figen ve Güngör'ün eşi Suna bir türlü çıkmadı. Merak ettik. Neredeyse sonlara doğru iki kadın ile çıktılar. Meğer arap kadınlar ilgi göstermiş, bir şeyler ikram edip içerisini gezdirmişler.

Mescidi Aksa bölgesinden ayrılmadan önce Mervan Camii ve Hz Süleyman tarafında yaptırılan  3 bin yıllık mescidi gezdik.  Bu mescidi Davut da Süleyman da kullanmış. Mescid Aksa'nın aydınlatılması önceleri yağ ile yapıldığından ayrı yağhanesi var. Burası Süleyman Mabedinden kalan bir parça, Yahudilerin en önemli tapınağı olan Ağlama Duvarı da Süleyman Mabedinden kalan bir parça. Grup halinde gezen turistlerin çoğu Türk. 

Buradan hemen yan taraftaki Ağlama Duvarı'na geçtik.Etraf son derece düzenli ve hareketli. Duvarın bitişiğindeki kapalı bölümde trans halinde ibadet edenler görülmeye değer. Fotoğraf açısından oldukça zengin bu anları ibadet edenleri rahatsız etmeden değerlendirmeye çalıştım.

Burası ucuz değil. Neredeyse gezdiğim en pahalı yer . Merkezi bir bölgede 4 kişilik ortalama karın doyurmanın maliyeti 200 TL nin üzerinde.

Yemekten sonra kıyamet kilisesine gittik Burası İsa'nın çarmıha gerildiği yer. Buraya geliş güzergahımız İsa'nın çarmıhını sırtında taşıdığı Çile Yolu. Çarmıha gerildiği yerde kilise yapılmış. Kilisenin anahtarı üç mezhep anlaşamadığından 500 yıldır müslüman bir ailede. Kilisede üç mezhep de ibadet ediyor. Kilisenin ikinci katında camın altında bir tahta merdiven var. Abdülhamit ferman çıkarmış. Kim ne iş yapıyorsa bıraksın kilisenin tüm isini biz yapacağız demiş ve o sırada camları temizleyen adam merdiveni bırakarak işi bırakmış. Merdiven o zamandan buyana orada duruyor. Kilisede namaz kılması istenen Hz Ömer" namaz kılarsam burasını cami yaparlar" diyerek taş atımı mesafede namazını kılmış ve namaz kıldığı yere Hz. Ömer camisi yapılmış.
Bölgede dar sokaklar kapalı çarşı görünümünde. Tipik küçük dükkanlar, renkli sokaklar....
sakin bir bölgede oturduk ve bir kaç bardak çay içtik. Çaylar sallama ve genelde nane ile servis ediliyor.

Cuma akşam saatlerinde dua ile başlayan şabat  cumartesi akşamına kadar devam ediyor. Bu gün yahudilerin dua ve dinlenme günü. Cuma akşamı yahudiler akın akın ağlama duvarına gidiyor. Biz de peşlerinden tekrar ağlama duvarına geçtik. Çok etkileyici ve müthiş kalabalık. Gençler dans ediyor ve resmen eğleniyorlar. Her yaştan insan en güzel giysileri ile ağlama duvarını doldurmuş. Cuma akşamından cumartesi akşamına kadar şabat orucu tutuyorlar elektrikli araç kullanmıyorlar. Cumartesi akşamı da mutlaka yakınları ile eğlenip yemek yiyorlar. 

Buradan grup ile buluşma yeri olan Mescidi Aksa'ya yahudi mahallesinden geçtik. Evler gayet güzel ve sokaklar pırıl pırıl. Ortadoğu' da neredeyse tüm evler kesme taş. Yahudi mahallesi ile müslüman bölgesi çok keskin olarak ayrılıyor. Namaz vaktinde bahçede kimse kalmıyor. Biraz çekinsek de biz birkaç kişi binlerce yıllık zeytin ağaçlarının altında oturarak grubuın namazdan çıkmasını mistik ve heyecan verici bir ortamda bekledik. Geç saatlerde döndüğümüz otelimizin terası meraklısı için nargile keyfine uygun.

Sabah bir Filistin şehri olan el Halil yani Hebron'a hareket ettik. Halil dost demek burası Allah dostu olarak anılan İbrahim Peygamber'in şehri. İbrahim Peygamber'in camisine yani harem bölgesine geçmeden şehirde çarşıda biraz dolaştık. Dükkanlar yeni açılıyordu. Çocuklar çok saldırgan bir şekilde bahşiş için veya ufak tefek şeyler satmak için etrafınıza sarıyorlar. Eğer para verirseniz artarak tekrar geliyorlar. Gerçekten sıkıntılı bir durum. Ortam çok yoksul. Dükkanlarda neredeyse hiç bir şey yok. Kasap dükkanındaki et miktarı neredeyse ortalama bir gelire sahip batılının buzdolabındaki kadar. Benzi pahalı. Litresi yaklaşık 4,5 TL ye tekabül ediyor.

İbrahim Peygamber in mezarının olduğu cami yani harem bölgesi İsrail' tarafından kontrol ediliyor. Kontrol noktasından geçince camiye giriliyor. Burası yıllar önce İsrail' li bir doktorun yaptığı bir katliama sahne olmuştu. İbrahim Peygamber'in mezarının bir tarafında da Yahudilerin ziyaretinin mümkün olduğu bir bölüm var. Kudüs ve çevresi gerçekten enteresan. Gergin ama iç içe bir yaşam sürüyor. Gruptaki İsviçre' li bir arkadaşın dediği
gibi sorunların tam da çözüleceği yer burası. İsrailliler de İbrahim Peygamber'in soyundan geliyor. Kendisinin ve eşi Sara'nın mezarı burada. Bölge Filistin bölgesi olduğundan olsa gerek sorduğumda asker olduğunu söyleyen Filistin' li bir sivil giyimli asker bize mihmandarlık etti.

Dönüşte Halhul şehrinde  Yunus Peygamber'in makamı olarak adlandırılan camiye uğranıldı. Camide namaza geçenleri beklerken biz Güngör'le ara sokaklara daldık. İlginç, tedirgin edici, yoksul sokaklarda dolaşırken zamanı unutmuşuz.  Otobüs bizi bir süre beklemiş. 

Öğleden sonra Betlehem'e döndük. Yeniden Doğuş Kilisesi ya da Saint Helena Church hıristiyanlar için oldukça önemli. Tüm hıristiyan mezhepler burada christmas kutlar, evlenir ve vaftiz törenlerini yaparlar.  İsa'nın doğduğuna inanılan mağara burada. Şehir merkezinde olan kilise civarında biraz vakit geçirdikten sonra dünyanın en eski şehri kabul edilen Eriha'ya yani Jericho'ya doğru yola çıktık.

Eriha'nın 11 bin yıllık bir geçmişi var. Bu şehirde gbir ucu olan dünyanın en uzun teleferiğinin güzertgah uzunluğu 7.5 km. Teleferiğin bir ucu da Masada dağına uznıyor. Ne yazık ki  diğer ziyaretçiler genelde sadece dini turizm amaçladığından ne teleferiği ne de Masada'yı göremedik. 

Şehrin girişinde güzel bir yerde yemek molası verdik. Bahçesinde hurma ağaçları olan dinlenme tesisismizde İsrail'de üretilen iri hurmaların kilosu için 12 dolara anlaştık. Mekan pahalı. Neyse ki bu yemek turdan idi. Tesisteki alkol stantlarını sanırım dini turizm yapanlar gelir diye perdeyle kapamışlar.tarifede bira 20 şekel yazıyordu. Yaklaşıl 18 TL

Lut Gölü yani Dead Sea buraya çok yakın. Karşı tarafı Ürdün. Gölü besleyen nehir Ürdün ve İsrail
sınırını oluşturuyor. Göl kıyısında dolaşıp bir şeyler içtikten sonra Musa'nın makamı denen çöl ortasındaki kervansaraya gittik. Etrafta hiç başka yapı yok.Ekip namaz kılarken biz Güngör'le tepenin arkasını dönüp çöle vurduk. Kervansaray gözden kaybolunca bizim için müthiş bir sürpriz oldu. Başıboş bir deve ile karşılaştık. Çok enteresan bir andı. Güngör deveyi ipinden yakaladı. Yaklaşık 1 saat deve ile dolaştık. Onu otlattık. Güneş batarken nefis bir atmosferde son derece enteresan anlar yaşadık.

Deveyi kervansaraya getirirken devenin sahipleri bizi görünce şok oldular. Uzun süre olaydan bahsedip bize çay ısmarladılar. Meğer deve aksi inatçı bir karaktere sahipmiş. Bizim yanımızda uysal bir şekilde takılması onları şaşırtmış. Deve ile geçirdiğimiz zaman son derece eğlenceli, enteresan ve asla unutulamayacak bir zamandı.

Hava karardıktan sonra Kudüs', devamında da otelimize döndük. Otele döndüğümüzde TV de Real Madrid ile Atletico Madrid in maçı vardı. Filistin koyu bir Real Madrid taraftarı. Sebebi Ronaldo' nun Filistin'e yaptığı bağışlar. Maç sonucu penaltılarla Real Madrid'in lehine sonuçlanınca sokaklarda konvoy bile yaptılar.

Buraya kadar gelip Mescidi Aksa'da sabah namazı atmosferi görülmeden olmaz.Sabah daha gün ışımadan başlayan hareket, daracık sokaklardan hızlı hızlı mescide yetişmeye çalışan insanların namaz sonrası yavaş yavaş dağılmaları atmosferde hissedilen mistik yoğunluk görülmeye değer. 

Kahvaltı sonrası otelden 8 de hareket ettikten sonra direniş yani intifada nın başladığı yer olan duvarın bulunduğu yerde Filistin'in efsaneleşmiş hava korsanı Leyla Halit fotoları çekildikten sonra Davut'un mezarının olduğu mabede gittik. Burası çok sayıda yabancı ziyaretçisi olan bir yer. Girişte
arp çalan Davut heykeli bizi karşılıyor. İsa'nın son yemeğini yendiği oda burada. Mabedin bazı bölümleri okul. Buradan yürüyerek Ermeni mahallesi ve sonrasında Yahudi mahallesinden geçerek her zamanki durağımıza Mescidi Aksa'ya geldik.mescidi aksaya geldik. Yahudi mahallesi zenginliği, düzeni ve yapıların güzelliği ile fark ediliyor. Küçük güzel meydanlar, kafeler, pastaneler ve  sanat galerileri ile tipik bir Avrupa mahallesi. Kapalıçarşı'nın başladığı kemer ile müslümanların yoğun olduğu bölgeye vardığımızda yapılar ve ortam bıçakla kesilmiş gibi farklılaşıyor.

Bugün mescidi aksanın bahçesinde çok sayıda müslüman olmayan turist var. Müslümanların kılık kıyafeti girişte sıkı denetime tabi. Kubbet üs  Sahra'nın içindeki miraç taşı  Peygamber'in göğe yükseldiğine inanılan nokta. Yine bu bahçede  Peygamber'in hayvanı bağladığı yere yapılan Burak mescidi de var. 

Artık dönüş vakti yaklaşıyor. Bugün son günümüz. Kapalıçarşı ve civarından geçerek öğlen saatlerine ulaştıktan sonra otobüs ile hava alanına doğru dönüşe geçtik.
Hava alanında çıkışta güvenlik kontrolünden, birtakım sorulardan geçiliyor. Ancak ilginç olan
pasaport polisinden geçmeden çıkış yapmak mümkün. Bir kioksta pasaportu okutarak görüntü onayı da aldıktan sonra makinenin verdiği kartı turnikede okutup geçilebiliyor. Öyle sanıyorum ki bu yeni uygulama yakında her hava alanında  kullanılmaya başlar. 


İsrail çok önemli bir yer mutlaka görülmeli. Bu gezide göremediğim Haifa şehri, Masada dağı ve çok merak etmeme rağmen göremediğim komünal yaşam ve üretimin sürdürüldüğü çiftlikler olan Kibutz'ları görmek için tekrar gelmek isterim. 

Tur işine gelince.... Eşim ile beraber diğer katılımcılara göre daha liberal bir görünüşe sahip olmaktan olsa gerek ilk başlarda bir mesafe vardı. Ancak son güne ulaştığımızda herkes ile daha içli dışlı olduk. Birlikte yaşamak böyle bir şey. Farklılıkları daha çok törpülemek gerek. 

Ben yine de başkalarına tabi olarak gezmektense kendi başıma kaybolmayı, turist olmaktansa gezgin kalmayı tercih ediyorum.