16 Temmuz 2015 Perşembe

Greece-Halkidiki

Yaz geldi.
Alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil.
Deniz tatili yapmadan olmaz.
Önceki yıllarda tekne ile Yunanistan adalarını ziyadesiyle gezdik. (Blogda bu konuda yeterli yazı var.) Kuzey Ege gezimiz sırasında gitmeyi çok istememe rağmen olmamıştı.
Bu yaz Halkidiki kıyılarındayız.

Selanik'in alt tarafında denize doğru uzanan üç parmaklı el şeklindeki yarımada Halkidiki bölgesidir. Üç parmağın isimleri güneyden kuzeye doğru Kassandra, Sithonia ve Athos. Kassandra ve Sithonia turizm açısından son derece hareketli yarımadalar ancak Athos 24 manastırın bulunduğu bir dini inziva bölgesi. Athos'a kadınların girmesi yasak. İstanbul patrikliğine bağlı olan bu bölge Unesco miras listesinde. Heybetli Athos dağını barındıran yarımadanın tepelerine yapılmış manastırlarda rahipler tanrıya yakın olduklarını düşünmüşler.

İnternet üzerinden Kassandra ve Sithonia'nın birleşim yerinde, denize yakın dairemizi üç kişi için 7 günlüğüne 1.200 TL ye kiraladık. Yolculuk araba ile 7.5 saat kadar sürecek. Bu sefer sigortayı kapıya bırakma niyetim yok. Öncesinde turingden yaptırmayı düşünüyorum.

Her ne kadar kalktığı söylense de Uluslararası Ehliyet garabetinin kalktığından emin değilim. İnternetten yaptığım araştırmada her ne kadar 2015 yılında kalksa da bizim ehliyetler AB standartlarında olmadığından ehyliyetler değişene dek devam ettiği ve Yunan Polisi tarafından istendiği şeklinde bilgilere ulaştım.

Yeşil Sigortayı bir ara Turing'e gidip yaptırdım ama ehliyeti yaptırmadım. Onu kapıya bıraktım. Bedeli az değil tabi ki ama üç kuruş bile olsa saçmalığın daniskası olan bu garabetten kurtulup kurtulmadığımızı İpsala'da öğreneceğiz.

Hazırlıklarımız tamam. Ağustosun 2 sinde arabayı yükledik. Akşama doğru yola çıktık. Geceyi İstanbul'da geçirdik. Halkidiki'deki yerimize girişimiz 3 Ağustos. Sabah 06:da kalktık. Yola çıkışımız 7:00 oldu.

Trafik açısından çok şanslı sayılmayız. Köprüyü yoğun bir trafikte geçtikten sonra İstanbul-Edirne otoyoluna girmeden başlayan trafik bizim 1 saatimizi yedi. Sebze kamyonu devrilmiş.

Kapıda Beynelminel Ehliyet hakkındaki araştırmalardan edindiğin sonuç....: seve seve çıkartacaksınız.. yoksa Yunan Polisinden geri dönersiniz. Dönenleri görünce 1 yıllık yeniletme ücreti 225 TL bayılmak zorunda kaldık. İlk defa çıkartmanın bedeli 415 TL. Ne gariptir ki yakın zamanda Midilli'ye aracı ile giriş yapan arkadaşım orada istemediklerini söyledi...

Yunan kapısından girişimiz çabuk ve kolay oldu. 12:30 gibi komşunun yollarını çiğnemeye başladık. Çok geçe kalmak istemediğimizden ve bölgeyi daha önce birkaç kez gördüğümüzden otoyolu kullanıyoruz.Yunanistan otoyol ücretleri otomobiller için 2.40 Euro.

Onların Xanti'si bizim İskeçe oluyor. İskeçe'ye girip kısa bir tur attık.Aç karınlarımızı doyurmak için girdiğimiz mekanın aşçısı Türk. Köfte ayran ve sularımızın bedeli 13 Euro tuttu. Kırmızıya inen depomuzu fullemenin bedeli 50 Euro.

Halkidiki bölgesine ayrıldıktan sonra yollar dar ve tek şeritli hale geldi. Ortalama süret 70-80 km lere düşünce kalacağımız yere varışımız 16:30 u buldu. GPS sayesinde internet üzerinden rezerve ettiğimiz yerin kapısına kadar gittik. Kapıya vardığımızda görevli dışarı çıktı ve soru nidası ile Mr.Hakim  ??? dedi. Hakan olarak düzelttim.  :))

Dairemiz gayet uygun. 1 yatak odalı daire. Geniş balkonlu. Giriş kat. Balkonun önüne arabayı çekebiliyoruz. Akşam saatlerine dek balkon gölgede kalıyor. Akşam da saat 17:00 ile 20 civarında güneş geliyor sonrası yine serin.

Yürüme mesafesi carrefour var. Dana antrikot 9, bira 1.euro civarı. Zeytin peynir zeytinyağı bol. Halkidiki zeytin yetiştiriciliği açısından önemli bir bölge. Buzdolabunı doldurmanın maliyeti 60 euro...bize birkaç gün yeter :)

Dairemize yakın plajımız beklediğimden güzel. Sahil boydan boya plaj. Su gayet güzel. Bir yerde yabancı olmanın rahatlığı paha biçilemez. Geç saatlere dek plaj ve balkon ile günün artanını iyi değerlendirdik.

Sabah balkondaki, kahvaltımız tahmin ettiğim güzellikte idi. Güzel bir esinti. Gölge ve serin balkon daha ne olsun. Yaklaşık 2 saat süren kahvaltımıza kitap, internet gezintileri ve yeni gelen bulgar komşuları çaktırmadan inceleme de dahildi.

Öğle sıcağını çay, kahve eşliğinde kitap okuyarak ve memleketin can sıkıcı gündemini internetten takip ederek atlattık. Yan komşumuz Sofya'dan gelmiş. Türkiye'yi iyi tanıyor. Biraz istikşafi sohbet ettik:))

Sithonia

Güneş yakıcı etkisini yitirmeye başladığında arabaya atlayıp Sithonia'ya doğru yola koyulduk. İlk durağımız Nikiti. Yollar tek şeritli ancak düzgün. Trafik gayet makul. Her taraf yemyeşil. Bitki örtüsü genelde çam ve zeytinlik. Nikiti küçük bir yerleşim yeri.Sahil boylu boyunca plaj ve kafelerle dolu. Her yerden denize giriliyor. Deniz pırıl pırıl. Ortalık çok kalabalık değil. Bir kafede oturup bir şeyler atıştırdık. Greek Salata 6 Euro.

Nikiti'nin hemen ilerisinde Kastri Koyu var. Orada pırıl pırıl suda birkaç saat yüzdükten sonra yarımadanın doğu tarafına Varvarou plajına geçtik. Burası da son derece güzel. Olimpos' a benziyor. Kısa bir patikadan ulaşılan doğuya bakan plajın arkası yüksek dağlarla çevrili. Güneş dağların arkasına devrildiğinde plajın sakinleri ufak ufak toplanıyor.

Bölge bence oldukça güzel. Turist yoğunluğu yerli halktan. Diğerleri de genelde komşu ülkelerden. Kuzey Avrupalı oldukça az. Türk hiç görmedik. Burası bence kesinlikle ihmal edilmemeli.

Mekanımıza döndüğümüzde hava kararıyordu. Serin balkonda geç saatlere dek sohbet iyi geldi. Burasını gerçekten sevdim. Uzun zamandır boş boş oturup uzun uzun kitap okuma fırsatım olmamıştı. Yakın zamanlarda başlayıp bitiremediğim 4-5 kitap getirmiştim. Edward Said'in Entellektüel'i, Murakami'nin İmkansızın Şarkısı, Baudelaire'nin düzyazı şiirleri burada bitecek sanırım. Özellikle kahvaltı sonrası güneş kırılana dek gölge olan ve hafif esintili balkonumuz cırcır böceği sesleri ile okumak için süper bir ortam.

Ertesi gün civarda küçük bir gezinti yapmaya karar verdik.Bizim kaldığımız yerleşim yerinin adı Kalives. Çok yakınımızda 4-5 km mesafede yer alan Olynthos mozaikleri ile ünlü. Olynthos girişinden önce toprak yola saparak ulaşmaya çalıştığımız mozaiklerin olduğu bölgede karşı yönden yaya gelen İndina Jones giyimli Alman gezgin bizi geri çevirdi. Bölge kapalıymış. Biz de köy-kasaba karışımı sessiz Olynthos ta bir tur atıp yakınlardaki başka bir yerleşim yeri olan Agios Mamas'a yöneldik.

Burası da benzer şekilde sessiz ve sakin bir kasaba. Denize kıyısı olduğundan şehir içinde bir plaj tabelası Plajda da bol beyaz şemsiyeli bir Beach Clup mevcut. Bir ara 65 km mesafedeki Selanik'e gitmeye niyetlendiysek de yanımızda pasaport vs olmadığından bu düşüncemizi erteleyerek Kalives sahiline döndük. Sahil yine çok güzel. Deniz pırıl pırıl. Ortalık sakin.

Akşam saatlerinde kaldığımız mekanın ortak barbeküsünü tüttürme niyeti ile alışverişimizi yaptık. Kaç gündür kullanılmayan barbeküyü 5 kilosu 4 euroya aldığımız meşe kömürü ile tüttürerek güzel bir sofra kurduk. Yemek yerken uzaklardan gelen gök gürültüsü sesleri gündemimize dahil olamadı ama yemek sonrası sahilde yürüyüş esnasında rüzgarın yavaş yavaş artması ve ortalığı uçuşturmaya başlaması ile herkesin gündeminin merkezine oturdu. İstisnasız her kes telaşla bir şeyler topluyordu. Eve dönene dek başlayan yağmur yarım saat sürdü-sürmedi ama arkasında nefis bir berraklık, serinlik ve koku bıraktı.

Bu sene sabahları erken kalkmıyorum. Uyanıyor ama kendimi yatmaya zorluyorum. Böylece öğle sıcağı ve birkaç saat sonrasını atlatmak daha kolay oluyor. Tatilimizin 3. sabahı komşu ile muhabbeti koyverdik. Bizim gibi tek kız çocuklu bir aile. Adamın adı Plamen. Station wagon dizel bir Kia Ceed kulanıyor. Sevimli bir golden retrieverları var. Plamen ile kafalarımız uydu. Neredeyse dünya sorunlarına bakışımız da örtüştü sayılır. Kızı Almanya'da Heilderberg Üniversitesi öğrencisi. Ama fark etmiyor. Bizim kızımız gibi ellerinde internet bağlantısı sağlayan bir alet varsa odadan bile çıkmıyorlar. Nitekim bir ara internet kesildi de ikisi de odadan çıkınca tanışır gibi oldular :)

Selanik

Tatilimizin 4. günü hava biraz bulutlu . Selanik için çok uygun bir gün. Kalives-Selanik arası 67 kilometre. GPS 1 saat veriyor ama normal bir sürüş ile 45 dakikada varılıyor.

Öğleden sonra acele etmeden koyulduğumuz yol çok rahat bir şekilde Selanik'te son buldu.Önceki gelişlerimde yaptığım gibi doğrudan sahile yöneldim. Bundan önceki iki ziyaretim de motosiklet ile idi.O nedenle park sorunu yaşamamıştım. Selanik büyük bir şehir ancak İstanbul karşısında ne kadar büyük olabilir ki? İstanbul tüm Yunanistan'ın iki katı :)

Kalivesten gelen yol hiç sapmadan dümdüz sahilin paraleli caddeye bağlanıyor. Cadde lüks mağazalarla dolu. Cadde boyunca tek sıra park etmiş araçların arasında tek araçlık bir yer bulduk. Büfeciden okeyi aldıktan sonra arabamızı gönül rahatlığı ile bırakarak sahilde ve civarda turladık.

Selanik gölgesi bol bir şehir. Bol miktarda ağaç var. Dolaşmak, hava sıcak da olsa zorlamıyor. Marka mağazaların önleri eşlerini bekleyen erkeklerle dolu:))

Sokak köpekleri çok sakin ve mutlu. Her biri bir gölgeye postu sermiş.

Gelmişken Atatürk'ün doğduğu evi de ziyaret edelim istiyoruz. El yordamı ile bölgeyi buldum. Arabayı bıraktığımız otopark görevlisi ile biraz Paok-Beşiktaş muhabbeti yaptık. Otopark sahibesi hanımın eşinin Türk olduğunu söyledi.

Yürüdükçe yolu hatırlayarak Atatürk'ün doğduğu eve ulaştık. Her zamanki gibi sat 17:00 yi geçtiğinden kapanmıştı. Kızımın bir kaç kare fotoğrafını çektikten sonra karşımıza çıkan ev yemekleri menülü bir lokantaya oturduk. Tezgahtaki yemekler barbunya, karnıyarık, dolma, pilav ve yahni idi. Ben dolma söyledim. Şekil şemal ve tadda her hangi bir farklılık yoktu. Oldukça büyük porsiyon 4,5 euro.

Yarım günlük Selanik gezisi bu kadar olur. Dönüş yolu da oldukça rahattı. Mekanımıza geldiğimizde Bulgar komşumuz barbekü ile uğraşıyordu. Onun işi bittiğinde ben de dolaptaki malzemelerden nevaleyi hazırladım. Közlediğim biberleri soyup doğrayarak yoğurt ile karıştırdığım meze çok lezzetli oldu. Unutmadan... yoğurtlar oldukça lezzetli.

Kassandra

Halkidiki yarımadasının Ege'ye uzanan üç parmağından en güneydeki Kassandra. Lüks konaklama seçenekleri daha çok bu yarımada üzerinde. büyük ölçekli haritalarda görünmeyen ince bir kanal ile anakaradan kopartılmış yarımadaya köprü ile geçiliyor.

Öncesinde Nea Moudania'ya uğradık.Yani Yeni Mudany'ya. Yunanistan'ın doğu kıyılarında başına "yeni" ön eki almış bir çok yerleşim var. Bunların isimleri dikkat edildiğinde bizim memleketteki yerleşim isimleri ile benzeşiyor. Çünkü buralar bizim Ege kasabaları ve şehirlerinden göçen Rumların yerleştiği şehirler. Moudania da bizim Mudanya'dan göçen Rumların kurduğu şehir.

Deniz kenarında kurulu bu tipik Ege kasabasında pırıl pırıl bir plaj ve küçük bir marina da var. Sokaklar sıcak havanın etkisi ile sessiz ve sakin. Tek tük gruplar kafelerde geleneksel soğuk Yunan hahvesi frappelerini yudumluyorlar.Biraz dolaştıktan sonra biz de gölgesi bol rüzgarı serinletici bir kafede biraz soluklandıktan sonra Kasssandra'ya doğru yola koyulduk.

İlk durağımız Nea Fokea. Adından da anlaşılacağı üzere Yeni Foça. Anadolu' dan göçenlerin tarih öncesi bir yerleşim üzerine kurdukları şehir Kassandra yarımadasının girişinde. Bizans Kulesi kıyıda, hakim bir tepe üzerine kurulu. Bizdeki köy-kasaba ebatlarındaki Nea Fokea turistik şirin bir mekan. Birkaç teknenin de sığınabileceği balıkçı barınağının önündeki balıkçı lokantaları çok güzel.

Girişin hemen solundan merdivenle inilen plaj gayet güzel. Bir kısmı şezlong ve şemsiyeli kafeterya tarafından işgal edilmiş olsa da plajın büyük kısmı bizim gibi kendi şezlong ve şemsiyeleri ile gelen tatilcilerce kullanılıyor.

Denize girdiğimiz yerden bakınca batı tarafta oluşturulmuş mendirek ve öncesindeki voleybol sahası o yöne yürüme isteği doğurdu. İyi ki yürümüşüz.

 Mendireğin hemen ötesinde küçücük bir plaj ve denizde de yaşlı bir amca vardı. Amcayı rahatsız etmeden biz de bir kenardan suya girdik. Amcanın "where are you from" sorusu ile başlayan sohbet 1 saate yakın sürdü.

Adı Niko. 70 li yaşların ötesinde çakı gibi bir ihtiyar. Bana Tarhan Abi'yi hatırlattı. 20 yıl kadar Amerika'da kalmış. Ataları Giresun Pontus göçmeni. Göğsümüze kadar suyun içinde neredeyse buruşana dek sohbet ettik. Türkiye'yi siyasi olarak sorunları olsa da güçlü görüyor. Yunanistan'ın ekonomik sorunlarının temelinde geçmiş hükümet politikalarının yattığı düşüncesinde. Çipras'ı zeki ve yetenekli bulmakla beraber çok şans da vermiyor. Ben İstanbul, O Kostantinapol diyor.

Akşamı Nea Fokea'da yaptıktan sonra yakınlardaki bir köy olan Afitos' a geçtik. Köy son derece güzel, oldukça tursitik.Kaç gündür ilk kez Türkçe konuşan birilerine rastladık. Ama sadece Türk turistler değil burada çalışanlar da Türkçe biliyor :))

Bizim Alaçatı onların da Molivos' unun bir benzeri burası. Çok sayıda lokanta ve hediyelik eşya dükkanı, dolayısı ile de çok sayıda turist var. Arabayı park edecek yer bulmak kolay değil.

Dolaşırken bir kaç garsonla tanıştık. Gürcü ve Arnavut çalışanların yanı sıra Eteki Taverna'da çalışan Eduard Türkçesi ile bizi etkiledi. Doğma büyüme bu köylü olan Eduard bizi mekanda güzel bir masaya yerleştirdi. Türkçeyi bu derece güzel nasıl öğrendiğini sorduğumuzda dedesinin Trabzon'dan göçtüğünü ve üç yıl önce öldüğü zamana dek evde Türkçe konuştuğunu söyledi. Tavuklu salata, yeşil salata ahtapot ızgara, kuzu pirzola ve bol miktarda içecek için 46 euro ödedik.

Artık tatilimizin sonuna yaklaşıyoruz. Komşudan aldığım bilgilere göre Bulgarista'ın Yunanistan tarafından giriş kapısından sonra fazla uzak olmayan mesafede Sandansky görülesi bir yermiş. Nokta olarak haritaya işaretledim, her ihtimale karşı da booking den bir rezervasyon yaptım. Belki iki gün de orada kalırız.

Sarti Beach-Armenistis Beach

Cumartesi günü trafik beklediğimden sakin. Güzel bir yerde denize girmek istiyoruz. Halkidiki ile ilgili araştırma yaparken karşıma çok sık çıkan Sarti Plajına gitmeye karar verdik.

Sarti Sithonia yarımadasının sonlarına yakın. Mesafe 70 km olmasına rağmen yol tek şeritli ve virajlı olduğundan ortalama süratin 70 i bulması zor oluyor. Varışımız 1 saatten fazla sürdü. Ama dedim ya trafik gayet sakin, manzara da güzeldi. Orta derecede dağlık ve bol çam ağaçlı rotamız bizi fazla yormadı.

Sarti çok uzun bir kumsala sahip. Plajın manzarası da mükemmel. Yüksekliği 2000 metrelerde olan ve Athos yarımadasının sonunda bulunan Athos dağı tam karşımızda. Dağın tepesinde her daim bir tutam bulut var.

Deniz daha çok sörf için uygun şekilde dalgalı olduğundan yorucu olur düşüncesi ile buraya yerleşmedik. Yol üzerinde peş peşe geçtiğimiz bir çok plaj sapağından biri olan Armenistis Beach'e girdik.

Armenistis Beach çok büyük bir kamping barındırıyor. Çam ağaçlarının denizde son bulduğu koy gerçekten çok güzel. Halkidiki kamping dolu. Körlemesine gelinse bile açıkta kalınması olanaksız.

Plajın son tarafındaki kayalıklara yakın obamızı kurduk. Deniz de mükemmel. İyi olmayan tek şey plajdaki bir kafeden sanırım gün boyu devam eden tekno müzik. Müzikten de anlaşılacağı üzere genç nüfus oldukça fazla. Kamping sakinleri dışında günübirlik gelenlere ilk iki saat bedava sonrası için kişi başı 1.5 euro alınıyor.

Burada iki saati doldurmadık ama gün akşama kavuştu. Toparlanıp yola koyulduğumuzda anladık ki kahvaltıdan bu yana bir şey yememişiz. Yol üzerinde yan yana kurulmuş dönerci ve tavukçudan biz kanatlı olanı tercih ettik. Kızarmış tavuk eşliğinde salata ve bol patates kızartması çok doyurucuydu. Yediklerimizi eritmek için konakladığımız yerdeki plajda bir saat kadarr yürümek gerekti :))

Halkidiki'deki son günümüz.Civarda takılarak geçirmeyi düşünüyoruz. Geniş ve yavaş bir kahvaltıdan sonra aileye Polygros'a gitmeyi teklif ettim. Eşim denize girmeyi tercih edince Doğa ile Polygros yoluna vurduk.

Polygros

Halkidiki bölgesinin yönetim merkezi olan Polygros bir dağ şehri. Denize kıyısı yok. Kalives' e mesafesi 12-13 kilometre. Şehir tipik bir Yunan kasabası. Saat 15:00 i geçmiş olmasına rağmen etrafta kimseler yok.

Merkez biraz hareketli. Evler çok güzel ve bakımlı. Her birinde bir özen var. Bahçeler düzenli, çiçekler canlı.

Ara sokaklarda Doğa ile fotoğraf çekerek dolaştık. Yorulduğumuzda merkezdeki çay bahçesi lokanta karışımı mekana oturduk. Oldukça yaşlı ama dinç bir garsonu var. Tertemiz gömleğine taktığı kravatının ucunu çapariz yapmasın diye gömlek cebine sokmuş.

Menü çok uygun. Doyurucu bir yemek ortalama 6-7 euro. Biz içeceklerimizin yanına kabak kızartması sipariş ettik. Tempura usulü pişirilmiş yanında koyu kıvam cacık ile sunulan kabak enfesti.

Dönüşte doğrudan sahile geçtik. Figen'e Polygros'u biraz övünce akşam yemeği planı belli oldu. Biraz deniz biraz balkon derken güneş iyice alçalınca akşam yemeği için tekrar yola düştük.

Aynı mekana yönelince ihtiyar amcamız bizi gülerek karşıladı ve aynı masaya oturttu. Biz siparişimizi beklerken kiliseden çıkan şık giyimli insanlar evlerine dağılıyordu. Neredeyse her geçen bizim ihtiyar amcaya bir laf sokuşturdu. Belli ki amcamız buranın yerlisi.

Polygros ta çok sayıda yaşlı çınar var. Oturduğumuz yerin hemen karşısında da yüzlerce yıllık bir çınar neredeyse tüm meydanı gölgeliyor. Garson amcamıza sorduğumda çınarın en az 400-500 yıllık olduğunu söyledi. Kral Kostantin ile Venizelos arasında yaşanan 1918 olaylarında bu çınarın dallarına çok insan astıklarından söz etti. Çok uzun yıllar yaşayan bu sağlam ağaç yetiştiği her coğrafyada bir darağacı işlevi de görmüş.

Bulgaria-Sandansky

Ağustos'un 10 unda Halkidiki'deki bu güzel tatilimizin sona erdi. Kaldığımız daire binanın en güzel dairesi idi. Zemin katta, geniş balkonlu, balkondan da girilebilen lüks olmamasına rağmen her olanağı barındıran dairemizi kahvaltıdan sonra boşalttık. Pek İngilizce bilmeyen görevlimiz ile el sıkıştığımızda saat 10:30 du. Bulgar komşumuzun arabası yoktu. Vedalaşamadık.

Yeni hedefimiz Sandansky. GPS e göre mesafe 211 kilometre. Yolumuz Selanik üzerinden kuzeye doğru.

Sakin trafikte sınıra vardık. Geçiş kolaydı. Bir Türk olarak başka ülkelerin sınırlarından çok kolay geçtim ancak Türkiye'ye giriş nedense hep sıkıcı ve zor oldu. Bakalım bu sefer nasıl olacak.

Bulgaristan vinyet uygulamasının olduğu ülkelerden.7 günlük vinyet için tarifede 5 euro yazıyor ama sınırdaki büro nedense 7 euroya satıyor. Almamanın cezsı 50 euro.

Sandansky sınıra yaklaşık 20 km. Dağların içinde kurulmuş olan şehir kıvrılarak giderken aniden karşımıza çıktı. Nüfusu yaklaşık 30.000 olan şehir bir kaplıca şehri. Şehrin tarihinin en ünlü kişisi Spartaküs. Roma Krallığının köle devrimcisi burada doğmuş.

Kalacağımız daireyi bulmaya çalışırken telefonumuz çaldı. Mekan sahibi meraklanmış. Yerimizi tarif ettik gelip bizi aldı. Almasa Panoroma Apartman'ı bulmamız pek kolay olmazdı.

Şehre tepeden bakan ama merkeze 150 metre mesafedeki 1+1 dairemiz oldukça şık. Sahibi koca Polanyalı kadın Bulgar bir çift. İki gece için konaklama bedelimiz olan 60 euroyu ödedik. Üstünkörü yerleştikten sonra merkeze indik. Tam merkezde büyük bir kaplıca otel var. İçinden geçilerek Sandansky'nin büyük parkına ulaşılıyor. Otelin park ile birleştiği noktada bulunan  çeşmeden akan suyun sıcaklığı 76 derece.

Park çok büyük ve güzel. Bana Doğu Berlin'in Treptower Park' ını hatırlattı. Parktan güneye doğru inen araç trafiğine kapalı cadde çok güzel. Doğrusu şehre ilk girdiğimizde böyle bir hareket ve şıklık bulacağımı sanmamıştım.

Burada fiyatlar Yunanistan'a göre daha uygun. Üç kişilik yemeğimize ödediğimiz para 25 leva. Yani yaklaşık 13 euro. Bulgaristan'da hemen her yerde euro geçiyor ama kur çevriminde mutlaka zarar ediliyor. Biz o nedenle 100 Euro bozdurduk. 100 Euro ya karşılık 194 Leva aldık.

Yorgun argın eve dönerken yakındaki orta büyüklükte bir marketten Türkiye' yi de düşünerek alışveriş yaptık. Bulgarlar kaşar konusunda çok iyiler. Kaşarın kilosu yaklaşık 13-14 leva. Bira 1,5 leva civarında.


Sandansky'de ikinci günümüz tatilimizin de son günü. Sabah eldeki malzemelere kaşkaval peynirlerimizi de ekleyerek güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı sonrası biraz miskinlik biraz internet derken öğlen sıcağını atlattık. Bölge dağlık olduğu için sıcak öldürücü derecede değil.

Araba ile şehrin kuzeyine, ormana doğru sürdük. Çevre tamamen orman. Burasını sonbaharda düşünemiyorum. Mutlaka gelmeli.Nehir kenarından şehrin içinden başlayan park ormanın içerisine dek devam ediyor. Yol kenarında parkın sonundaki genel yüzme havuzu ile eklemlenmiş bir lokantada mola verdik. Bir saat kadar sessiz sakin çevreyi izlerken bir şeyler içtik.

Dönüşte bu sefer şehrin güneyine doğru sürdük ama bu taraf geldiğimiz yön ve çok cazip değildi. Peny Market'i görünce girip Türkiye için biraz daha peynir, şarap ve çikolata aldık.

Aldıklarımızı ve arabayı eve bıraktıktan sonra küçük çantalarımızı alarak parka daldık. Sonuna dek hafif rampa yukarı çıkışımız biraz yorar gibi olduysa da son derece güzel düzenlenmiş bol heykelli park görünüşü ile yorgunluğumuzu hissettirmedi.

Dönüş nispeten daha kolay olduysa da hareketli caddemizin başlangıcında kahve ve bol sıvı molası iyi geldi.

Piyasa caddesi Makedonia her daim hareketli. Şık giyimli kadın ve kızlar, kaykay yapan gençler, bizim gibi turistler bu caddede. Akşama dek ilerisi gerisi ve sağı solu ile Sandansky sokaklarını arşınladık. Aynı kişileri birkaç kez görmeye başlayınca anladık ki piyasadan çekilmenin vakti gelmiş.Güzel bir yemekten sonra hava karardığında dairemize döndük.

Tatili bitirdik. Dönüş gününe ilişkin insanın bir şey yazası gelmiyor. Toplanıp yola çıktığımızda saat 10 :00 du.

Bulgaristan üzerinden dönüyoruz. Maksat aynı yolu geri dönmemek. Çok sayıda yol yenilenmiş ama yine de bağlantı yolları ve tali yollar çok problemli. Bu ülkede gps de çok sağlıklı sonuç vermiyor. Ana yoldan gittiğinizi zannederken yol bitebiliyor da.

Neyse ki Bulgaristan coğrafyası son derece güzel ve yeşil. Ama yola çıktığımdan itibaren beni düşündüren tel şey var o da İstanbul trafiği.

Yine en uzun işlem zamanı ile Kapıkule birinci:)

Nispeten rahat trafikte köprüyü geçmek 1 saatten çok sürdü.

Alışkanlık olduğu üzere tarihe not düşmek babından;
Konaklamalar, mazot vs vs her şey dahil 10 günlük bu tatilin bize maliyeti 1200 Euro kadar oldu.
Bence gayet uygun.
Yemeklerin çoğunu dışarıda yediğimizi de hesaplarsak,
İki ülkede 3 kişilik bu aksiyon için fazla sayılmaz.