30 Ocak 2015 Cuma

VİYANA

Aylar öncesinde iki kişi için  500 TL ye uçak uydurunca geriye 3 günlüğüne iki kişi için 250 TL ye oteli ayarlamak kaldı:))  Yani kısacası kısmet olursa 3 günlük Viyana seyahatinin eşim ve bana maliyeti 750 TL olacak.

Yıllardır sağında solunda dolaşmış ama Viyana'yı ihmal etmişim. Nasılsa gideriz diye yıllarca Prag'a, hatta Kıbrıs'a gitmemem gibi...

Viyana'nın gerçek bir Avrupa şehri olduğu, Almanya'dan daha Almanya olduğu herkesin malumudur. Bu şehir birçok ünlünün doğum yeri olduğu gibi birçoğu da yaşamının bir döneminde Viyana ile temas etmiştir. En ünlü Viyana'lı kuşkusuz Mozart'tır. Herbert Von Karajan gibi bir efsane şef de Viyana' lıdır, Falco da, Arnold Schwarzenegger gibi Hitler de Viyana'lı sayılır. Enstein'i de Viyanalı sayabiliriz ama Freud köküne kadar Viyana'lıdır. Hadi bir tane de ressam sayalım. Klimt tam Viyana'lıdır.

Eminim ki herkes merak etmektedir. Acaba Hitler ressam olmak için bankalarda ve apartman girişlerinde beş parasız konaklayıp iki kez girdiği Viyana Güzel Sanatlar Akademisi'ne kabul edilseydi nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?

Böyle bir şehir için  3 günün az olduğu doğru ama ne yapalım öyle işte.Turist gibi bütün sarayları müzeleri sindire sindire gezemeyince mecburen gezgin ayakları ile "Viyana' lı gibi takılma" numaralarına sığınacağız:) O yüzden daha çok bu muhteremlerin takıldığı tarihi cafe'leri haritaya işaretledik.

Pegaus'un 12:22 deki uçuşuna internetten check-in'imizi yapıp bavulumuzu da "kabin size" hazırlayınca elimizi kolumuzu sallayarak uçağa bindik. Kısa yolculuklarda kesinlikle öneririm. Müthiş zaman kazandırıyor.

Viyana havaalanına indiğimizde hava soğuk ama açıktı. Şehre gitmek için her zamanki yöntemi yani public transport'u kullanıyoruz. Havaalanından merkeze hızlı tren var, kişi başı 16 Euro. Ancak 7 nolu S Bahn ile kişi başı 7 euroya 10 -15 dakika daha uzun süren bir yolculukla merkeze ulaşmak da mümkün. Biz 7 nolu S Bahn ile iki aktarma ile kolaylıkla otele ulaştık. Otelimiz merkeze en kolay ulaşım sağlayan U1 metro hattı üzerindeki Keplerplatz istasyonuna 100 metre. Bu bizim için büyük bir avantaj. Resepsiyon görevlisi son derece yardımcı idi. İşlemimiz iki dakikayı geçmedi.

Zamanı boşa geçirmek istemiyoruz. Kendimizi dışarı attığımızda öncelikle telefonumdaki harita uygulamasından bir elektronik mağazası araştırdım. Metro istasyonunun hemen ilerisindeki bir alışveriş mağazasında Saturn mağazası bulduk. Hemen oraya uğradık ve daha önce araştırdığım bir fotoğraf makinesini ülkemizdekinin üçte iki fiyatına edindikten sonra artık Viyana'yı fethe hazırdık. Saat akşama yaklaştığı için bugünlük otel civarında takıldık. Burası Türklerin de yoğun yaşadığı hareketli bir bölge. Tesadüfen iyi bir bölgeye düşmüşüz:) Kahve, yemek derken yeni makineme da alışmak için biraz egzersiz çekimleri yaptım.Sonuçlar gayet iyi.

Ertesi sabahki Otel kahvaltısı zayıf ama doyurucuydu. 08:30 gibi metro istasyonundaki bilet otomatının başındaydık. Günde 3 defadan fazla kullanılacak ise en avantajlısı günlük bilet almak. 24 saat geçerli bilet kişi başı 7 euro. Tek seferlik bilet 2.10 Euro. Biz bugünün temposunu yoğun planladığımızdan günlük bileti tercih ettik. Burada da toplu taşımada kontrol yok. Sistem güvene dayalı.

İlk durak olarak Rathaus civarını tercih ettik. Meydana çok güzel bir kayak parkuru yapmışlar. Çoluk-çocuk, yaşlı-genç tüm Viyana paten yapıyor. Rathaus'un bir kaç kare fotoğrafını çektikten sonra meydanın karşısında 1873 yılından buyana faaliyet gösteren Cafe Landtmann'a geçtik. Gezimiz ve yazımızın ana konusu Viyana Kafeleri olsun istedim ve en ünlülerinden biri ile başlayalım.

CAFE LANDTMANN

1873 yılında kurulmuş. Günümüzde daha çok tiyatrocular ile birlikte  Parlemento binasına yakın olduğu için gazeteci ve politikacıların uğrak yeri olan Landtmann'ın eski müdavimlerinden en ünlüsü Freud'dur.Mahler ve Peter Altenberg'in de sık uğradığı bir mekandır.

İçeri girdiğimizde hemen tüm masalar doluydu. Biraz bekledikten sonra iki kişilik küçücük bir masaya sığıştık. Kahvenin Avrupa'ya Türklerin Viyana seferinden dönerken bıraktığı kahve çekirdeği çuvalları ile geldiği söylenir. Bir süre çuval çuval kahve çekirdekleri ile ne yapacaklarını bilemeyen Viyana' lılar neticede kahvenin hakkını veriyor.

 Landtmann da garsona iki melenge ve bir vanilya soslu apfeltorte siparişi verdik. Melenge hemen her yerde satılan, Viyana usulü köpürtülmüş sütlü hafif bir kahve, apfeltorte de baklava yufkası inceliğinde yufkalara sarılan elma parçacıkları ile yapılan nefis bir tatlı. İçerisinin atmosferi oldukça iyi. Yıllanmışlık insanda güzel bir duygu uyandırıyor.  Apfeltorte gerçekten lezetli idi. Hesap da çok fazla sayılmaz. 13 Euro civarı bir şey ödedik.

Cafe Landtmann dan gayet memnun ayrıldıktan sonra Friedensreich Hundertwasser adlı bir mimar tarafından yapılmış Hundertwasser Evi'ne geçtik. Hiç bir yerinde düz bir öge bulunmayan bu ev Viyana'da çok  turist çeken yapılardan biri.

Hundertwasser House'da az biraz vakit geçirdikten sonra yürüyerek ve etrafı izleyerek Kohlmarkt bölgesine geldik. Burası alışveriş meraklılarının ilgisini çekebilecek, hemen her ünlü markanın bulunduğu bir alışveriş bölgesi. Merkezde olduğu için buralarda daha çok takılacağız. Ben biraz daha soluklanmak için haritadan diğer bir meşhur kahve olan Central'i gözüme kestirdim.

CAFE CENTRAL

İç mimarisi ile diğerlerinden daha farklı bir mekan. 1876 tevellütlü cafe Viyana'da yaşamış pek çok muhteremi misafir etmiş. Freud ve Altenber dışında Kafka, Lenin ve Trostky de mekanın müdavimlerinden. 1900 lü yılların ortalarına dek burası satranç oyuncularının sık uğradığı bir yer olduğu için o döneme dek "chess school" olarak adlandırılmış.

İçerisi çok kalabalıktı. Etrafı detaylı bir şekilde inceleme fırsatı bulsak da mekanda ne yazık ki bir süre beklememize rağmen yer bulamadık. Akşam saatlerinde yemek için gelenler de olduğundan burada rezervasyonsuz yer bulmak pek mümkün değil.

Lenin ve Trotski (Alıştığımız şekli ile Troçki) nin Cafe Central'in masalarında oturduğunu ve Rus devrimine ilişkin fikirlerini bu masalarda oluşturduğunu düşünmek heyecan verici. Aynı dönemde yaşayan bu iki önemli figürün aynı masalarda oturduğuna ilişkin bilgi sahibi değilim fakat Freud ve Peter Altenberg'in de aynı yıllarda yaşadığını hesaba katınca tarihin önemli bu kişiliklerinden bir ikisinin mekanda mutlaka bir araya geldiğini düşünebiliriz. Ne enteresan... belki de birbirlerinden habersiz aynı zamanlarda sırt sırta oturmuş bile olabilirler.

Cafe Central'den ayrıldıktan sonra yakınlardaki turistik atraksiyon alanlarından en önemlilerinden biri olan Hofburg Sarayı'na ulaşmak için sırtınızı Cafe Central'e verip Herrengasse boyunca dümdüz yürümek yeterli. Hofburg Sarayı'nın en önemli hikayelerinden biri kuşkusuz Kraliçe Elizabeth yani nam-ı diğer Sisi. Zamanına göre aykırılıkla suçlanan Kraliçe Sisi bence günümüz için son derece normal ve sağlıklı bir insan. Gezip tozmayı seven, sarayın yapmacıklı yaşamına pek uyum sağlamayan Sisi Avusturya sosyetesinin tepkisini çekmiş. Son derece güzel bir kadın olan Sisi'nin sürekli göz önünde olan yaşamı ciddi trajik olayların ardından trajik olarak da sonlanmış. Tek oğlu veliaht prens olan Rudolf'un intiharı sonrasında kendini toparlayamayan Sisi'nin yaşamı İsviçre'ye yaptığı bir gezi sırasında bir İtalyan'ın bıçaklı saldırısı ile son bulmuş.

Bu defa Hofburg Sarayı'na sırtımızı verip Kohlmarkt yönüne yürüdüğümüzde Viyana'nın en ünlü pastanesine ulaşıyoruz.

DEMEL

Sacher Torte'nin tescili konusunda Sacher pastanesi ile yıllarca süren hukuk mücadelesi adından da anlaşılacağı üzere Sacher Pastanesi lehine sonuçlanmış. Ancak apfeltorte'nin mucidinin de Demel Pastanesi olduğu söylenir.

Türk Hava Yollarının yemeklerini sunan Do&Co firması 1786 yılında kurulan Viyana'nın Kraliyet Pastanesi olarak anılan ünlü pastanesi Demel'in 2002 yılından buyana sahibi. Bu ilginç bilgiye Viyana dönüşü blogu yazarken rastladım.

Kapısından içeri girenlerin büyük bir kısmı içerisini şöööyle bir dolaşıp çıkıyor. Yanlış anlaşılmasın yer bulabilen oturuyor tabi. Biz de birinci seçeneği tercih ettik ve Demel'i "bi arkadaşa bakıcaz" misali  ziyaret ettik. İkinci kata çıkarken tamamen camla bölünmüş mutfak kısmından pastaların yapımını izlemek mümkün. Fiyatlar da öyle öldürücü değil. Bağdat Caddesinde herhangi bir kafede ödeyeceğiniz hesaptan fazla ödemeyeceğinizin garantisini veririm.

Bol yürüyüş sabah kahvaltısının enerjisini tüketti. Ara sokaklarda gezerken birden karşımıza Viyana'nın meşhur yemeği şinitzelin en meşhur icracısı olan Figlmüller çıktı.

FİGLMÜLLER

Okuduklarımdan bu mekanda yer bulmanın zor olduğunu biliyorum. Akşam saatlerine daha vakit olduğundan yer buluruz diye düşündük ve içeri daldık. O da ne .... Bizi karşılayan garson bugün ve yarın tüm yerlerin dolu olduğunu söyledi. Neyse ki çözüm bulundu. 100 metre ilerinde bir şube daha açmışlar. Oraya yöneldik. 10-15 dakika kadar bekleyince kendimizi sığdıracak ufak bir masa ayarlandı. Önerim Viyana yolculuğu öncesinde internet sitesinden rezervasyon yapmanızdır. Siparişimiz iki şinitzel, meşhur patates salatası ve iki bira. Bira diğer şubede servis edilmiyor.

Figlmülleer 1905 yılında kurulmuş. Hepimizin alışkanlığı olduğu üzere şinitzel deyince aklınıza tavuk eti gelmesin. Figlmüller'de tavuk ve hindi eti de kullanılıyor ama daha çok domuz ve dana etinden yapılıyor. Sakın ola ki yerim diye iki porsiyon falan sipariş etmeye kalkmayın eğer bir porsiyonu bitirebilirseniz ertesi gün öğlene kadar tok olacağınız garantidir.

Siparişimiz yaklaşık 10-15 dakikalık bir bekleyişten sonra geldi. Lezzet gerçekten çok iyi. Ancak ortalama iştaha sahip biri iseniz iki kişiye bir şinitzel bence çok daha uygun. Patates salatası da son derece lezzetli ve yağda kızarmış şinitzelin yanında çok iyi gidiyor. Toplam ödediğimiz hesap 46 euro.

Bu bölge birçok turistik mekanı barındıran bir bölge. Katedralin hemen yakınında bir ara sokakta Mozatrhaus var. Mozart burada birkaç yıl eşi oğlu ve hizmetçisi ile birlikte yaşamış. Ev Mozart'ın eserlerini çaldığı Cafe Frauenhuber'e üç sokak mesafede.

Cafe Frauenhuber Mozart ve Beethoven gibi dünya çapında müzisyenleri ağırlamış bir mekan. Mozart halka açık son konserini 1791 de burada vermiş.  Bu cafenin kuruluş tarihi 1720. Üçyüz yılı devirmesine az bir zaman kalmış.

Yakınlardaki turistik noktalardan biri de Anker Sigorta şirketinin binası üzerine yaptırdığı Anker Saati. Haritaya yerini işaretlemiştim. Çok yakınında olduğumuzu görünce gelmişken görelim bari düşüncesi ile gidip gördük:)

Bugün yoğun tempo yorucu oldu. Açıkçası yediğimiz çok büyük şinitzel de ağırlık yaptı.Metro ile otele döndük. Akşama dek biraz enerji depoladıktan sonra akşam saatlerinde tekrar dışarı çıktık.

CAFE HAWELKA

Viyana kahvehanelerinin en ünlülerinden biri Hawelka. Oldukça bohem ve sıcak bir atmosfere sahip cafenin kuruluş tarihi 1939 olup kurulduğu tarihten bu yana Hawelka ailesinin üyeleri tarafından işletilmektedir.
İçerisi dolu olmasına rağmen kolaylıkla bir masa bulduk. Son derece bohem olan atmosferi muhafaza edebilmek için olsa gerek köşelerdeki örümcek ağlarını bile muhafaza etmişler:)

Hawelka'da kahvelerimizi içerek bir saatten fazla oturduk.  Bu mekanın müdavimleri arasında meşhur Hundertwasser evlerinin mimarı Friedensreich Hundertwasser, ile Georg Danzer gibi sanatçılar da varmış. 

Hawelka .çıkışı havayı karartana dek dolaştık. Benim görmek istediğim ünlü kafelerden biri olan Sperl haritamızda ziyaret edilmeyi bekleyenler arasında. Biz de fazla bekletmek istemedik.

CAFE SPERL 

Benim en beğendiğim burası oldu. Sperl gerçek eski atmosferini başarıyla koruyan, mermer masalar ve antika sandalyelerin kaplamalarında bile o eskiliği net görebildiğiniz, çok sıcak atmosferli bir mekan. 1880 yılından buyana faaliyette olan Cafe Sperl Before Sunrise filminde de gözükür.

Cafe Sperl'in açıldığı yıllar Abdülhamit'in tahtta olduğu yıllara rastlıyor. Aynı dönemlerde bu mekanlarda Freud, Peter Altenberg gibi şahsiyetlerin kahvelerini yudumladıklarını düşünmek heyecan verici. 

Mekana günümüzde daha çok devlet görevlileri, avukatlar ve sanatçıların takıldığı söyleniyor. Birer kahve ile Sperl'in meşhur meyveli turtalarından sipariş verdik. Personel oldukça sıcak. Biz rastlayamadık ama cafedeki piyanoda akşamları müzik yapıldığını okumuştum. 

Sperl den ayrılınca haritamıza işaretlediğim mekanlara baktığımda Third Man müzesinin yakın olduğunu gördüm. Tahmin ettiğim gibi kapalıydı. Viyana'da geçen Orson Welles'in de oynadığı film sinema tarihinde önemli kabul edilir. İkinci dünya savaşı yıllarında geçen filmde Orson Welles'in canlandırdığı karakterin guguklu saat repliği önemlidir. "...İtalya'da 30 yıl boyunca Borjiyalar hüküm sürdü, bu süre içinde hep kan döküldü, cinayetler işlendi yani hep savaş, kıyım ve terör vardı. Ama MichelangeloLeonardo da Vinci ve Rönesans'ı da onlar yarattı. Oysa İsviçre'de 500 yıl boyunca barış, kardeşlik ve demokrasi vardı, ama buna karşılık ne yaratabildiler? Sadece guguklu saati! 

Third Man müzesinden Museum Cafe'ye gidince Museum Cafe!nin önünde Third Man filminde yer altına girişin yapıldığı kapağı da gördük. Viyana'da Third Man filmi turuna katılırsanız bu kapaktan içeri girip şehrin yer altı kanallarını görebilirsiniz. 

Geç saatlerde otele döndüğümüzde iyi yorulmuştuk. Çok yoğun ve güzel bir günün sonunda biraz fotoğraflar, biraz da notlarla uğraştıktan sonra ayakta kalmak için fazla direnemedim:))

Sabah kahvaltı sonrası 24 saatlik metro biletimizin son atımını yaptık. Hava son derece güzel. Açık ve güneşli bir gün. Kendimizi gayet enerjik hissediyoruz. Metro istasyonundan güzel bir yürüyüş ile Belvedere Sarayı'na ulaştık. 

Erken gelmişiz. Sarayın açılmasına 1 saate yakın zaman vardı. Ama bahçe açık olduğu için hiç sıkılmadık. 

Çok güzel düzenlenmiş kocaman bahçede sabah sporu yapan Viyana' lılar ve bizim gibi erkenci birkaç Japon turist ile vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. 

Biletlerimiz kişi başı 14 Euro. Bu sarayı tercih etme sebeplerimizin başında Klimt geliyor. Ünlü "öpücük- the kiss" tablosu burada. Klimt dışında Monet ve Van Gogh'a ait tablolar ile Rodin'in heykelleri de var. Fakat ben daha önce tanımadığım Ferdinand Georg Waldmüller adlı bir ressamın tablolarına bayıldığımı itiraf edeyim. 

Sarayda öğlen saatlerine dek takıldık. Oradan Cafe Prückle'e yürüdük.

CAFE PRÜCKEL

Günlerden pazar olduğundan sanırım kafeler dolu. Viyana' yı ziyaret eden turistlerin öncelikli uğrak yerlerinden olan kafelerde yer bulmak zor. Prückel'de ufak bir masa ayarlandı. Ortaya söylediğimiz bir sacher torte iki de kahve yorgunluğumuzu ve 12 euromuzu aldı. 

Prückel daha çok yerel halkın takıldığı 1903 yılında kurulmuş bir mekan. İnternetteki bilgilerde personelinin kaba olduğu gibi bilgilere rastladım ama biz gayet memnunduk. Belki bizi Viyana' lı sanmışlardır:))

Prückel' den yürüyerek merkeze, katedral civarına geçtik. Hava kapadı. Arada bir yağmur çiselemeye başladı. Olsun, tadımızı hiç bozmadık. Haritada bulamadığımız Hard Rock Viyana karşımıza çıkınca daldık içeriye. Doğa için ufak bir hediye bakarken yağmur da bitti. 

Kohlmarkt üzerindeki Avrupa'nın zincir balık fast foodu Nordsee den iki mix paket alıp bir bankta karnımızı doyurduk. Sağolsun Türk personel torpil geçti:))

Otel yönüne yürüyüşe geçtik. Yolumuz üzerinde küçük molalarla mahallemize ulaşınca birkaç saat otelde takılıp dinlendikten sonra akşama doğru tekrar kendimizi dışarı attık.  Cafe Mozart otele 4 metro durağı mesafede. Yürümeyi tercih ettik.

CAFE MOZART

Burası Graham Green'in Third Man filminin senaryosu üzerinde çalışırken takıldığı mekandır. Since 1794  olduğu rivayet edilir:) İki kahve bir apfelstrudel için hesap 18 euro. Burada bir saatten fazla oturduk. 

Opera binası yakınında olan cafeye sanatçılar çok takılıyor. Viyana'da yaşamış hemen her ünlü arkadaşın bir süre bu mekanda müdavim olduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım. Ben Viyana'da yaşasam takılmayı tercih edeceğim bir mekan olmaz çünkü fazla turistik. 

Cafe çıkışında otele yine yürüyerek döndük..Mesafe 1,5-2 kilometre kadar. Uzak sayılmaz. Mahalleye yakın bir çin mekanında birer noodle ile karnımızı doyurduk.  Bir kafede de birşeyler içtikten sonra bu güzel ve yoğun günü de bitirmiş olduk. 

Dönüş uçağımız akşam saatlerinde. Kahvaltı sonrasında odayı boşaltıp çantaları resepsiyon görevlisine teslim ettik. 

Figen'in bir arkadaşından Çerkez Dayı heykelini görmeden gelmeyin mesajı alınca tekrar merkezin yolunu tuttuk. Viyana kuşatması sırasında surlardan açılan bir delikten içeri dalan Çerkez Dayı içeride yanlız olduğunu umursamadan ölene dek kılıç sallamış. Olayı duyan Kral Ferdinand kuşatma sonrası etkilendiği bu Osmanlı savaşçısının heykelini bir ucu Cafe Central de biten sokağın köşesindeki binaya yaptırmış. Küçük ama çok güzel bir heykel. 

Merkezde aylak aylak birkaç saat geçirdikten sonra çantamızı alıp dönüş yoluna geçtik. Tatil sonu melankolisi ile fazla konuşmadan yine public transport kullanarak 7 nolu S bahn ile havaalınına ulaştık. 

Gezdiğim  yerlerde nedense bana çok adres sorarlar:)) Bu gezide de 3 Viyana'lıdan ikisinin sorusuna cevap veremesem de birine gideceği yeri tarif etmenin mutluluğunu yaşadım :))

Sanırım bu dolu dolu üç günlük Viyana tatili fiyat kalite oranı açısından en verimli geçen tatil oldu. Evde kalsak bu tatil için harcadığımızın yarısını zaten harcardık. 

Ne demişler...

Evde oturan erken ölür:))












Hiç yorum yok: