4 Kasım 2014 Salı

PARİS

Bu yaz oldukça yorucu ve sıkıcı geçti. Uzun yıllardır ilk kez yazın hakkını veremedim. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi tarzım ve alışkanlıklarıma aslında çok da uymayan bir meslek örgütü seçim işine bulaşmam, ikincisi ise  kızımın lise yerleşim işlemlerinin umduğumdan çetrefilli olması. Her ikisi de "hayırlısı" ile sonuçlanınca yavaş yavaş eski alışkanlıklarıma dönmeye başladım.

Yazıya "Paris" başlığı atmamın kızım Doğa'nın yerleştiği okul ile doğrudan ilgisi var.  "Saint Joseph" kızımın yeni okulu. Kasım ayındaki ara tatil fırsatını değerlendiririz düşüncesi ile ucuz uçak ve otel araştırmalarım sonuç verdi:) Üç kişi için Paris gidiş-dönüş 1.600 TL Üç gece için Montmarte'de küçük bir daire 600 TL .

Bu arada Fransız yazar Patrick Modiano Nobel alınca internetten bir kitabını (Bir Sirk Geçiyor) ısmarladım. Büroda bir taraftan Paris metro ve otobüs hattı çalışırken bir taraftan da romanda adı geçen yerlere haritadan bakıyorum.

Hep söylerim ya bu gezme tozma işlerinin en zevkli kısmı hazırlık dönemi.

İneceğimiz havaalanı Charles De Gaulle. Buradan merkeze kişi başı 10 euro gibi bir bedele tren var. Üç günlük toplu ulaşım için de Paris Visit  Card almayı planlıyoruz. Paris'in gezilecek neredeyse tüm yerlerini kapsayan, 1,2,ve 3. bölgelerinde geçerli üç günlük Visit Kart kişi başı 26,50 Euro. Bu kartı hem metroda hem de otobüste kullanmak mümkün. Market alışverişimizi yapıp üç gün bir Fransız gibi takılma niyetindeyiz.

Rıdvan'ın Romanyalı arkadaşı Dragos Paris'te Hukuk eğitimine başlamış. Hemi de Sorbonne da. Arada sırada facebook üzerinden mesajlaşıyoruz. 15-18 kasım tarihlerinde Paris'te olacağımızı söyledim. Bir yolunu bulup görüşeceğiz.

Bu arada kalacağımız yer küçük bir apartman dairesi olduğundan resepsiyon yok. Ulaştığımızda dairenin sahibi ile telefon ile irtibat kuracağız. Son zamanlarda daha çok bu tür konaklamaları tercih ediyorum. Bu şekilde hem daha çok "oralı" gibi , hem de özgür hissediyorum.

Birinci Gün

Uçağımız CDG havaalanına vaktinde indi. Paris bugün az bulutlu. CDG havaalanından şehre ulaşmak için kullanılan birkaç yöntemden en akla yatkını RER trenleri. Bu arada yazmadan edemeyeceğim. Onur Havayollarında yiyecek içecek servisi olmadığından her şey parayla satılıyor. Bir küçük su 3 Euro yani 9 TL. Başka bir anlatımla bir küçük su 1,5 damacana fiyatına satılıyor.

Onur Havayolları CDH havaalanında 3 nolu terminali kullanıyor. Terminalden RER istasyonu yürüme ile 5 dk. İstasyona doğru yürürken havaalanında çalışan bir vatandaşımız yolumuzu kesti. Trenle aynı fiyata kalacağımız adrese dek götürebileceğini söyledi ve bizi tavladı.

Yaklaşık 14:30 gibi kalacağımız dairenin olduğu binanın kapısına vardık. Daire sahibi Claud'a telefonla ulaştık. Fransa'da çok kullanılan, önde iki tekeri olan motosikleti ile geldi.

Dairemiz nohut oda bakla sofa. Yaklaşık 20 m2 civarında. Ufacık bir salon, bir köşesinde küçücük mutfak. Küçücük bir yatak odası, banyo ve wc. Daire küçük ama her şey var. En önemlisi Montmarte gibi son derece hareketli bir semtte ve Sacre Coeur' a 10 dk yürüme mesafesinde, 50 metre ilerimizdeki bakkal da Amelie filmindeki bakkal.


En çok hoşuma giden şey daire sahibi ile tüm görüşmeyi iki aydır Fransızca eğitim gören kızımın Fransızca olarak yapabilmesi oldu.

Bakkaldan mutfak alışverişimizi yaptıktan sonra 10 dakikalık yürüme mesafesindeki Sacre Couer'e çıktık. Sacre Coure Fransa Prusya savaşında ölen askerler anısına Paris'in en yüksek rakımlı yerine yapılmış bir bazilika.

Bundan 12 yıl önce geldiğimizde merdivenlerde oturanları eğlendiren Kuzey Afrika kökenli genç yine aynı işi yapıyor. Ortam çok hareketli.

Sacre Caure görevlileri de eskiye oranla daha sakin, daha turizm ile uyum sağlamış. İçeride fotoğraf çekilmesi,ne artık söz etmiyorlar. Bu tepeden Eyfel çaprazda kalıyor. Ama yine de akşam güneşi vurmuş görüntüsü uzaktan da olsa çok etkileyici.

Sacre Coure'dan Moulin Rouge'a 20 dakikalık bir yürüme ile ulaştık. Hava yeni karardığından Moulin Rouge ışıklandırılmış hali ile çok fotojenik. Buraya gündüz gelmenin hiç bir anlamı yok. Karşısındaki kaldırımda fotoğraf çekenler ciddi kalabalık oluşturuyor. Biz de kalabalığa karışıp birkaç kare aldıktan sonra Kırmızı Değirmen'in yanındaki caddeden evimizin olduğu bölgeye doğru yürüyüşe geçtik. Bu cadde de çok hareketli.

Çok ilginç yeme içme mekanları var. En çok ilgi gören yer şarapların biberonla servis edildiği bir föndücü idi. Kapısında müşteriler kuyrukta bekliyordu.

Bugünlük bu kadar yetti. Ucuz Fransız şarabı ve kaşar peyniri ile kapattığımız gün gayet iyi geçti.

İKİNCİ GÜN


Sabah Doğa ile yakınlardaki ünlü bir fırına baget almaya gittik. Bu fırın Paris'teki en iyi bagetleri yaptığından ödül almış. Alışverişi Doğa yapıyor. Faransızca iletişim Onun da hoşuna gidiyor. Sallama çay, Fransa'nın güzel peynirleri, biraz zeytin ve yumurta eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra en yakın metro durağı olan Abbesses'den 10 luk metro biletlerimizi aldık. Karne denilen 10 luk biletin fiyatı13.70 Euro. Bir bilet 1.37 Euroya geliyor. Bileti tek alırsanız 1.70 Euro. İlk gün hiç toplu taşıma kullanmayınca üç günlük Paris Visit almanın bir anlamı kalmadı.

Güne Per-Lachaise ile başlıyoruz. Abbesses'ten 12 nolu metro ile bir durak sonrası Pigalle'den 2 nolu hatta geçip Per-Lachaise mezarlığına ulaştık. Metro durağı mezarlığın hemen köşesinde. Giriş yaptıktan sonra Jim Morrison'un mezarına giderken hemen solda Yılmaz Güney'in mezarı var.

Figen her iki sanatçımıza taş üzerine resim yaptı. Yılmaz Güney'in hediyesini bırakıp Jim Morrison'a geçtik. Önceki gelişimde serbest olan mezara artık ulaşılamıyor. Etrafını bariyerle çevirmişler. Dikkatli bakınca mezarın taşından parçalar kırıldığını gördüm. Sanırım bariyerlerin sebebi hayranların aldığı bu hatıralar.

Burası birçok ünlünün mezarının olduğu bir mezarlık. Chopin ve Bizet'in mezarları Ahmet Kaya'nın mezarına giderken görülebilir. Hiç şüphe yok ki en çok ziyaret edilen mezar Ahmet Kaya'nın ki. Bulmak için sormaya bile gerek yok. İnsanların en çok olduğu tarafa yürüyün yeter. Mezarlarımıza taşlarımız ve dualarımızı bırakarak Per-Lachaise'den ayrıldık.

Eyfel'e gitmek için Republicte aktarma yaparak 9 nolu hat ile Alma Marceau istasyonuna ulaştık. İstasyondan çıkar çıkmaz Eyfel tüm güzelliği ile bizi karşıladı. İlk yapıldığında çokı tepki alan bu demir yığını şu anda dünyanın en çok ziyaret edilen simgesi.

Bol miktarda fotoğraf çektik. Yandan, alttan, karşıdan her taraftan Eyfel'i fotoğrafladık ancak çıkmadık. Biz daha önce çıkmıştık. Doğa da ısrarlarımıza rağmen sora beklemek istemedi.

Cep telefonuma indirdiğim CityMapS2Go  uygulamasının Paris haritasını kontrol ettiğimde Champs-Ellysees'nin yürüme mesafesi olduğunu farkettim. Unutmadan belirteyim uygulama çok faydalı. Kağıt harita taşımanıza gerek yok. İnternet de istemiyor. Her aldığınız harita için yaklaşık 4-5 TL ödeniyor.

Champs-Ellyses bulvarının yürüdüğümüz yöndeki başlangıç noktası bizim Zafer Takı dediğimiz Charles De Gaulle anıtı. Burada da fotoğraf çekme görevimizi tamamladıktan sonra salına salına meşhur bulvardan aşağı doğru yürüdük.

Her ünlü markanın boy gösterdiği bu bulvarda Toyota'nın consept aracı ile küçük şehşr arabaları olan I GO ların sergilendiği showroom güzeldi.

Champs-Ellyses Bulvarı'nın sonunda noel pazarı kurulmuş. Çok sevdiğim bu tezgahlarda her tür noel hediyesi ve fast food satılıyor. Burada karnımızı doyuruken başlayan yağmur şiddetini arttırınca kendimizi metroya attık.

Evimizin olduğu bölgeye geldiğimizde yağmur dinmişti. Çevrede biraz takıldıktan sonra güne noktayı paraya kıyıp aldığım 3.5 euroluk şarap eşliğinde koyduk.

ÜÇÜNCÜ GÜN

Sabah klasiğimiz fırından baget almak. Günlerden pazartesi olduğu için sabah 7 de hareket başlamış. Temizlik görevlileri hafta sonu artıklarını temizlerken işe gidenler hızlı hızlı yürüyorlar. Dediğim gibi buralı gibi takılmak hoşuma gidiyor. Asla bir otel kahvaltısı tercih etmezdim. Turist gibi değil gezgin gibi takılmayı tercih ediyorum.

Kahvaltı sonrası 9:30 gibi kendimizi sokağa attık. Salına salına Montmarte'den aşağı merkeze doğru yürümeye başladık. Yorulduğumuz yerde metroya bineriz. Bir ara kızım Hard Rock Paris'in nerede olduğunu sordu. Çaktırmadan haritadan kontrol ettiğimde yolumuzun üzerindeki Haussmann caddesinde olduğunu gördüm. Hard Rock karşımıza çıktığında çok şaşırdı. İçeriden Doğa için bir anahtarlık alıp birkaç kare de fotoğraf çektik.

Bir kafede biraz soluklandıktan sonra baktım ki Notre Dame civarına bişey kalmamış. Seine üzerindeki adanın bir tarafı Notre Dame bir tarafı Adalet Sarayı. Biz Notre Dame'ı tercih ettik :))

Fransız gotik mimarisinin en güzide örneği olarak bilinen Notre Dame, ayrıca ilk gotik katedrallerden biridir ve gotik dönem boyunca inşası sürmüştür. Heykellerin ve işlemeli camların ortaçağ Roma mimari üslubundan sonra pek görülmemiş bir dünyevilik içermesi, natüralizm akımının eserlerdeki ağır etkisi sebebiyledir. ( Yukarıdaki cümle Vikipedia'dan:)) )

Notre Dame civarında görülecek yer çok. Ama benim çok sevdiğim, Türkçesi "Köprü Üstü Aşıkları" olarak vizyona giren Juliet Binoche filminin geçtiği Pont Neuf Köprüsü en sevdiğim mekanlardan.
Burada biraz takıldıktan sonra yine yürüyerek Louvre Müzesinin olduğu bölgeye, oradan Borsa binasına, oradan da Forum Des Halles yani hal bölgesine geçtik. Eski hal olan bu bölgedeki heykel çok güzel. Yeri dinleyen bir baş. 

Saat 15: 00 için Dragos ile eski usul randevulaştık. Eski, usul derken günler öncesinden buluşma yeri ve saatini kararlaştırdık. Cep telefonu kullanmadan buluşacağız. Müzecilik yapan arkadaşım Rıdvan sayesinde tanıdığımız Dragos Saorbonne 'da hukuk okuyor. Aslen Rumen. Heykeltraş ve etlendirme uzmanı. Öğrenciliğinin bir dönemi Belçika'da geçmiş. Çok iyi Fransızca, İngilizce ve Almanca dışında Türkçe ve İtalyanca'da biliyor.  

Pantheon'un önüne 10 dk gecikmeli vardığımızda arkadaşı Murat ve eşi ile bekliyordu. Biraz Rıdvan ve Tilki'den biraz da Türkiye'den bahsettik. Pantheon Katedrali içinde tadilat devam ediyor. İçerisini göremedik. 

Burada Curie'lerin mezarı var. Yakınlardaki Lüksemburg Bahçelerini biraz gezdikten sonra bir kafeye oturup kahve eşliğinde uzun uzun sohbet ettik.  

Akşam saatlerinde metro ile semtimize döndük. Dia'dan akşam yemeği için dana biftek ve şarap aldık. Bu sefer paraya kıyıp 3.5 euroluk şarap aldım:)) İnanın 1.5 Euroya bile şarap var. 3.5 Euroluk şarabın buradaki karşılığı sanırım 25-30 TL lik şaraptır. Boş şişe için 8 TL vergi ödendiğini düşününce Türk şaraplarının dünya ile rekabeti imkansız gibi. 

DÖNÜŞ


Son günümüz. Sabah 7:30 da kahve makinesine suyu koydum. Dolapta kalanlarla güzel bir kahvaltıdan sonra Dia'dan biraz peynir stokladık. Cloud 11:00 de geldi. Depozitomuzu alıp anahtarlarımızı teslim ettik.

Abbesses ten 12 ile Marcedet Poissoniers'e oradan da 4 nolu hat ile Gare Du Nord'a ulaştık. Havaalanına giden RER treninin bize en yakın istasyonu burası. Otomattan bilet almaya kalktık ama otomatta banknot girişi yoktu.

Arkamızdaki muhtemel Kuzey Afrika kökenli abi gişeden alabileceğimizi söyledi. Gişeye giderken dayanamamış olacak ki arkamızdan seslendi ve kendi kartı ile bize makineden 3 tane havaalanı bileti çekti. Biletleri elimize verdi. Kendisine teşekkür ettik ama yine dayanamayıp bize trene binene dek refakat etti. RER treni ile havaalanından transfer çok kolay. Yanlız önceden iyi çalışmakta fayda var. Örneğin bizim geldiğimiz Onur Air 3 nolu terminali kullanıyor ama ineceğiniz istasyon Charles De Gaulle 1 istasyonu. Karıştırırsanız sonraki terminale gidersiniz ki Paris CDG havaalanı çok büyük.

Akşamdan kalan eti ekmek arası yapmıştık. İstasyondan terminale yürüdüğümüz 5 dakikalık yolu ekmek arası etlerimizi kemirerek yürüdük.

CDG havaalanında fiyatlar gayet makul. Dışarısı ile aynı. Bizdeki gibi 1 TL ye satılan simidi havaalanında 4 TL ye satmak gibi bir durum yok. Check-in ve Pasaport işlemleri hızlı olunca kalan vakti kahve içerek geçirdik.

Dolu dolu geçen bu dört günde Paris'in neredeyse tüm turistik mekanlarını ziyaret etmiş olduk. Başta kızım olmak üzere hepimiz son derece memnun dönüyoruz. Uçak ve konaklama dışında harcadığımız para 150 euroyu bulmadı. Hafta sonu şehir gezilerini son zamanlarda çok seviyorum. Araya başka bir şey sıkıştırmazsak Şubat sonu Viyana'da görüşürüz :))