5 Haziran 2014 Perşembe

BERLIN, FILARMONİ, EL SISTEMA

Bu yaz ailece Berlin ziyareti yapmayı planladık. 27 Haziran'daki Berlin Filarmoni yaz konserinde Waldbühne'de olmak istiyoruz. Bu seneki konsere özellikle gitmek istedim çünkü konuk şef  Gustavo Dudamel.

Kısaca bahsetmek gerekirse; Venezüella'da yaklaşık 40 yıl önce yoksulluk ve uyuşturucu ile mücadele için bir ekonomist gençleri klasik müzik ile tanıştırır. Başlangıçta 10-12 kişi ile başlayan çalışmalar ilgi görünce, Chavez'in de sahiplenmesi ile öyle bir boyuta gelmiştir ki, Venezüella bugün dünyaya önemli oranda klasik müzik ihraç etmektedir. El Sistema adı verilen bu program halen yaklaşık 250 bin öğrencisi 15 bin eğitmeni ile muhteşem sosyal projedir. Abartırmıyım bilmem ama bence dünyada daha başarılı bir sosyal proje yürütülmemiştir. Bu proje sayesinde gençler sadece uyuşturucudan değil, aynı zamanda yoksulluğun yarattığı umutsuzluktan da  kurtulmaktadır.

Gustavo Dudamel El Sistema'da yetişmiş, dünyanın en iyi şeflerinden biridir. Berlin Filarmoni'nin başına gelmesinden de söz edilen Dudamel halen Los Angeles Filarmoni Orkestrasının müzik direktörlüğünü yapmaktadır. El Sistema'dan yetişmiş dünyanın iyi orkestralarında çalan pek çok Venezüella'lı sanatçı var. Gustavo Dudamel bunların en bilineni ve en sempatiğidir : ) Asla iyi bir klasik müzük dinleyicisi olduğumu söyleyemem ama El Sistema hayranı olduğum bir projedir.

Berlin Haziran'da son derece güzel olur. Ihlamur kokuları bitmeden orada olacağız sanıyorum. Önceden ucuz uçak biletlerimizi aldık, Booking.com dan Berlin'in Mitte'ye yakın bir bölgesinde de küçük bir daire kiraladık. Üç kişi için üç gecelik konaklama bedeli yaklaşık 500 TL. Konser biletlerimizi de Berlin'de yaşayan avukat arkadaşım Serdar halletti. Uçak ve oteli ayarladıktan sonra bitmiş vizelerimizi yenilemek için evraklarımızı tamamlayıp başvurumuzu yaptık. Alman Konsolosluğu sağolsun bu sefer 2 şer yıllık çok girişli vize verdi.  

Ömür

Yaşam insana zaman zaman çok kötü sürprizler hazırlar. Güzel bir Haziran sabahı erken çaldığı için tedirgin açtığım telefonla Ömür'ün vefatını öğrendim.  Son zamanlarda en çok üzüldüğüm ölümlerden biri  bu oldu. Yaşamı boyunca kimseyi incitmemiş, gerçek bir derviş gibi yaşamış sevgili Ömür genç yaşta saçma sapan bir kaza sonucu yaşamını yitirdi. Ömür doğum gününde vefat etti.  Ertesi gün Ömür'ü İstanbul'un ormanlar içinde çok güzel bir mahallesi olan Bahçeköy mezarlığında, annesinin yanına festival gibi bir cenaze töreni ile defnettik. Mezarının başında üzerinde meyveleri olan, çok güzel, kendisi gibi genç bir erik ağacı vardı. Ruhu şad olsun.

Berlin

Türk Hava Yollarının uçağı ile Haziran ayının 26 sında bulutlu bir günde Berlin'e ulaştık. Saatlerin bir saat geri olmasının ve uzun yaz günlerinin rahatlığı ile hiç acele etmeden otomattan otobüs biletlerimizi aldık. Her zaman olduğu gibi toplu taşımayı kullanarak kiraladığımız daireye ulaştığımızda saat 16:00 civarında idi. 

Dairemiz Pank str metro istasyonuna çok yakın. Görevli bizi otoparktaki arabasında bekliyordu. Anahtarlarımızı alıp dairemize yerleştikten sonra sokağımızın başındaki Lidl dan mutfak alışverişimizi yaptık. İki odalı bu dairede üç gün alman bir aile gibi yaşayacağız. Üç gün için üç kişi olarak bu daireye 220 Euro ödedik. Zildeki isimlere bakılırsa komşularımızdan ikisi Türk.  


Biraz dinlendikten ve bir şeyler atıştırdıktan sonra kendimizi sokağa attık. Alex'e doğru yürüdük. Yorulduğumuz yerde bir metro istasyonunda otomattan üçer günlük Welcome Card larımızı aldık. Bir kişi için ödediğimiz rakam 25 Euro. Bu kart bize üç gün boyunca Berlin'de tüm toplu taşıma araçlarından yararlanma hakkı veriyor. Berlin'de ulaşım kartı özgürlük demek. Muhteşem bir toplu taşıma ağı olan Berlin'de U Bahn, S Bahn ve Bus hatları birbiri ile bağlantılı. Biletler hepsinde geçerli. Kontrol yok. Turnike yok. Her toplu taşıma aracına serbestçe binersiniz. Ancak ayda yılda bir yapılan bir denetimde yakalanırsanız cezayı keserler. 

U8 hattı Berlin'de yaşayan Türklerin çok kullandığı bir hat. Kiraladığımız daire yakınındaki metro durağından U8 e binebiliyoruz. Kreuzberg merkezi Kotbuser Tor yani kısaca Koti durağı pek uzak değil. Yaklaşık 10 durak. 

Akşam saatlerinde Koti'deydik. Önder'in oturduğu sokak ve  Oranien str. civarında biraz dolaştıktan sonra Admiral Brück'e yürüdük. Son yıllarda burası gençlerin mekanı. Ahmet Abi'nin Narr Bar'ına da oldukça yakın. Bu saatlerde Dünya Kupası çeyrek final maçlarından Almanya-Rus-ya maçı oynandığından olsa gerek sokaklar sakin. 

Narr Bar'a vardığımızda maç yeni bitmişti. Almanya 1-0 yenmiş. Kupayı alacağını o gün bilmiyorduk.:)

Ahmet Abi bizi her zamanki gibi çok sıcak karşıladı. Biraz eskilerden, biraz da ülkemizin siyasi gündeminden söz ettik. Çok geçmeden Tarık da geldi. Evi zaten barın karşısında. Sohbet geç saatlere dek sürdü. Dairemize döndüğümüzde saat gece yarısını geçmişti. 

Sabah güzel bir kahvaltı sofrası hazırladık. Mutfakta kahve makinesi olması ayrı bir hoşluk. Birkaç yıldır ciddi bir filtre kahve alışkanlığımız var. Öğlene doğru Kurfürstendamm yani kısaca Kudam'a ulaştık. Burası Berlin'in en lüks merkezi. Oldukça turistik bir mekan. Her tarafta ünlü markaların mağazaları var. Avukat arkadaşımız Serdar'ın bürosu da burada.  

Serdar'ı bürosunda bulduk. Birer kahve içip sohbet ettikten sonra birlikte dışarı çıktık. Civarda biraz dolaştıktan sonra akşama doğru dairemize döndük. Biraz dinlenip karnımızı doyurduktan sonra konsere gitmek üzere yola koyulduk. 

Waldbühne

Konserin yapılacağı yer bence dünyanın en güzel sahnelerinden biri. Adı üzerinde "Orman Sahnesi". Metronun U9 ve U2 hatlarını kullanarak Pichelsberg'e ulaştık. Metro bu istasyonda boşaldı. Yaş ortalaması 50 civarı olsa da çok sayıda genç de göze çarpıyordu. İnsanlar pikniğe gider gibi klasik müzik konserine gidiyorlar. Yüzlerce insanla birlikte yaklaşık 1 km yürüyerek mekana ulaştık. 

Girişte profesyonel kameraları emanete alıyorlar. Medeni kalabalık hiçbir infiale sebep olmadan sabırla sıralarının gelmesini bekledi. İçerisi son derece düzenli ve organize idi. Yaklaşık 20000 seyirci son derece güzel bir havada bir şeyler yiyip içerek orkestranın ve Dudamel'in yerini almasını bekledi. 

Ben iyi bir klasik müzik dinleyicisi değilim. Ama ikinci kez geldiğim bu konser müzikseverler için sosyal bir olay. Son derece keyifli bir ortamda kaliteli olduğu her halinden belli olan müzik başladığında 20 bin kişiden ses çıkmıyordu. Dudamel gerçekten karizmatik bir şef. Aynı zamanda da iyi bir rol model. Futbolcu ve oyuncu dışında Dudamel gibi rol modellere fazlasıyla ihtiyacımız var. 

Rock müzik hayranı Doğa biraz sıkılsa da konserin sonundaki "bis" parçalarına neşeyle eşlik etti. Yıllar sonra bugünü hatırlayacağından eminim. 

Aynı kalabalık metrolara doluşarak geç saatlerde evlerine döndü. Akşam alaca karanlıkta başlayan konser havanın yavaş yavaş kararması ile gece yarısına doğru karanlıkta sona erdi. Sanırım ben buraya tekrar geleceğim. 

Tarık Seden

Berlinde'ki ücüncü gün, ikinci sabahımızda önce markete uğradık. Biraz çikolata ve peynir alışverişi ile birlikte kahvaltılık taze brotçinlerimizi de aldık. 

Güzel bir kahvaltıdan sonra Alexander Platz'a kendimizi attık. Bu meydan eski Doğu'nun en önemli meydanı. Güzel havalarda son derece hareketli. Her taraf Avrupa'nın çeşitli şehirlerinden gelmiş, çoğunluğu genç turist kaynıyor. Meydanda birer kahve içtikten sonra etrafı izleyerek saatler geçirdik. 

Bu akşam Tarık'ta yemekteyiz. Ortak arkadaşımız Önder Tarık'ın yemeklerini anlata anlata bitiremiyordu. Sonunda biz de Tarık'ın cömert sofrasında bulunacağız. 


Tarık İstanbul Erkek Lisesi mezunu. Üniversite' yi Almanya'da okuduktan sonra burada kalmış. Son derece mükemmel Almancası olan Tarık birçok çeviri dışında resmi toplantılarda tercümanlık da yapmış. Sağdaki fotoda Pınar Selek'in katıldığı bir toplantıya tercümanlık yapıyor. Halen yaptığı iş kütüphanecilik. Kendisi İstanbul Erkek Lisesinin Avrupa elçisi gibi. Mezuniyetinin üzerinden onlarca yıl geçmesine İstanbul Erkek Lisesinden Berlin'e gelen öğrenciler önce Tarık'ı bulur.

Yemek akşam 7 de başlayacak. O zaman dek güzel 
havanın tadını çıkaracağız. Alex'ten Kreuzberg'e geçtik. Kanal boyu yürümek için çok uygun. Spor yapanlar, banklarda kitap okuyanlar, yürüyüş yapanlar... her taraf cıbıl cıvıl. Kanalın bir tarafında da el sanatları pazarı kurulmuş. Biraz da pazarda vakit geçirdik. 

Admiral Brück civarında Serdar ve ailesi ile buluştuk. Hep beraber bir şeyler yedikten sonra yürüyerek Oranien Platz'a geçtik. 

Kahvelerimizi içerken önümüzden kira artışlarını, sınır dışı edilen afrikalı insanları ve daha birçok şeyi protesto eden renkli bir kalabalık polis eskortları eşliğinde geçti. Berlin tam bir multi-kulti şehri. Her geldiğimde renkli bir gösteri ya da festivale rastlıyorum.  

Benim en sevdiğim yerlerden biri olan Oranien Platz'da Derince'li Yılmaz ile karşılaştık. Meydandaki kafelerden birini devralmış. 

Tarık ile randevu saatimiz geldi sayılır. Yavaş yavaş evinin olduğu Böckhstrase'ye doğru yürüdük. Bizi önlüğü ile karşıladı. Akşamki menüyü kağıda yazıp buzdolabına yapıştırmış. Daha önce yemediğimiz şeylerin tadına bakacağız sanırım:))

En çok carpaccio denen çiğ eti beğendim. Fakat ana yemek muhteşemdi. Beraberce istiridye kabuklarında pazılı istiridye iç eti hazırladık. Menüdeki adı ile "Tarak a gratin" ki bence çok özel bir yemekti. Kum midyeli makarna, frambuazlı krema da pek lezizdi doğrusu. Tarık sofrayı son derece özenli hazırladı. Kumaş peçeteler dışında gümüş çatal bıçaklar son derece önemli ayrıntılardı. Ahmet Abi' nin de katılımı ile geç saatlere kadar süren mükemmel yemek için Tarık Seden'e ne kadar teşekkür etsek azdır. 

Tarık'tan ayrılıp dairemize döndüğümüzde gece yarısını geçmiştik. Yaklaşık 5 saat boyunca yemek yapıp yememize rağmen hiç bir rahatsızlık duymuyorduk. 

Sabah toplanıp dairemizi boşalttık. Kahvaltı için yakınlardaki bir Türk mekanında Serdar'larla buluştuk. Çok geniş bir kahvaltı menüsünden seçimlerimizi yaparak taze simit eşliğinde öğlen saatlerine kadar süren kahvaltıdan sonra hava alanına gitmek üzere metroya bindik. Yıllarca rastlamadığım kontrole hava alanı metrosunda rastladık.  Kontrolü yapan görevlilerin hepsi Berlin'de yaşayan vatandaşlarımızdan idi. Garip bir durum dur ki bir Alman gencine bileti olmadığından dolayı işlem yapmak zorunda kaldılar :))

Berlin'den dönüş benim için hep zor oldu. Öyle zannediyorum ki Berlin yaşadığım şehirden sonra kendimi en rahat hissettiğim şehir. 









Hiç yorum yok: