26 Eylül 2013 Perşembe

KIBRIS

Tam 7 yıldır her çarşamba akşam yemeklerinde buluştuğumuz bir arkadaş grubumuz var. Yemekte pek iş konuşmamaya gayret eder, genelde kahkahası bol soft bir akşam geçiririz.  Yaklaşık iki ay kadar önce bir çarşambayı Kıbrıs'ta yapma fikri ortaya atıldı. Kime itiraz etmedi. Nasılsa daha iki ay vardı. Hakan bey biletleri de alınca plan ete-kemiğe büründü, hayal gerçeğe döndü.

İki ay çabuk geçti. Günümüz geldi. 27-29 Eylül tarihlerinde Kıbrıs'tayız. Bir minübüs ayarlandı. Otel, akşam yemekleri, her şey planlı. Amaç iki gün dinlenmek, adanın yerel yemeklerinin tadına bakmak.

17:05 uçağı ile Ercan Havaalanına uçuşumuz 1 saat 5 dakika sürdü. Havaalanında kalacağımız otelin sahibi bizi minibüsü ile bekliyordu. Tanışma faslından sonra Lapta da bulunan Otel Lapida'ya geçtik. Odalarımıza yerleşip otelin bahçesinde bizi hazır bekleyen soframıza geçtiğimizde hava kararmıştı.

Otel çok güzel. 15 odalı bir aile işletmesi. Sahibi Fetti Bey aynı zamanda profesyonel turizm rehberi.

Birkaç yaşlı İngiliz aile dışında otelde bizden başka kalan yok. Bahçe yemyeşil ve muhteşem kokulu çiçeklerle dolu. Otelde yemeklerini Fetti Bey'in annesi hazırlıyor. Soframızdaki meze çeşidi yirmiden fazla. Mezeler ve ana yemeğimiz kuzu fırın çok lezizdi.

Geç saatlere dek süren yemeğimizi Hakan Bey'in Kıbrıs'ta yaşayan arkadaşı İdiris Bey ve Fetti Bey'in doyumsuz sohbeti renklendirdi. Fetti Bey Kıbrıs'ın yerlisi. Ataları Kıbrıs'a Venedik'ten gelmiş.

Sabah erken kalktım. Saaat 7:00 olmasına rağmen otelin bahçesindeki havuzun suyu soğuk değildi. Daha Güneş doğarken ben de havuzdaydım. 8:30 da kahvaltıya oturduk. Kahvaltıda Fetti Bey'in annesinin yaptığı reçeller son derece lezzetliydi.


LEFKOŞE

Minübüse doluşup Lefkoşe'ye yola koyulduk. Mesafe 40 kilometre. Lapta Beşparmak dağlarının kuzeyinde. Lefkoşe'ye giderken Beşparmak dağlarını aştığımızda karşımıza çok büyük bir ova çıktı.  Yollar sakin. Tüm adanın nüfusu 300 bin civarı. Trafiğin soldan akması bize garip geldi. Dağları aşarken her virajda karşımıza çıkan araba ile kafa kafaya çarpışacağımız hissine kapılıyorum. Yol boyu sıkı sohbet genelde Kıbrıs sorunu etrafında dönüyor.

Lefkoşe Kıbrıs'ın başkenti. Ortadan ikiye bölünmüş. Türk tarafında 50 bin civarında insan yaşıyor. Yeşil hattın ucunda Yiğitler Burcu parkına gittik. Park son derece bakımsız. Belediyecilik hizmeti çok zayıf. Rum tarafı ile aramızda son derece sıradan bir tel örgü var. Tel örgünün öte yanı Güney Kıbrıs. AB üyesi. Saçma sapan bir sınır, saçma sapan bir ayrılık. Karşı tarafta adamın biri kafeteryanın bize bakan masalarından birinde bir şeyler içiyor. Oda muhtemelen bize bakıyor. Okula giden bir çocuk, köpeğini gezdiren bir kız. Aramızda görünürde yapı marketlerde metresi üç liraya satılan sıradan bir tel örgü gerçekte ise politikanın görünmez çelik duvarları var.

Yiğitler Burcundan Büyük Han'a geçtik.Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan handa çok sayıda el sanatları, hediyelik eşya ürünü satan dükkan var. Avluda güzel bir köşe bulup birer meyve çayı içtik. Hanın çok yakında Selimiye Camii olarak da anılan Saint Sophia Katedrali  var. Ktedral nasıl cami olarak da anılır demeyin. Bu güzelim adayı bölen politikanın kötü sonuçları bunlar. Katedralin bir tarafına bir minare yerleştirilmiş, içi beyaza boyanmış, heykellerin kafası kırılmış, kıbleyye göre de çapraz tarafa bir mihrap yapınca katedral, olmuş cami. Keşke bu işlere girilmese ve bu güzelim yapı müze olarak korunabilse... çok daha iyi olurmuş.

MAGOSA

Her ne kadar çocukluktan beri "Magosa" desek de burada herkes yumuşa g ile, " Mağosa" diye telafuz ediyor. Lefkoşe'den yola çıktığımızda öğlen saatleriydi. Yemek için düşünülen yer Mağosa'da. Lerfkoşe'den mesafe yaklaşık 70 km. Yemekten önce Mağosa'nın en önemli turizm bölgesi olan Salamis Harabelerini ziyaret ettik.

Salamis Antik Kenti deprem sonrası göç eden halk tarafından kurulmuş. İstisnasız tüm heykellerin kafası kopartılmış. Heykeli bütün olarak taşımaktansa değerini koruyan kafa kısmını taşımak daha mantıklı gelmiş olmalı. Salamis'in Milattan Önce 11. yüzyıla dek uzanan bir tarihi var. Fetti Bey profesyonel rehber olması nedeni ile bize detaylı detaylı anlatıyor. Ama biz acıktık:)) Herkes bir an önce yemeğe oturmak istiyor.

Yemek için seçilen yer mükemmel. Denize sıfır çok güzel bir restaurant. İçecek hariç 5 çeşit mezesi ile Kıbrıs köfte veya tavuktan oluşan ana yemek kişi başı 25 TL. Kıbrıs'ta TL kullanılıyor.

Yemekten sonra Maraş Bölgesine geçtik. Burası 1974 öncesi Akdeniz'in en ünlü tatil bölgesi iken yapılan anlaşmalar ve diplomasinin başarısızlığı sonucu kullanım ve iskana kapatılmış bir hayalet şehir. Birleşmiş Milletler kontrolündeki tampon bölgede kalan Maraş bence diplomasi tarihine kara leke olarak geçmesi gereken bir vaka.

Koca koca otel binaları kendi haline bırakılmış ve kırk yılda enkaza dönmüş. Hemen dibinde plajda insanlar denize giriyor. Son derece güzel bir plajın hemen arkasındaki bu bölgeye girmek kesinlikle yasak. İçeride Türk tarafına ait bir orduevi var. Orduevinin yanında da bir kız öğrenci yurdu. Bunların mensupları dışında kimse içeriye giremiyor. 1974 öncesi dönemde bu bölgede Richard Burton. Elizabet Taylor, Raquel Welch gibi ünlülerin yaşadığı düşünüldüğünde bölgenin ne kadar lüks olduğunu daha kolay anlayabiliriz.

Maraş Bölgesinden Saint Nicholas Katedraline, namı diğer Lala Paşa Camiine geçtik. Hikaye aynı. Gotik mimarinin çok güzel örneklerinden olan katedrale minare operasyonu ile Lala Paşa Camii yapılmaya çalışılmış.

Lala Paşa Camisinin olduğu bölgede Namik Kemal'in zindanda tutulduğu ev de var. Ev müze haline getirilmiş. Namık Kemal hücrede bir süre kaldıktan sonra şehrin valisi kendisini evin üst katlarında kalmasına izin vermiş.

GİRNE

Akşama doğru Girne'ye geçtik. Tekrar Beşparmak Dağları' nın kuzeyindeyiz. Girne büyük, güzel bir şehir. Merkez oldukça kalabalık. Merkezdeki bir dükkanda biraz alışveriş yaptıktan sonra limana doğru yürüdük.

Liman bölgesi de oldukça hareketli. Restaurantlar, kafeler, güzel bir mendirek... Liman içinde güzel tekneler. var. Kıbrısın Türk bölgesinde marina Karpaz'da. Girne Limanda tek tük yelkenli tekneler var.

Limanda bir şeyler içtikten sonra Lapta'ya otelimize döndük. Otelde 1 saat kadar dinlendikten sonra hava kararmaya yüz tuttu.

Akşam yemeği şehri yukarıdan gören bir yerde ayarlanmış. Masada envai çeşit meze var. Folyoda ısıtılmış zeytinden kaburgaya, buzlu bademden kelleye kadar hilafsız otuz çeşit meze geldi gitti. Yemekler yavaş yavaş geliyor. Önce birer kıbrıs köftesi sonrasında şiş, öylece mütemadiyen yeniyor. Cumartesi akşamı olduğu için mekan dolu. Geç saatlerde gitar ve org yirmi sene öncesinin anavatanda meşhur parçalarını çalmaya başladı. Kıbrıs müzik konusunda Türkiyeyi yirmi sene geriden takip ediyor.

Arka masamız yirmili yaşlardan oluşan on kişilik bir genç masası var. Gençler viskiden rakıya geniş bir yelpazede bol miktarda alkol tüketmelerine rağmen hiçbir taşkınlık, hiçbir kabalık göstermeden eğlenceye eşlik ettiler. Diğer tüm masalar ailece eğleniyordu.

Gece yarısı olmadan kaktık. Kıbrıs kumar turizmi ile ünlü. Bir casino görmeden olmaz dedik ve ünlü bir otelin casinosuna gittik. Oynamadı demesinler diye kollu makinelerde birkaç kuruş kaybettikten sonra oteli döndük.

Sabah uzun kahvaltı ve kahve faslından sonra  bavullarımızı topladık. Dönüş uçağımız 15:05. Yolda önce şehitliğe uğradık. Nöbetçi askerin sunumundan sonra bir süpermarketten  hellim peynirlerimizi de aldıktan sonra Ercan Havaalanında Fetti Bey ve Doktor İdris Bey ile vedalaştık. Sağ olsunlar bizi çok iyi ağırladılar.

Kıbrıs'a tekrar gelinir. Aslında bu zamana dek nasıl gelmediğime şaşıyorum. Rahat ve ucuz bir ülke. Yaz dayanılmaz olabilir ama sonbahar ve ilkbahar için mükemmel bir tatil yöresi.