7 Temmuz 2013 Pazar

ADRİYATİK GEZİSİ

Tatil planı yapmak kolay değilmiş. Uzun süre tekne sahibi olduğumuzdan yaz planımız da belliydi. Tekneyi satınca tatil planı yapmakta biraz bocaladık. Önceleri arabayla Helsinki'ye kadar gidip orada 1 hafta kadar kalarak kuzeyi tanımaya çalışmak fikri cazipti. Ancak sonra yolun uzunluğu ve yol güzergahının çok hareketli olmaması nedeni ile bu bölgeyi başka zamana erteledik.  Yine arabayla Adriyatik Bölgesinde takılmaya karar verdik.

Plana göre çıkışımız 19 Temmuz. İlk gece Sofya, ikinci gece Belgrad'da geceleyip Hırvatistan'ın İtalya sınırına yakın kıyılarında, Medveja adlı bir tatil yöresinde konaklamayı düşünüyoruz. Buraya kadar kalınacak yerler ayarlandı. Medveja'da deniz kenarında güzel bir camping de konforlu bir bungolowda kalacağız. Fotoğraflar çok güzel, gerçeği fotoğrafların yarısı olsa bile iyi. Yukarıdaki foto kampın yukarıdan görünüşü.


Hırvatistan'dan sonrası için belirli bir plan yok. Niyet İtalya'nın yukarı taraflarında biraz takılmak. Her ihtimale karşı arabaya çadır ve uyku tulumlarımızı da atmayı düşünüyoruz.

Hareket

Sabah 5 gibi hareket ettik. Yolda güneşin doğuşu bize heyecan verdi. Köprüyü ve İstanbul'u çok rahat geçtik. Kapıkule sınır kapısına vardığımızda saat daha 10:00 olmamıştı. Gümrük, polis, para bozdurma, kuyruk derken kabaca 12:00 ye doğru Bulgaristan yollarını ezmeye başladık.

Bulgarda mazot ucuz. Kırmızıya yaklaşan depomuzu yaklaşık 120 TL ye denk bir paraya fulledik. Yolda gps açık. Ancak gps ye rağmen otoban girişini kaçırınca devlet yolundan devam ettik. Bu yol tek şerit gidiş gelişli. Etrafı izlemek açısından güzel ama alamancı trafiği oldukça yoğun. Bir yerden otobana geçmeye yeltendik ama köy yolu tabir edebileceğimiz bu yol anormal bozuktu. Yaklaşık 15 kilometreyi yarım saatte aşarak otobana ulaştık. Otobanda ufak bir yemek molası sonrası 14:30 civarı Sofya'ya dahil olduk.

BULGARİSTAN-Sofya

Otelimize bayıldık. Bunlarda daha önce hiç kalmamıştım. Easy Hotel. Odalar küçük ama konsept çok güzel. Oda başı 19.Euro ödedik. İnternet 2 euro. İstersen kapalı garajı var o da 4 euro.

Biraz dinlendikten sonra akşam sokağa çıktık. Bir hata yaptık ve merkeze arabayla gittik. Hatanın ne olduğu az sonra anlaşılacak.

Merkezde bir ara sokağa arabayı parkettik. Yürüyerek şehrin en hareketli mekanlarından olan Vitosha Bulvar'a gittik. Bizdeki Beyoğlu misali yürüyüş ve yeme içme mekanlarının çok olduğu, trafiğe kapalı bir alan. Burada 4-5 saat takıldık.
Bulvarın bir ucunda Sky Plaza diğer ucunda Hacı Nedelja Kilisesi var.Müzik yapanlar, junglörler vakit nasıl geçiyor belli değil. Sofya ucuz. Büyük bir pizza ortalama 10 TL ye denk geliyor.

Akşam hava karardığında bize de günün yorgunluğu çöktü. Arabaya döndüğümüzde korktuğum başıma geldi. Arabayı çekmişler. Hata dedim ya. Tabelalara dikkat etmedim. Oysa sokakta 2 saatten sonrası için uyarı tabelası varmış. Neyse arabayı parkettiğim yerin 20 metre ilerisindeki barda oturan gençlerden biri otoparkı arayıp durumu netledikten sonra bize taksi çağırdı. Taksiyle yaklaşık 5 TL ye otelden meydan kadar mesafe gittik ve otoparka ulaştık. İkinci hatayı anlamışsınızdır. Taksi çok ucuz, arabayla uğraşmaya hiç gerek yokmuş:))

Bu dikkatsizliğin bize maliyeti yaklaşık 100 TL. Önemli değil. Her zaman her yerde başa gelebilecek birşey.

SIRBİSTAN- Belgrad

Gece çok iyi uyuduk. Sabah 8 gibi yola koyulduk. Sırbistan sınırı Sofya'ya yakın. Bulgar'dan çıkıp Sırp'a girmek oldukça hızlı ve kolay oldu. Cepteki levaları dinar'a çevrip üzerine biraz da euro-dinar hareketi yapınca cep para doldu. Dinar bizim eski TL gibi.:)

Arabada oto buzdolabı olması çok iyi oldu. Yolda küçük bir marketten biraz alışveriş yaptık. Evden getirdiğimiz zeytinlerde dolapta. Yol kenarında güzel bir park yerinde sofrayı kurduk. Portatif masa ve sandalyelerle sofraya kurulmamız iki dakikayı geçmedi. Yolda Türk sürücülere hizmet veren çok sayıda mekan var. Bunların birinden kahve kupalarımızı çayla fullemiştik. Demleme çay, zeytin, peynir, dünden kalan iki dilim pizza, bahçemizden domatesler ve bir paket kruvasanla kahvaltımız çok güzeldi. Tesadüfen masayı yabani bir erik ağacının altına kurmuşuz. Erikler de tam toplanacak kıvama gelmişler. Bir poşet de erik topladıktan sonra yola koyulduk.

Bu yol Niş'e kadar birkaç yıl önce motosiklet ile yaptığımız Balkan turunda geçtiğimiz yol.. Yolda çok sayıda Türk tırı ve alamancı var. Belgrad'a 14:00 civarı girdik. Otel nehrin karşı kıyısında. Son derece konuşkan bri resepsiyon görevlisi var. Bize süit bir oda verdi. Oda muhteşem. Jakuzi dahil her şey var. Elimize tutuşturduğu haritaya şehrin merkezini işaretleyen ve otobüsler hakkında bilgi veren resepsiyon görevlisi ağustos'ta Kuşadası'na tatile gidecekmiş.

Odaya yerleşip biraz dinlendik. Akşama doğru otelin yakınındaki otobüs durağından 96 numaraya bindik. Merkeze ulaşmamız 15 dakika sürdü. Otobüsler genelde eski. Kişi başı ödediğimiz para 1 euro civarı.

Otobüsün son durağı Belgrad'ın merkezi Republica meydanı. Meydandan kaleye giden geniş bir cadde var. Belgrad'ın istiklal caddesi de burası. Trafiğe kapalı olan bu cadde Belgrad'ın piyasası. Cadde kale ile Pepublica meydanını birbirine bağlıyor.. Kale son derece bakımlı. Etrafında tenis kortları ve basketbol sahaları var.. Parktan  nehir manzarası gayet güzel.. Sava ve Tuna nehirleri Belgrad'da birleşiyor. Parktaki satranç masalarında çok iddialı maçlar yapılıyor. Belgrad Sofya'ya nazaran daha gelişmiş, daha görülesi bir şehir.

Fiyatlar makul. Karın doyurma kişi başı 15 TL civarına halledilir. Civarda geç saatlere dek takıldıktan sonra bir şeyler atıştırıp 96 numaralı otobüsle otelimize döndük.

Kahvaltı sonrası yola koyulduğumuzda saat tam 8:00 .di. Bugün Medveje’ye campinge ulaşacağız. Yolumuz üzerinde Zagrep var. Öğle molası için Zagrep’i hedefliyoruz.

Sırbistan Hırvatistan sınır geçişi 15-20 dakika sürdü.. Sınırdan önce cepteki Sırp paraları ile arabanın deposunu  doldurduk.

Her gün başka bir ülke her gün başka para işi biraz karışık gibi ama ilk alışverişte mevzu anlaşılıyor.

Sırbistan da genelde sırp dinarı kullanılıyor. Otel, restaurant  vs gibi yerler euro kabul etse de euro her yerde geçmiyor. Hırvatistan’da ise otoyol geçişlerinde bile fiyat euro ve Hırvat Kuno su olarak yazıyor. Otoyol demişken; Hırvatistan’da otoyollar pahallı. Sınırdan Zagrep’e kadar 16 euro tuttu. Aynı mesafe Sırbıstan’da  6 euro civarı.
Şehirler ve yollar batıya gittikçe düzeliyor. Hırvatistan artık tam Avrupa gibi.

HIRVATİSTAN-Zagrep

Öğlen 12:00 de Zagrep’e girdik. Bir şehre arabayla ilk defa giriyorsanız “center” tabelalarını takip edin. Sizi mutlaka güzel bir yere ulaştırır. Biz “center” tabelalarını takip ederek Kral Tomislava Meydanına ulaştık. Hiç strese girmeden meydandaki kapalı otoparka aracımızı parkettik.  Günlerden Pazar olduğu için meydanda birkaç turist kafilesi ve ağaç altlarında oturan, kitap okuyan gençlerden başka kimse yok.  Aslında birbiriyle bağlantılı birkaç meydandan oluşan bir bölge burası. Her tarafta asırlık çınar ağaçları var.

Bir saat kadar gezdik, fotoğraf çektik, Zagrep tren istasyonunda takıldık. Çok fazla yemek seçeneği olmadığından karnımızı metro girişindeki fastfood dükkanlarından birinde doyurduk. Otopark ücreti yaklaşık 2 saat kadar 1.5 euro gibi bir rakam tuttu.

Zagrep ten Adriyatik kıyılarına ulaşımı sağlayan yol nispeten kalabalık. Yaklaşık 2 saatlik bir yolumuz var. Yol Adriyatik boyunca uzanan Alplerin devamı dağlardan geçerek denize ulaşıyor. Alabildiğine ormanlık, her taraf yemyeşil. Yol boyunca çok sayıda tünel var.

Medveja

Kıvrıla kıvrıla denize ulaştık. Opatije’de denize sıfır giden bir yola girdik ve Medveja ‘ya denize  dik inen kayalıklar üzerine kurulmuş güzel güzel evlerin arasından geçen daracık yol ile ulaştık. Medveja Autokamp hemen yolun kenarında. Yolun üzerine bungolov, karavan ve çadırlar yerleşmiş, yolun hemen altı deniz. Kamping sırtını dağlara yaslamış. Aynı Olimpos gibi.

Resepsiyondan anahtarımızı aldık. 58 numaralı bungolowumuz fotograflarındaki kadar güzel. Girişi salon, mutfak, yanlarda birer odası var. Her odanın duşu wc.si ayrı. 4 kişi için ideal. Her türlü mutfak araç gereci var. Ben en çok kahve makinesıne sevindim.

Etrafı dolaştık ve biraz mutfak alışverişi yaptık. Marketteki kasiyer Türk olduğumuzu öğrenince birkaç Türkçe kelime kullandı. Buraya kadar herkes biraz olsun Türkçe ile alakalıydı. Denizin bir bölümü şezlongcularca parsellenmiş, bir bölümü serbest. Günlük şezlong kirası 5 euro. Pazar günü olduğundan olsa gerek deniz çok kalabalık. Umarım yarın sakinleşir. Kalabalığa rağmen deniz pırıl pırıl. 


Kuş sesleri ile sabahın 7 sinde uyandım. Hiç vakit geçirmeden havlumu alıp denize indim. Su çok güzel, Sakin, serin ve tertemiz.  Bungolowun verandası sabah gölgede kalıyor. Kahvemi içerken bizimkiler uyandı. Marketten aldığımız siyah sallama çayı kahve makinesinde demleyerek sabah kahvaltımızı hazırladık. Kahvaltı sonrası kitap vs. derken  saat öğleden sonrayı buldu. Hiçbir şey yapmadan da vakit geçiyormuş.  

Denize inmeden önce dağlara doğru kısa bir yürüyüş yaptım. Kaldığımız tesisin sonunda birkaç güzel ev var. Evlerin oralarda bir yürüyüş parkuru tabelası gördüm. Dağa doğru çıkan daracık, dik bir patika. Tabelada 50 dakikalık bir parkur olduğu yazıyor.

Akşam saatlerinde bir gün öncesinden gözümüze kestirdiğimiz yerden denize girdik. Şezlongların olduğu bölge hiç bize göre değil. Bedava da olsa dip dibe şezlongları tercih etmem doğrusu.

Akşam yemeğine marketten aldığımız et ürünleri ile barbekümüzü yaptık. Her bungolowun bir barbekü teşkilatı var.

Ertesi sabah da klasik deniz, kahve ve kahvaltı hareketinden sonra Figen ile çantalarımızı hazırladık. Bu kadar sakinlik bize yetti. Dün gördüğüm yürüyüş parkurunu denemeye karar verdik. Doğa her zamanki gibi interneti tercih etti. İyi ki de bizimle gelmemiş yoksa yarı yoldan dönerdik.

Yol oldukça dik ve taşlı daracık bir patika. Ben dağın ortalarında bir yere ulaşıyor sanıyordum, meğer dağın tepesindeki Lovranska Draga adlı bir köyün ilerisindeki şelalede bitiyormuş. Buraya 50 dakikada çıkanın alnını karışlarım. Tamam birkaç genç tip yolda bizi geçti ama inerken saat tuttum iniş bile 1 saati geçti. 

Yoruldukça soluklanarak köye ulaştık. Köyün çeşmesinde elimizi yüzümüzü yıkayıp su ikmali yaptıktan sonra 15 dakika daha yürüyüp parkurun sonundaki şelaleye ulaştık. Şelale kurumuş. Biz de tahta masaya ismimizi kazıdıktan sonra yanımızda götürdüğümüz sandviçler ile elmamızı mideye indirip inişe geçtik. 


Dağ bizi yordu. Biraz kestirdikten sonra kendimize gelebildik. Sözde 5 gün yatıp dinlenecektik. Yıllarca tekneyle tatil yapınca yan gelip yatmayı unutmuşuz. Tatil yan gelip yatma yeri değildir :)

Sabah denize giren fazla kişi yok. Ben, ihtiyar bir adam ve plajda yer kapmak için 4-5 havlu ile gelip havlularını seren kadın. Her sabah 7 de üçümüz düzenli olarak denizdeyiz. 

Bu arada tesiste sirkülasyon devam ediyor.  Yakınımızdaki bungolowların sakinlerinin çoğu değişti. Müşteri profili şöyle; yakın ülkelerden Slovenya, İtalya gibi gelen çok tatilci varsa da plakalarda Alman ve Hollandalı ağırlığı göze çarpıyor. Burası kuzey ülke insanlarının sıcak denizlere ulaştıkları en yakın bölgelerden biri. Yan komşumuz ve karşı komşumuz Hollandalı. Fazla muhabbet ettiğimiz söylenemez ama birbirimize gülümsemeyi ve selam vermeyi ihmal etmiyoruz.

Dolapta malzeme boşaldıkça marketten alışveriş yapıyoruz. Markette en çok gördüğüm kasiyer 60 yaşlarındaki  İvan. Her gidişimde önce almanca bilip bilmediğimi soruyor,” hayır” deyince de” tejekkur ederim” diyerek gülümsüyor.

Fiyatlar makul. Türk Lirası olarak yaklaşık birkaç örnek vermek gerekirse; karpuzun kilosu 1 liradan ucuz, dana kıymadan nefis köftenin kilosu yaklaşık 15 lira, bira ortalama 2, 3 lira, yarım kiloluk tuzlu fıstık içi yaklaşık 5 lira, domates kilosu 3 lira civarı.

Çok güzel karavanlar var. Avrupa’da karavan turizmi çok yaygın.  Çadırda konaklayan da çok insan var.Lüks arabaları ile gelip çadırında kalan çok tatilci var. Fakat benim favorim üç tekerlekli iri chopper tarzı motosikleti ile küçük bir karavan çekerek  gelen alman çift oldu.


Burası dinlenmek için gayet iyi oldu. Aslında üç gün de yetermiş ama benim 5 günden de şikayetim yok. Son gün ara ara yağmur  yağdı. Yağmur sonrası toprak kokusu çok güzel. Yol boyunca birkaç saatlik bir yürüyüş yaptık.. Çok güzel bir koya ulaşan küçük bir patika keşfettik. Yağmur fazla şiddetli değil.Çok güzel bir atmosfer.  Uzun zamandır yağmurda denize girmemiştim. İyi geldi.  Yarın buradan ayrılacağız. Niyetimiz İtalya’nın Venedik, Floransa ve Pisa şehirlerini ziyaret ettikten sonra dönüş güzergahını planlamak.

SLOVENYA

Sabah bungolowumuzda kahvaltımızı yaptıktan sonra kahve kupalarımızı doldurup yola koyulduk. Slovenya sınırı yakın buradan giriş yaptıktan sonra yolda “Welcome İtaly” tabelasından İtalya’ya girdiğimizi anladık. Slovenya üzerinde kat ettiğimiz yol yaklaşık 40 kilometre.  Bu ülke hakkında pek bir izlenim edinemedik doğrusu. Anladığım kadarı ile gerçek Avrupa Birliği’nin giriş kapısı Slovenya. İtalyanlar sınırı teslim etmiş.

İTALYA- Venedik

Venedik köprüsünden şehre doğru ilerlerken saat öğlen civarıydı. Girişte arabayı bir otoparka bıraktıktan sonra şehre daldık. Venedik dünyanın en turistik şehirlerinden biri.  Her ülkeden turist buraya akın etmiş. Ancak pek Türk turiste rastlayamadık.

 Tabelaları takip ederek San Marco meydanına ulaştık. Daracık sokakları, eski evleri, duvarlarda asılı çamaşırları ile Venedik kimseye aldırmadan kendi hayatını yaşıyor gibi. Ne kadar ömrü varsa artık...
Yorulunca bir cafede kahve molası verdik. Pizza, dondurma, Grand Canal derken Venedik bitti sayılır. Bir an tereddüt ettim ama yok arkadaş gondola 80 euro vermek zoruma gitti. 10 metrelik yelkenli teknede beş yaz geçirdikten sonra gondolla (kayık) bir saatlik gezinti bizim için değişik değil.

Venedik son derece fotojenik bir şehir. Bol bol fotoğraf çektik. Biraz da alışveriş derken güneş akşama devrildi. Biz de otoparka 16 euromuzu ödeyip yola koyulduk.

Venedik’ten güneyde, Adriyatik kıyılarında Porto Garibaldi de önümüze çıkan ilk güzel görünümlü kampinge girdik. Biraz lüksmüş. Dört yıldızlı. İki gece için totalde 100 euro ödedik. Yüzme havuzu da var ama sonradan fark ettik ki hikaye. Havuz günde 4 saat kadar açık kalıyor. Deniz de pek iyi değil. Git git su ayak bileklerinde. Neyse ki burada uzun kalıcı değiliz.

Kamping Alman dolu. Bence Almanlar  dünyanın en gezenti ulusu. Japonlarla yarışırlar kesin. Gezmeleri iyi ama insani ilişkileri soğuk. Pek göz göze gelmiyorlar. Akşam kampı dolaşırken Doğa ile her karşılaştığımıza “Hi” dedik. Birçoğu şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi J)

Floransa- Pisa

Sabah yakındaki bir büfeden sıcak su ayarladım. Sallama çay ve dolaptaki malzemelerle kahvaltımızı yapıp yola çıktık.

Gps denen alete çok fazla güvenmeyin. Her daim harita ile kontrolde fayda var. Gps Floransa güzergahında da çuvalladı. Aslında iyi de oldu. Otoyol olmasına rağmen bizi ısrarla 67 numaralı karayoluna götürdü. Hiç direnmedim. Bu yolları her zaman sevmişimdir.  Bu yol da gayet eğlenceli. Po nehrinin suladığı verimli topraklardaki üzüm bağları arasından, asla göremeyeceğimiz kasaba ve köylerden geçerek dağlara vurduk.  Dağlarda yol çok dik ve virajlı bir hal aldı. Yol boyunca çok sayıda bisikletli ve motosikletli gördük. Müthiş güzel bir coğrafya, ama ortalama süratimiz 40-50 km.

Öğlen saatlerinde Floransa’ya girdik. Ponte Vechio civarını yine 8 yıl önce Murat ile bulduğumuz  gibi çok kolay buldum. Otoparka arabayı parkettik ve kendimizi heykellerin kucağına attık. Bu şehirleri tarihte bu kimliklere büründükleri dönemlerde hayal ettim. Ne görkemli yıllar yaşanmış.

Catedral civarında da biraz takıldıktan sonra otopark civarında ayaküstü atıştırıp 18 euro park ücretimizi ödeyip Pisa yoluna düştük.

İtalya’da benzini kendiniz alıyorsunuz. İstasyonlarda genelde sistem şöyle. Pompaların yanında  otomat benzeri bir alet var. Ne kadar almak istiyorsanız o kadar parayı makineye  veriyorsunuz sonra da deponuza benzini pompalıyorsunuz. Kimseyle muhatap olmadan benzini alıp yola devam.

Pisa çok kolay. Tabelalar yardımı ile kuleyi bulunca iş bitiyor. Kule civarında bir saat kadar takıldık. Restoranlardan birinde çalışan Arnavut çocuk ile biraz sohbet ettik. Babası İstanbul’da kuyumculuk yapıyormuş.

Porto Garibaldi’ye dönüşü otobandan yaptık. Hızlı ve rahat ama paralı.

HIRVATİSTAN-KARADAĞ

Sabah teşkilatı toplayıp hareket etmemiz 8:30 u buldu.  Hırvatistan’ı kıyıdan gezip yavaş yavaş dönüşe geçeceğiz.

Yola çıktığımızda niyet Split idi. Otoyollar paralı demiştim ya, az para değil de ondan para lafı ediyorum. İtalya çıkışına dek 12 euro ödedik.  Hırvatistan’a girdikten sonra Rijeka’dan Split’e de 18 euro. Bugün toplamda 40 euro otobana gitti.

Split’te otobandan sahile indik. Mümkün olduğunca otoban tercih etmiyoruz. Ama sahil yolu çok yavaş. Saatte ortalama hız 60 ı geçmiyor.

Manzara çok güzel. Dalmaçya kıyıları dağların denize dik inişleri ile oluşmuş. Kıyı boyunca yol tek şeritli gidiş gelişli. Yol şartları kötü ama manzara güzel. Birkaç saat böyle gittikten sonra Gps in de ısrarı ile otoyola yöneldik. Berbat bir seçim yapmışız. Acayip dar, dik ve bir kenarı uçurum olan yollardan dağlara tırmandık. Ama Gps in dediği gibi otoyola bağlanan bir yol falan yok. Birkaç saat dağ köyleri dolaştıktan sonra sahile indik. İyi ki yanıma kağıt harita alıyorum. Eski alışkanlık. Bundan sekiz yıl önce sadece motorun ön çantasındaki harita ile avrupayı  motosiklet ile gezmiştik. Harita GPS den çok daha güvenilir.  

Bu bölgede sınırlar çok komik. Bugün İtalya’dan çıktık. Slovenya’dan geçtik Hırvatistan’a girdik. Hırvatistan’da Place’den sonra Bosna Hersek başladı, 20-30 km sonra tekrar Hırvatistan’a girdik.

Dubrovnik’e yaklaşık 40 kilometre kala Salona  yakınlarında yol kenarında gördüğümüz bir kampinge yerleştik. Akşam oldu. Bugün yaklaşık 900 Km yol yaptık. Kampa gecelik 16 euro ödeyeceğiz. Çok ucuz. Üstelik İtalya’daki kamptan daha da güzel. İki gün buradayız.

Dubrovnik-Kotor-Budva

Sabah 7 olmadan kalktım. Bu merak beni öldürecek. Arabaya atlayıp yola düştüğümüzde saba 8 civarıydı. Dalmaçya kıyılarından kıvrıla kıvrıla güneye doğru iniyoruz. Sahil manzaraları çok hoş. Sık sık fotoğraf için duruyoruz.  

Dubrovnik girişinde önce köprü gözümüze çarptı. Yolun sağına baktığımda müsait bir park yeri olduğunu gördüm.  Park yerine girip biraz şehri izledik. Müthiş güzel, müthiş etkileyici bir deniz şehri.  Deniz Dubrovnik’in her yerine girmiş. Kocaman bir cruise gemisi limanda
ama asla sakil durmuyor. Ortalıkta birkaç yelkenli. Şehre giren tekneler, şehirden çıkan tekneler… Gerçekten etkileyici bir manzara. Burada biraz kaldık.

Seyir noktamızdan hareket ettik ama gözümüz sürekli şehirden manzara arıyor. Bu şehri insana kaza yaptırır. Denize dik inen dağlara yapılmış dar yoldan küçük köylerden geçerek sınıra ulaştık.  Bundan sonrası Montenegro, yani Karadağ.

Sınır geçişimiz 15-20 dakika sürdü. Aslında kampımızdan Kotor’a mesafemiz 120 kilometre ama yol şartları bu mesafeyi 3 saate çıkarıyor. Kotor Körfezine ulaşınca körfezi boydan boya dolaştık. Bu bölge nispeten Türkiye’ye yakın olduğundan önümüzdeki yıllara tatil seçeneği olabilir. Bu nedenle biraz sindirmek istiyorum.

Kotor Körfez'i çok güzel.  Çok sayıda kalınacak mekan, çok sayıda kamp var. Karadağ’da euro geçiyor. Fiyatlar da makul.

Körfezi arabayla dolanıp Budva’ya kadar gittik. Budva için de olumsuz bir şey söylemek mümkün değil. Son derece turistik ve şık bir şehir.

Dönüşte körfezi dolaşmadık. En dar yerinden feribot geçişi var. 4,5 euroya ya karşıya geçtik. Dönüş yolunda trafik biraz daha seyrekti.

Kampın yakınında Salona’da yemeğimizi yedik. Kampın sahilinde geç saatlere kadar denizde günün yorgunluğunu atmaya çalıştık ama nafile, deniz daha da yordu.

Dönüş Yolu

Sabaha karşı yağmur sesi ile uyandım. Hemen dışarıdaki ıslanabilecek malzemeleri sağlama alıp tıpır tıpır yağmurda uyuduk. Yağmur başladığında yan tarafımıza gelen kalabalık grubu düşündüm. Çadırlarının ikinci katını örtmemişlerdi. Sabah ıslanan malzemeleri ile uğraşıyorlardı. Çadırı nizami kurunca yağmurun tadını çıkarmak mümkün yoksa eziyete dönebilir.

BOSNA HERSEK - Mostar

Toplanıp yola çıkmamız  8:00 i buldu. Bosna-Hersek'in denize ulaşan minicik parçasından sınır geçişlerimizi yaparak tekrar Hıvatistan'a, Hırvatistan'ın Metkovic şehrinden de Bosna-Hersek'e geçeceğiz. Metkovic'te yol çalışmaları nedeni ile bir noktada yol bitti. Birine yolu sorup manevra yaparken ihtiyar bir amca gelip arkadan dokundu. Aslında benim de kabahatim var çünkü ben de geri manevra yapıyordum.Neyse baktık bende çizik bile yok ama diğer arabanın çamurluğunda göçük oluşmuş. Adam fırsata çevirmeye çalışıp 100 Euro istedi. Şahidin yardımı ile 50 euroya anlaştık. Sigorta vs. ile uğraşmak işime gelmedi.

Bir şekilde yolu doğrultup sınır kapısını bulduk Tekrar Bosna-Hersek'e girip  Mostar'a yöneldik. Yol çok güzel. Tek şeritli ama zemin güzel. Bölge dağlık olduğundan ortalama  60-70 km civarında bir süratle seyrediyoruz.

Coğrafya son derece güzel. Her taraf yemyeşil orman. Göz alabildiğine yeşillik. Dağların arasından kıvrıla kıvrıla geçen yolumuza Mostar'dan da geçen müthiş güzel Neretva Nehri eşlik ediyor. Nehir yolda olağanüstü manzaralar oluşturuyor. Bir tarafta karayolu, arada bir ortaya çıkan demiryolu ve tertemiz, pırıl pırıl koca bir nehir.

Mostar'a öğlen saatlerinde ulaştık. Bosna-Hersek'te seyrederken karşımıza çok sayıda cami çıkyor. Birçok yerleşim yerinde hem cami hem de kilise var. Camilerin hemen hepsinde ayyıldızlı yeşil bayrak asılı. Mostar'da da hem cami hem de kilise görüntüsü hemen göze çarpıyor.

Tabelaları takiben old city'de bulunan tarihi köprüye ulaştık. Köprü yakınındaki otoparkın görevlisi Faik plakayı görünce kendi arabasını çıkartıp bize otoparkta yer açtı.

İçilebilecek berraklıktaki nehrin üzerine kurulu biblo gibi köprünün değişik açılardan fotoğrafını çektik. Çok sayıda Türk turist var.

Kahve 1, küçük su 2 euro. Tam turizm anlayışı. Ama kahveyi çok güzel yapıyorlar.

Mostar'dan ayrılıp yola koyulduk. Sarajevo yani Saraybosna üzerinden akşam saatlerinde Nis civarlarına olmak istiyoruz.

Yolda nefis dğ manzaraları ve kesinlikle İsviçre Alp görüntülerini aratmayacak doğa görüntüleri ile seyrederken Ostrazac adında bir şehir karşımıza çıktı. Burası son derece güzel. Neretva nehrin üzerinde oluşmuş şahane bir göl olan Jablanica Gölü etrafına kurulmuş olan bu şehirde kesin birkaç gün geçirmek gerek. Buraya tekrar gelmeliyiz. Evlerin birçoğunun balkonu rengarenk, kucak kucak çiçeklerle bezenmiş. Her taraf yemyeşil, göl pırıl pırıl, balık tutan, yüzen insanlar...

Güzel manzaralar eşliğinde ulaştığımız Sarajevo büyük, güzel bir şehir. Rotamız üzerinde Rogatica ve Visegrad var. Ancak bir noktada yol daraldı, gps te harita kayboldu. Bir köy evinin önünde durduk. Bahçede çalışan köylülere ve bir polise yolu sorduk. Hiç ingilizce bilmiyorlar ama 10 km sonra yolun Goradze yönüne saptığını ve 30-35 km sonra da Goradze'ye ulaşıldığını bir şekilde anladık.

Rotayı takip ettiğimizde yol daha da daraldı. Bildiğiniz tek arabalık dağ yoluna döndü. Son derece sık ormanda kıvrıla kıvrıla 45 kilometrelik yolu 1,5 satte aldık. Yukarıdan Goradze'nin görüntüsü son derece güzel. Ortasından Drina Nehri geçiyor. Bu yol yordu. Şehirde nehir kenarında bir restaurantta çok lezzetli yapılmış köfte ve gulaş ile karnımızı doyurduk ve biraz dinlendik.

Yol Drina Nehri boyunca devam ederek Visegrad sonrasında sınıra ulaşıyor. 5-10 dakikada sınırı geçip Sırbistan'a dahil olduk.

Uzice ve Cacak üzerinden Krusevac'a ulaştığımızda hava kararmıştı. Nis'i zorlmaya gerek yok, burada konaklamaya karar verdik. Aslında bugünkü güzergah 600 km civarıydı ama yolun tek şeritli olması ve ortalama süratin 70-80 km yi geçememesi nedeniyle 10 saati geçen bir yolculuk yaptık.

Krusevac'ta otel aramak için gps den yararlandık. Gps de iki otel çıktı. Biri yerinde yok diğeri ise merkezde koca bir otel. Otel Rubin. Burada gecelik 50 dolara üç kişilik bir odaya yerleştik. Kahvaltı dahil.

Eski Rusya'yı hatırlatan, aslında güzel ama son derece bakımsız otelin personeli çok iyi.

Sabah 9:00 gibi hareket ettik. Niş üzerinden "alamancı" güzergahına bağlandık. Buradan güzergah belli. Pirot, Sofya ve Plovdiv üzerinden Kapıkule. Bu güzergahta kayda değer birşey yoktu. Neredeyse Kapıkule yakınlarına dek bir yerde kaşar almak bir yerde de yemek için durduk.

Bulgaristan sınırına geçişimiz de sorunsuz ve çabuk oldu. Kapıkuleye vardığımızda ise yüzde doksanı gurbetçi araçlarından oluşan kuyruk önceleri bizi korkutmadı. Zira işlem yapan çok sayıda gişe vardı. Ancak her nedense geçtiğimiz her sınır kapısında 3-4 gişe ile kolaylıkla biten işlemler Kapıkule'de 10 civarında gişe ile bir türlü ilerlemiyordu. Bir ara bu durum kornalarla protesto edildi. Demek ki modern sınır kapıları yapmakla iş bitmiyor, bürokratik işlemler gösteriyor ki bölgenin son komünist ülkesi hala Türkiye.

Sonuç 

Bu gezimiz toplam 12 gün sürdü.
Toplamda 6.000 kilometreden fazla yol yaptık.
7 Ülke gördük.
Tam 17 kez sınır geçişi yaptık.
Bir günde 5 kez sınır geçtiğimiz oldu.
Yakıt için harcadığımız para yaklaşık 600 euro, konaklamaya ise yaklaşık 950 euro ödedik.
Diğer harcamalar ile 2.100 Euro kadar bir para harcamışız.