22 Mayıs 2013 Çarşamba

PRAG

Uzun zamandır istiyordum. İki saatlik yol nasılsa gideriz düşüncesiyle en az on yıldır ertelemişim. Kısmet bugüneymiş. Otel ve uçakla uğraşmadan uygun bir tur ayarlamak istedim ama olmadı. Ya tarihler ters ya da turun oteli şehrin çok dışındaydı. En iyi çözüm booking.com dan merkezde kahvaltı dahil otel ve THY den rezervasyon en ucuz turdan daha ucuza geldi. İki kişilik kahvaltı dahil 3 gecelik oda 350 TL. Türk Hava Yolları iki kişi gidiş-dönüş 1.500 TL. Kısmetse 21-24 Haziran tarihlerinde Prag'dayız.

İnternet dışında yıllar önce aldığım Müjdat Sönmez adlı bir yazarın "Sihirli Kentin Firarisi" adlı kitabını ve Berlitz'in Prag rehberini biraz karıştırdım. Şehir dışına çıkmaya çok niyetimiz yok. Bu durumda mutlaka görülesi yerlerin neredeyse hepsi otele yürüme mesafesinde.

Prag küçük bir şehir. Turistik olarak görülmesi gereken yerleri yarım günde görmek mümkün. Eski şehrin meydanı, Saat Kulesi, Charles Köprüsü, Nazım'ın cafesi Slavya, Kafka'nın evi, Kale, Yahudi Mahallesi, caz barlar vs vs. Her yer birbirine yürüme mesafesinde.

Niyetimiz hiç kasmadan, koşturmadan miskin miskin dolaşmak, yorulunca da altın şehir Prag'ı ortadan bölen Vltava  nehrinin kıyısında ya da daracık sokaklarda bir kafeye oturup dünyanın en lezzetli biralarının tadına bakmak.

Pilsener biraların kökeni Çek Cumhuriyetinin Plezen şehrine dayanır. Adını da buradan alır. Çekler dünyanın en çok bira tüketen ulusudur.

Doğa

Bu arada bir süredir zorlanarak da olsa satış kararı aldığım teknemiz Doğa^ya bir talip çıktı. 2008 yılından bu yana bize müthiş güzel günler yaşatan, başka bir yaşam tarzının olduğunun ve  öğretilen her şeyin dışında az kullanılmış bir yolun da olduğunu bize sürekli hatırlatan, birçok fırtınayı içinde güvenle atlatıırken bizi sarmaladığını düşündüğüm teknemizi hakkını vereceğinden emin olduğum sevgili Metin Dalman'a sattık.

Bir süre teknesiz bir yaşamımız olacak. Ama daha çok vakit ayırabileceğimiz koşullar oluştuğunda mutlaka tekneye dönüş yapacağız.

1. GÜN

Bugün 21 Haziran. Yılın en uzun günü. Uçak sabah 9:15 te kalkıyor. Prag Vaclav Havel havaalanına varışı 11:05. Prag'ta havanın neredeyse akşam 10:00 da karardığını düşününce bizim için daha da uzun bir gün olacağı düşüncesi ile uçağa yerleştik.

Rahat bir yolculuktan sonra çok güzel bir Prag gününe ulaştık. Prag Avrupa Birliği üyesi ancak kendi parasını kullanıyor. Havaalanında biraz pahalı bozduklarını düşünerek 100 euro bozdurdum.

Taksi ile şehre ulaşım 20 euro civarında. Ama ben taksiyi değil halk otobüsünü tercih ederek biraz çaba ile otobüs durağındaki makinadan iki adet tek yön bileti aldım. Kişi başı 32 kc. Çek Koruna' sını Türk lirasına çevirirken ona bölüyoruz.Yani bir kişilik tek yön bileti yaklaşık 3.5 TL.


Bir yere gitmeden önce araştırmanın hoşuma gittiğini zaman zaman söylemişimdir. Bu sayede hiçbir problem olmadan 119 nolu otobüs ile A metro hattına ulaşıp, oradan da aktarma ile B hattına ve otele en yakın Namesti Rapublic  Meydanına ulaştık. Otel ile metro durağı arası yaklaşık 200 metre.

Otelden bir gün önce mesaj geldi. Sistem Bremen'deki otel ile aynı. Resepsiyon sabah 8:00 ile 13:30 arası açık. Bunun dışındaki zamanda otelin size verdiği anahtar ile girip çıkıyorsunuz. Biz otele ulaştığımızda resepsiyonist henüz oradaydı. Odamıza yerleştik. Tertemiz, çatı katı, nefis bir oda. İki kişi için bu fiyata süper.

Eşyaları yerleştirip kendimizi sokağa attık. Hava gayet güzel. Harita yardımı ile ilk kez geldiğimiz bu şehri keşfe başladık. Şehrin en turistik bölgesi olan "old town square" otele çok yakın. Vardığımızda saat 3:00 e beş vardı ve saat kulesinin önünde birikmiş yüzlerce kişi ellerinde kameraları ile saat başı şovunu kaydetmek için saatin 3:00 olmasını bekliyordu.

Çok kısa bahsetmesek olmaz. Saati 14. yy.da Hanuş usta yapar. Saat o kadar
beğenilir ki kral benzeri yapılmasın diye Hanuş Ustanın gözlerini körleştirir. Bu duruma içerleyen usta kendini satin mekanizmasına atarak intihar eder. O kadar iyi bir ustadır ki bu şekilde bozulan saati yüz yıla yakın kimse tamir edemez.

Meydan çok hareketli. Müzik yapan çok iyi müzisyenler var. Meydandan ara sokaklara daldık. Çok güzel sokaklar. Prag çok güzel bir şehir. Müze gibi. Yüzlerce yıllık binalar, nefis sokak kaplamaları, sokak zeminleri mozaik gibi. Sağa sola bakınarak yürürken nehre ulaştığımız nokta tesadüfen Nazım Hikmet'in burada yaşarken takıldığı,  "slavya kahvesinde oturan dostum Tavfer'le, Vıltava suyuna karşı oturup,
tatlı tatlı yarenliği severim....diye şiirler yazdığı Kafe Slavya'nın köşesiydi. Burada birer kahve içtik tabi ki. Ancak Pragl'lı bir ressam tarafından yapıldığı söylenen tablodaki kişiyi doğrusu Nazım'a pek benzetemedik.

Kafe Slavya'dan Charles Köprüsüne doğru nehir boyundan yürüdük. Charles ya da Karlov köprüsü çok hareketli. Prag'ın meydan ile birlikte en önemli turizm sembolü. Köprü üzerindeki heykeller çok güzel. Burada  birkaç saat geçirdik.

Hava akşama döndü ama biz de köprünün öte yakasına vardık. Buraya varınca hemen yakındaki Kafka Evi'ni gezerken acıktığımzı farkettik. Yakınlardaki güzel bir yerde karnımızı doyurduk. Aslı Macarların olan ama burada da geleneksel yemek sayılan "gulaş"  lezzetli bir et yemeği. İçecekleriyle güzel bir yemeğe turistik bir yerde ödenen para iki kişi için yaklaşık 40-50 TL.

Çok yorulduk. Neredeyse bir günde Prag bitecek. Şaka bir yana belli başlı görülecek yerlerden geriye "kale" kaldı. Kale yemek yediğimiz yere yakın. Yolu biraz dik. Ama biz dikleşmeden dik duruyor ve yola koyuluyoruz :)

Kale 'ye ulaşmak beni yordu ama değdi. Sanırım akşam olduğu için kapılar açık. Güneş yeni battı. Şehir buradan çok güzel görünüyor. Burada uzun süre oturup hem etrafı izledik hem dinlendik. Bugünlük bu kadar çok bile.

2. GÜN

Dün gece yorgunluktan erken yatınca sabaha dinç kalktık. Kahvaltı 8:15 te başlıyor. Otel aslında pansiyon sayılır. Bir iş hanının 5.katı. Tüm alanı odalara ayırdıkları için kahvaltıyı odanıza veriyorlar. Kahvaltı ortalama bir Avrupa kahvaltısı. Ben oda seçerken kahvaltı dahil tercih ederim. Gezeceğim yerde bir de kahvaltıyla uğraşmak istemem doğrusu.

Otelden çıkınca yakındaki Namesti Republic Meydanına biraz takıldık. Kahveleri alıp kaldırımdan gelip geçenleri seyrederek akşama kadar oturulabilir. Biz bir saat kadar takıldık.Bugün hava dünden de güzel. Dün biraz sıcaktı.

Harita üzerinde ufak bir çalışmadan sonra görmediğimiz bölgelere, biraz turistik bölgenin dışına yürüdük. Merkez İstasyonunda biraz takıldık. Merkezden uzaklaştıkça şehir sakinliyor ama bu da güzel. Prag'da para bozduruken change ofislerde pazarlık yapılıyor. Fiyatlar değişebiliyor.

Nehir kıyısından kendimizi yormadan yürüyerek Prag'ın önemli turizm noktalarından biri olan"beyaz ev"
e, diğer adı ile "dans eden ev"e ulaştık. Mimari değişik. Yapıya verilen diğer bir isim de "sarhoş ev" dir. Hollandalı sigorta şirketi yaptırmış. Kentin mimarisi ile oluşturduğu tezat nedeni ile çok karşı çıkılsa da binanın yakınlarında oturan Vaclav Havel binanın yapımını desteklemiş.

Cumartesi olmasının da etkisi ile ortalık genç dolu. Çok güzel eğleniyorlar. En ufak bir tatsızlık yok. Bazen bu dönemin gençleri ile aynı kuşaktan olmadı
ğım için hayıflanıyorum. Yanlış anlaşılmasın. Halimden bir şikayetim yok: )

Tek tük Türk gruplara rastlıyoruz. Turist grupları dışında bireysel gezen çok yabancı özellikle çok Japon var ama bireysel gezen pek Türk görmedik.

Burası pilsen biraların icat edildiği memleket. Çok çeşitli biraları var. Bence Alman biralarından daha da lezzetliler. Otelin hemen yakınında "Bira Museum" adında bir mekan var. Memleketteki en çok tutulan 30 çeşit biranın satıldığı, isterseniz 16 lık bardaklarla tadım yapabileceğiniz çok hoş bir mekan. Okuduğum yazılarda herkes başka bir marka söylüyordu ama ben en çok "Kozel"i beğendim.

Akşama doğru otele uğrayıp biraz dinlendik. Otelin merkezde olmasının böyle bir avantajı var.  Akşam güneş batınca tekrar dışarı çıktık. Malum cumartesi gecesi. Her taraf hareketli.

Meydanda biraz takıldık. Gelmişken buranın meşhur Jazz Klüplerine de uğramak istiyoruz. İnternetten yaptığım araştırmada öğrendiğim mekanlardan biri olan Jazz Republic'i bulduk. Giriş için bizim paramızla yaklaşık 10 ar TL ödedik. Bir büyük bira 4 TL ye denk geliyor. Blues çalan bir grup vardı. Müzik bitene kadar takıldık.

3. GÜN 

Kahvaltı sonrası güne yine meydandaki alışveriş merkezinin kenarına oturup kahvemizi içerek başladık. Sonrasında aylak aylak meydana yürüdük. Artık haritaya da ihtiyaç duymuyoruz.Meydanda gerçekten çok güzel müzik yapan gruplar var. Yaşlı müzisyenlerden oluşan bir gruptan cd bile aldım.

Köprünün iki başında kuleler var. Meydana yakın olan kuleye çıkılıyor. Bir kişi 75 kc. Yani yaklaşık 7.5 TL Çıkmazsak döverler. Kuleden şehrin manzarası güzel. Bol bol fotoğraf çektim. Allahtan dijital icat oldu yoksa bu şehre film dayanmazdı.

Karşı yakada konservatuar binasının köşesinde çok güzel bir müzik dükkanı var. Müzik temalı hediyelik eşyalar ve klasik müzik cd leri satıyorlar. Buradan birkaç parça birşey aldık. Kızımız Doğa'ya çanta aldığımız dükkanın tezgahtarı Bulgar çıkınca komşu muhabbetine 5 TL indirim yaptı.  Milli takımın ve Fenerbahçe'nin matruşkalarını gördüm :) Hediyelik işi abarmış.

Bu bölgede gulaş ve ördekten oluşan menümüzle karnımız doyurduktan sonra köprüdeki heykellerin kaidelerine oturup birkaç saat takıldık. Acaip güzel vakit geçiyor.

Akşam yine meydandaydık. Burada sürekli bir atraksiyon var.

 Prag'daki son gecemizde meydandaki lüks mekanlrdan biri olan Billy Konicek Jazz Club ta canlı müzük eşiliğinde yemeğimizi yedik. Burası bizim memlekete göre ucuz.
Yemeğe ödediğimiz 80-90 TL gibi bir rakam. İstanbul'da böyle bir mekanda, mesela Babylon'da ne ödenir acaba :?

DÖNÜŞ

Sabah kahvaltımızı yapar yapmaz otel ile ilişiği kestik. Geldiğimiz gibi metro, metro ve otobüs ile havaalanına ulaşmamız yaklaşık 40 dakika sürdü. Vaclav Havel havaalanı istanbul'a göre çok küçük. Böyle küçük havaalanlarını ben daha çok seviyorum. Her şey çok kolay halloluyor. Bavulumuzu verince hayli vaktimiz kaldı.

Son kalan Çek paralarını euroya çevirdik. Birkaç hediyelik eşya ile onları da tükettik. Havaalınında satılan 1.5 litrelik Kozel biralarından iki şişe de kendime hediye ettim.

Prag'ta geçirdiğimiz 3 gece 4 gün için iki kişi olarak harcadığımız para 300 eurodan az. Doğrusu harcama konusunda pek dikkatli davrandığımız da söylenemez.

Prag ortalama Avrupa şehirlerine göre ucuz bir şehir. Ucuzluğunun yanında çok rahat, çok kolay ve çok çok güzel bir şehir. Kısmetse Prag'ın tekrarı olur.

Bundan sonra...

Nerde trak, orda Prag :))




Hiç yorum yok: