2 Şubat 2013 Cumartesi

NEW YORK

Kış sezonunda bilet fiyatları yeterince düşünce rezervasyonumu yaptım. New York'un birkaç barı, Pensilvaniya'nın yemyeşil ormanları ve bir NBA maçı ile süsleyebilirsem 11-12 günlük bu Amerika gezisi bence mükemmel olacak.

Hareket tarihi 20 şubat. Kardeşim ve dayıma haber saldım hazırlıklara başlamışlar. New York'ta birkaç nokta haritaya işaretlendi. Gezi öncesi araştırma-hazırlık evresi neredeyse gitmek kadar zevkli.

İnternetten NBA programını araştırıken Philedelphia 76ers ile Miami Heat maçının 23Şubat tarihinde olduğunu görünce o maça fokuslandık. Miami ligin en önemli takımı olunca biletler de ona göre. Tüm biletler çoktan tükenmiş ama kardeşim bir şekilde 80 er dolara ortalarda bir yerden iki bilet ayarladı. Şimdiden heyecan başladı..:) Birçok kişinin ölmeden önce yapılaması gereken 100 şey listesinde yer alan bir NBA maçını Miami Heat maçı ile taçlandırmak doğrusu beni çok sevindirecek.

Blue Note Jazz Bar da New York'ta uğramak istediğim yerlerden. O tarihlerdeki programı fena değil. Masa 25, bar 15 dolar. Bar için rezervasyon yokmuş. Erken gelen oturur sistemi.:) Kapıda beklemeye razıyım. Orada canlı jazz dinlemek de sanırım birçok kişinin listesinde vardır. Kim bilir belki Harlem'de bir-iki underground mekan da ziyaret edilir.

Hareket gunu geldi. Trafigi de hesaplayarak sabah 7 otobusune bindim.Esenler-Metro hatti ile havalanina vardigimda henuz 9:30 idi. Bavulu verdikten sonra cay, kahve derken ucaga yerlestik. Yaklasik 10 saatlik yolculuk iyi gecti. Iki kisilik koltuk secmem ve yanimin bos olmasi cok iyi oldu. Yedik ictik ve Yata yata JFK ye indik.

Deniz karsilmaya gelmis. New York belediyesi iyi calismiyor. Cukurlardan gecerken Deniz' in yeni arabasinin koltuguna birazcik kahve doktum :) Eski arabasi Sandy kasirgasinda su altinda kalinca kendine Hyundai Veloster model cok sirin bir spor araba almis.

Eve vardigimizda biraz sohbet sonrasi uyku bastirdi. Arada 7 saat fark olunca insan biraz sersemliyor.

Sabah yerel saat ile 5 te kalktim. Jetlag etkisi : ) Kahve kahvalti derken evden cikmamiz 7 yi buldu. Etrafta biraz araba ila dolastik. Birkac ufak-tefek siparis alisverisi sonrasi Sandy kasirgasinin en cok vurdugu bolgeye gittik. Gecen yaz denize girdigimiz, dolastigimiz yerlerin hali oldukca uzucu. Brick taraflarinda ciddi hasar var. "Amerika-Amerika" basligi ile yazdigim yazida gece yanimiza gelen kopekli bir adamla sohbetimizden sozettigim bir bolum var. Oralardaki luks okyanus kiyisi evlerin hemen hepsi harap durumda. O sokak taninmaz halde.

Sabah New York plani yapmistik. Claudine isten izin alinca plani degistirdik. Hep beraber Lancester'a Amish'leri ziyarete gitmeye karar verdik.

Lancester - Amish'ler
Lancester yaklasik 2,5 satlik mesafede. Sabah evden ciktigimizda saat 9'u geciyordu. Hava nispeten yumusak. Dune gore sicak sayilir. Her Amerikalinin arabasindan eksik olmayan kahvelerimizi yudumlayarak yola ciktik.

Bolgeye yaklasinca atli arabalari gorunmeye basladi. Bu bolge oldukca verimli topraklarla kapli. Her taraf ciftlik. Chesapeake Korfezine dokulen Susquehanna nehri (yazmak icin bir kaynaga bakmak gerek ) bolgeye bereket sagliyor.

Amish bolgesi oldukca turistik. El yordami ile biraz dolastiktan sonra kisi basi 17 dolara atli arabalari ile guzel bir tur yaptik. Arabacimiz Steve bizi ciftliklerdeki yasami gorelim diye inek diskilarinin icine bile soktu:))

Elektrik, dolayisi ile camasir makinasi kullanmadiklarindan disarida asili camasirlari fotograf acisindan guzel goruntuler sagliyor. Fotograflarinin cekiolmesinden genelde cok hoslanmiyorlar. Ama ben herseyi goze alip portre moduna yukleniyorum. Bu cagda degisik bisey bulmak kolay degil. Her sey birbirinin ayni.  Elektrikli alet kullanmadiklarindan el yapimi mobilyalari cok tutuluyor. Tabi biraz pahalli.

Bolgede Amish olmayan ciftlik sahipleri de cok. Bir arada guzelce yasayip gidiyorlar. Ayni dukkanda yanyana calisiyorlar. Farkliliklarin bir arada rahatca yasayabilmesi ne guzel bir sey.

Cumartesi hava yagisli. Sabahtan buyana ince ince bir yagmur yagiyor. Sabah biraz disari ciktik. Oglen Claudine'in anne babasi ve yegenleri geldi. Birkac saat onlarla takildik.

Claudine'in yaptigi guzel firinda makarna ve domates soslu kofteleri yedikten sonra biraz agirlik coktu ama kendimizi toparlayip Philedelphia yoluna dustuk.

NBA

Malum bugün maç var. Miami Heat-Philedeplhia 76ers. Yol uzerinde Hamilton'dan Deniz'in is arkadasi Eric ve yegeni Jery de bize katildi.

Salonun oldugu bolgede 4 tane buyuk stadyum var. Hepsi de mimari acidan cok guzel. Bizim mac Wells Fargo'da. Salonun hemen yanindaki otopark 15. biraz uzaktaki 5 dolar. Biz tabi ki 5 dolarliga parkettik :)

Yandaki kare yanıltmasın. Sahaya o kadar uzak değildik. Geniş açı etkisi:))

Herkesin yeri belli, giris cikis son derece rahat. Iceri girince sov basliyor.  Ponpon kizlar imzali fotolarini dagitiyor. 76ers taraftarlari sova hazirlaniyor.

Salona girince etkilenmemek mumkun degil. Cok guzel bir salon. Birasini patatesini alan yerine oturuyor. Taraftarlar içiçe. Miami formali taraftarla 76 ers taraftari yan yana. Bu müsabakadan öte şov.

Takimlar ısınmaya cikti ama bir kisi cikmadi, O da Miami' nin hatta NBA in yildizi Lebron James. Kameralar çıkışta yaklasik 5 dakika bekledi. James cikinca muthis bir alkış koptu.

Yörenin sanatcilarindan birinin sahadan canli soyledigi ulusal marstan sonra maç basladi.

Mac güzel ama oyunun durdugu anlardaki şovlar da muthis. TV yayinlarinda reklam izlenen anlarda saha cok hareketli. Seyircilere tişört dağıtımı, maç anlatımı, ponpon kızların şovu derken Miami 104-90 maçı aldı. 76ers sadece ilk çeyrekte etkiliydi. Bu cümle de spor spikeri cümlesi oldu ya neyse  ...:)

Manhattan

Sabah 10 civarı yola ciktik. Günlerden pazar oldugu icin trafik nispeten sakin. Deniz'in ev ile NYC arasi sakin trafikte 1 saat civari. Manhattan'da yasayan Alper'i aradim. Çalıştığı restaurant 2.caddede. Hemen yakinindaki otoparka araci biraktik. Manhattan'da otopark oldukca pahalli. Burasi nispeten ucuz. 12 saate kadar 14 dolar. Saati 25 dolar olan yerler var. Yanlız arabayı teslim ettiğimiz Jamaikalı görevli öğlen saatinde sarhoştu. Bizi baya bi muhabbete tuttu: )

Alper iki yildir New York'ta yasiyor. Düzenini kurmus. Hayatindan gayet memnun. Birlikte guzel bir yerde kahve icip biraz dolastiktan sonra Empire State binasının önünde Alper'den ayrildik.

Gecen gelisimde Empire State'e çikmamistim. Mevsim kıs oldugu icin cok kalabalik degil. King Kong filminin yildizi olan binaya cikmak icin kisi basi 25 dolar ödeniyor. Bugun hava iyi olmasina ragmen yukarisi soguk. Manzara süper. Dört bir taraftan yaklasik 100 kare fotograf çekmisimdir.

Asagi inince New York'un meshur sosislisi "Frank" ile açligimizi yatistirip Uptown'a dogru yurumeye basladik. Bu sehir her daim insana birseyler sunar. New York çok canli, çok cezbedici. Yilda 50 milyon turistin ziyaret ettigi dünya metropolu.

Litle Italy dolaylarinda buranin en meshur pizzacisi "John's Pizzaria"ya yürüdük. Küçük salaş bir dükkan. Pazar olmasina ragmen kalabalik. Ufak bir yere ilişip pizzamızı ısmarladık. Gercekten nefis. Odun atesinde fazla kalin olmayan nefis bir pizza. Dilim satışı yok. En küçüğü iki kisilik. Dünyanın en iyi pizzacıları İtayya'da değil New York'taymış. Aynı şey Sushi için de söylenebilir.İyi ki Deniz ile gelmisim, sayemde O da Manhattan'i ogreniyor :)

John'un yerinden biraz daha asagi yürüyünce Robert De Niro'nun restaurantı "Nobu" var. Sadece görmek icin oraya yürüdük. Altıncı Cadde ve 3.street civarı meşhur barlarin oldugu bölge. Akşam buradayız. Gelirken Soho'dan yuruduk. Cok güzel galeriler var. Soho gokdelen sevmeyenlerin bölgesi. Ilginc bir fotograf sergisi gezdik. Sanki fotograflari cama basmislar. Kocaman nefis pırıl pırıl fotograflari kiskandim doğrusu.

Ufak bir "Dunkin Donut" ta kahve molasi verdik. Jazz barlarda programlarin baslamasina yaklasik 1 saat var.

Dunkin Donut'ta 1 saat oyalandiktan sonra New York'un en iyi jazz barlari arasinırıda olan 55' i bulduk. Underground bir mekan. Underground lafın gelişi değil. Gerçekte de yer altına doğru iniyorsun :) İçeri girerken bir kadın sakin sakin şarkı söylüyordu. Trompet ve gitar esliginde. Seyircide "çıt" yoktu. İçeri girerken kapiya çarparak çıkardığım sese ön sıralardan birkaç kisi dönüp bakti :)
Barda en mevzii yere konuşlanip biralarimizi soyledik. Giris bedava, büyük fici bira 7 dolar. Burada bir iki saat takildik. Salas ama cok samimi bir mekan. Barda yaninda oturanla hemen sohbete baslayabilirsin.Nitejkim öyle de oldu. Deniz yanında oturan adamla baya bir sohbete daldı. Adama zorla caz dinletince sıkıldı tabii:)

Saat 20:30 olunca yakindaki "Blue Note" gectik. Burada da program baslamis. İçerisi kalabalik. Kapidaki gorevli barda yer bulabilecegimizi söyledi. Giris bar icin 15, masa 25 dolar. Küçük bira 6 dolar. Bence barin yine en köşe, en guzel yerini biz kaptik :)

Blue Note New York'un dünyaca meshur jazz barı. Programda daha önceden tanimadigim Karrin Allyson ile gitarci Raul Midon vardi. Raul Midon'u bir arastirin derim. Acaip iyi bir gitarist. Farkli bir tarzı var. Önce O cikti. Programi bitirdikten sonra  üst kattaki tuvalete çıktığında Deniz kendisiyle karşılamış. Biraz sohbet etmisler. Ilk menejerinin Arif Mardin oldugunu,  Türkiye'ye birkaç kez geldiğini söylemis. Deniz benim icin bir cd sini imzalatti.

Cok güzel bir gün ve cok güzel bir gece gecirdigimi hic tereddütsüz soyleyebilirim. Soğuk havaya, koca gökdelenlerin arasindan esen sert rüzgara rağmen gece metrodan garaja yürürken yorgun ama oldukca mutluydum.

Pensilvanya


Kuşluk vakti uyandım. Sabah erken kalkmak, güne fazla sert olmayan bir kahve ile başlamak çok güzel. Deniz Wawa'larda satılan filtre kahveleri çok seviyor. Üşenmeden sabah gidip alıyor. Ben evdeki sülale boyu "Maxwell" kutusundan demlemeyi tercih ediyorum. Koca kutu 10-12 dolar civarında satılıyor. Biz üçte birine daha fazla ödüyoruz.

Kahvelerden sonra yola koyulduk. Bavuları topladım.Bundan sonrasını Pensilvanya'da dayımlarda geçireceğim. Yeğenimin internetten aldığı Fender Jazz Bas Gitar'ı da yanımıza aldık. Bakalım gelirken uçakta yanımıza alabilecek miyiz?

Amerikalıların Highway dediği yollardan olan 80 numaralı otoyoldan yaklaşık 2,5 saat süren bir yolculukla öğlene doğru East Stroudsbourg da bulunan dayımın evine ulaştık. Deniz ertesi sabah döndü. Ben 4 gün buradayım.

Bu bölgede evler orman içinde . Doğa muhteşem. Evin etrafında geyikler dolaşıyor. Sincaplar ortalıkta cirit atıyor. İnsan kötülük yapmadığı oranda ürkek hayvanlara yakınlaşıyor.

Ertesi gün dayımın birkaç sağlık kontrolünden sonra yakınlardaki alışveriş merkezlerinde biraz dolaştık. "Mall" denilen alışveriş merkezleri Amerikan tarzı yaşamın önemli bir parçası. İnsanlar burada ciddi vakit geçiriyor. Tabi ki alışveriş de yapıyor. Şehir dışındaki yerleşim alanlarında tüm alışveriş ve yeme içme olanakları neredeyse buralarda oluşturulmuş.

Mart ayı geldiği için kışlıklarda müthiş indirimler başlamış. %80 lere varan indirimler hiç hesapta olmamasına rağmen bana alışveriş yaptırıyor. Dayanmak mümkün değil. Türkiye'de 250-300 TL ye satılan ayakkıbılar 60 dolara satılıyor.  Birkaç parça kendime, birkaç parça da evdekilere bir şeyler alıp alışverişi işini sonlandırmaya çalışıyorum.

Balığı sevdiğimi bildiklerinden olsa gerek bir gün dayımgil mangalda balık yapmaya karar verdi. Civardaki hareketli bölge olan 611 nolu yol üzerindeki geveze bir Panama göçmeni balıkçıdan biraz turna mezgit biraz da çupra aldık. Tabi bu kolay olmadı. Balıkçı bize biraz sobasının marifetlerini biraz da boşandığı karısını anlattıktan sonra seçtiğimiz balıkları temizlemeye girişti. Adam hem geveze hem de bağırarak konuşuyor. Sohbet mi ettik dayak mı yedik belli değil.

İzmit'te yaşadığım için dışarıda yediğim her balık benim için hüsran olmuştur. Marmara bölgesi istisnasız en lezzetli balıkların yetiştiği, istavrit gibi mütavazi bir balığın bile sofrayı ziyafet sofrasına dönüştürebildiği bir bölgedir. Tahmin ettiğim gibi aldığımız balıklar lezzet ve tazelik açısından zayıf çıktı. Ama yengem yemek konusunda çok yetemekli olduğundan yanında yediğimiz her şey zaten mükemmeldi.

Günler geçip gidiyor. Tatilin son günü geldi çattı. Yeğenim Yalçın sağolsun bir gece önceden gelip bizimle kaldı. Sabah 6 da kalktık. Kahve faslından sonra Onun arabası ile yakınlardaki bir "hiking" parkuruna gittik. Yalçın benden en az 15 yaş genç ve her gün spor yapıyor. Bense yaklaşık 5 yıldır hızlı yürümüyorum. Malum yaş da  50 ye yaklaşıyor...

İlk metreler fena değildi. Yalçın önde ben arkada keçi gibi tırmanıyorduk. Ama yolun yarısına gelince ben halı sahada  ilk defa maç yapan göbekli esnaf gibi nefes nefese kaldım. Yolun yarısı dediğim yaklaşık 2 kilometre. Parkurun tamamı yaklaşık 5 mil. Yani 8 kilometre. Yarısı çıkış yarısı iniş. Ben çıkışın yarısında pes ettim. Zirveyi göremedim. O gazla soluğu Vitamin Shop'ta aldım :))

Bölge Delaware Water Gap diye bilinen, Delaware ırmağının beslediği vadi. Her taraf orman. Akan sulardan mataranızı doldurabilirsiniz. Bölge ormanlık olup orman kayın, kestane ve akçaağaçtan oluşuyor. Hava soğuk. Sıcaklık gece eksilere düşüyor. Buna rağmen bölgede gece çadırla konaklayan birileri vardı.

Kendimizi yormadan arabayla civarda güzel bir gezi yaptık. Buz tutmuş göller, şırıl şırıl dereler, her yer o kadar güzel ki.

Akşam yengem fırında nefis bir hindi yaptı. Yalçın ve Pınar, Deniz ve Claudine dayımlarla birlikte sofra Amerika'lıların "şukran günü"ne döndü.

Sohbet geç saatlere dek sürdü.

Ertesi sabah bavullarım hazırdı. Kahvaltıdan sonra herkesle vedalaştım. Deniz ve eşi Caludine beni JFK Airport'a bıraktı.

Havaalanında yeğenin ısmarladığı gitar sorun yarattı.Önceden kontrbas bile kabine alınıyordu ama "hardcase"i ile bizim gitarı kabine veremedik.  Çantaları birbirine aktarıp birini kabin valizi haline dönüştürdük ve gitarı bagaja vererek sorunu çözdük. Tabi bu işlemleri yaparken bavullar ortalığa saçıldı. Ter içinde bir yarım saat uğraştık.:)

Hiç hesapta olmayan ve ucuz bilet bulunca başlayan bu kış gezisi beklenenden çok daha verimli çok daha zevkli bir şekilde sona erdi. Uçak havalanırken New York'un ne kadar çok keşfedilecek yeri olduğunu düşünüyordum.

Şimdiden Brooklyn ve Bronx'u merak etmeye başladım :)