13 Mart 2012 Salı

KÖLN-BRÜKSEL


Uzun zamandır bir şey yazamadım.
Usandırıcı kış yazacak bir şeyler yapmaya da pek olanak vermedi.

Tam yaza kadar yapacak bir şey yok diye düşünürken üç günlük bir Avrupa fırsatı çıktı.

Madem gidildi.
O vakit yazılacak.

Eski yazıları okuyanlar bilir.
Berlin'de yaşayan arkadaşım Önder'i arada bir ziyaret eder, böylece kışı daha kolay geçirirdim.
Önder yaklaşık bir yıldır Türkiye'de.
Almanya'dan dönüş yaptı.

Bir gün bu durumdan şikayet ederek Avrupa kapımın kapandığı hakkında şakayla karışık serzenişte bulunurken, daha önce birlikte Suriye gezisi yaptığımız Serkan, Köln'de çocukluk arkadaşı Ersin'in yaşadığını söyledi.
Benim vizem vardı. Serkan da halletti.
Pegasustan da yaklaşık 300 TL ye gidiş dönüş bilet bulunca çantaları hazırladık.

KÖLN
Köln'e, gurbetçilerimizin deyişi ile Kölün'e 9 Mart 2012 günü sabah 01:00 de indik.

Kompleksli pasaport polisinin sorularından geçince bizi çıkışta bekleyen Ersin'e ulaştık.

Doğruca eve gidip çantaları attıktan sonra yakınlarda bir şeyler içmek için çıktık.
Eve döndüğümüzde saat sabaha karşı 04:00 civarıydı.
Heyecanla yarım yamalak uyuduktan sonra 11:00 gibi dışarı çıkmaya hazır hale geldik.

Giderken biraz çalışmıştık.
Ersin'den de tüyoları alıp kendimizi sokağa attık.
Hava nefis. Günlük güneşlik.
Köln küçük bir şehir.
Nüfus 1 milyon civarı.
Her yer birbirine yakın.
Ersin'in ev merkezde sayılır.
En güzeli yürüyerek gezmek.
Evin hemen arkasındaki parktan yürüyerek MEDIAPARK'a ulaştık.
Burası Lüks İş Merkezlerinin, ünlü Türk Restaurantı Osman'ın ve futbolcuların tedavi gördüğü Media Park Klinik 'in olduğu bölge.

Buradan yürüyerek sipsivri kuleleri ile şehrin birçok yerinden gözüken Katedrale ulaştık. Acaip etkileyici bir yapı. Yaklaşık 160, tam olarak 157 metre.
Yapımı yaklaşık 600, tam olarak 632 yıl sürmüş. İlk planında dahi yükseklik 157 metre olarak öngörülmüş. Fotoğraf kadrajına sığdırmak kolay değil. Etrafı turist kaynıyor. Gotik mimarinin arşa vurduğu yapı Köln merkez istasyonunun hemen yanında. Köln'e trenle gelen turistler için çok ama çok etkileyici bir yapı.

Çeşitli dükkanların olduğu sokaktan Katedrale ulaşınca bir süre sustuk ve saf saf etrafı seyrettik. İçi de dışı kadar etkileyici. Vitraylar korkunç detaylara sahip ve ışıkta nefis renklerle insanı şok ediyor. Birinci Haçlı Seferinin bu katedralin önünden yola çıkmış olması da yapının önemini arttırıyor.

Dom Katedralinin etrafında iyi vakit geçirdik. Acıktığımızı hissedince güzel bir Yunan Lokantasında hafif içeceklerle bir şeyler yiyerek biraz dinlendik.

Köln'ün en ünlü birası Kölsch. Biraz hafif olan bu bira 20 lik bardaklarla servis ediliyor.Bardakları bildiğimiz rakı bardaklarının biraz uzunu. İlk etapta insanın gözüne küçük gözüküyor. Sanki çok içilirmiş gibi düşünülüyor ama sonuçta limit belli. İki büyük Efes'in karşılığı 5 kölsch.

Kölnü gezerken sokaklarda çok eski binalar ile yeni yapıları yan yana görüyorsunuz. Sebebi savaş. İkinci Dünya Savaşında 1000 civarında İngiliz bombardıman uçağı Köln'ü yerle bir etmiş. Rivayet odur ki asıl hedef Hamburg'muş ama Hamburg hava sahası sisli olduğundan uçaklar yakındaki diğer şehir olan Köln'e yönelmiş.


Merkezdeki mazgal kapaklarının üzerinde kabaca harita var. Bu Avrupalıların detaylara verdiği önemi seviyorum.

Yeme içme olayları esansında Ersin'in biri Yunan diğeri Portekizli iki arkadaşı ile tanıştık. İkisi de futbol hastası. Ben biraz zayıf kalsam da Serkan futbol muhabbetinin hakkını verdi.

Gece eve döndüğümüzde ayaklarımız yürümekten neredeyse uyuşmuştu. Biraz ayakları duvara yaslayıp dinlendirdikten sonra günün geyiğini yaparken uyuya kalmışız.

Sabah Serkan yakındaki bir fırından brotçinleri alıp gelmiş. Çayı da demleyince evde güzel kahvaltı ortamı oldu. Ersin'in üşenmeden sıktığı meyve sularının ise hakkını vermesek ayıp olur.

Bugün kahvaltı sonrası alışveriş işini hallettikten sonra hedef Ren kıyıları.
Ren Köln'ü ikiye bölüyor. Fransa-Almanya-Hollanda hattında taşımacılık yapılan nehirden geçen upuzun gemiler insana müthiş bir seyir keyfi veriyor.

Dom Katedralinin hemen arkasındaki köprüden diğer yakaya yürüyerek geçilebiliyor. Çok hareketli olan bu yaya yolu üzerindeki demiryolu ile yaya yolunu ayıran kafes üzerine binlerce asma kilit takılmış. Takan tabi ki sevgililer. İnsan bunları takanların ne kadarının hala birlikte olduğunu düşünmeden edemiyor.

Yürüyerek öte yakaya geçtik. Oradan köprü ve Katedralin görüntüsü muhteşem.

Hava gayet iyi. Dün tüm gün güneşli idi. Bugün klasik bir Almanya havası var. Kapalı. Ama pek soğuk değil. Rahat geziliyor.

Ren kıyısında kahvelerimizi içtikten sonra yolumuz üzerinde rastladığımız çok güzel bir Irish pub da mola verdik. Bir köşede üç boyutlu tv den naklen futbol yayını
yapılırken başka bir tarafta gençler rugby izliyor. Taraflarını şimdi hatırlamadığım bir maçın ikinci yarısını üç boyutlu gözlüklerle izledikten sonra sahibini Ersin'in tanıdığı çok güzel bir restaurantta yemek yedik.

Bugün cumartesi ve her yer dolu. Avrupalı sanki hafta sonu için yaşıyor. Yemek yediğimiz bölümde bir ara etrafımızdaki masaların tamamını bayan müşteriler oluşturuyordu. Genellikle yaş ortalaması da düşük.

BRÜKSEL
Sabah 09 civarında kalktık. Niyetimiz merkez istasyondaki araba
kiralama şirketlerinin birinden araba kiralayıp Brüksel'e gitmek. Dönüş uçağımız gece yarısından sonra olduğu için tüm gün bizim. Boşa geçirmek istemiyoruz.

İstasyondaki şirketlerdeki görüşmelerimiz önce pek başarılı olmadı. Uygun gibi olan bir araç vardı ama onu da 12:00 gibi vereceklerini söylediler. Yılmadık ve aramalara devam ettik. Ren'in karşı kıyısında bir yerden yarı fiyata çok güzel bir araç kiraladık. Seat Leon, 69 euro.

Yola çıktığımızda saat 11 olmamıştı. Hollanda üzerinden Maastricht'de küçük bir şehir turu yaparak Brüksel'e ulaştık. Çok ilginç. 2.5 saat gibi bir süre içinde Almanya'dan çıktık, bir şekilde Hollanda'yı geçip Belçika'nın ve Avrupa'nın başkenti Brüksel'e vardık.

Grand Place civarında bir yere parkettik. Bu bölge turistik olduğundan kalabalık. Oysa bugün pazar ve pazar günleri turistik yerler dışında Avrupa genelde çok sessiz olur.

Önce sevimli bir barın önündeki kaldırımda güzel bir masaya kurulduk. Bugün de hava güzel. Öyle ki kısa kollu giysilerle gezen gençler bile var.

Belçika biraları meşhur. Çok sayıda yerel biraları var. Yanılmıyorsam 500 ün üzerinde bira çeşidi varmış. Ne yazık ki bir hepsini tadamıyacağız. Garsonun da önerileri ile denediğimiz biralar gayet lezzetli idi.


Grand Place ve İşeyen Çocuk heykelini görüp yeterince fotoğraf çektikten sonra birbirinden şık dükkan vitrinlerine baka baka etrafı gezdik.

Belçika çikolataları bazılarınca dünyanın en lezzetli çikolataları olarak kabul edilir. Çok sayıda çikolata dükkanı var. Hepsi birbirinden şık.

Arabamıza yakın bir yerde akşam kahvelerimizi de içtikten sonra dönüş yoluna geçtik. Dönüş yolumuz biraz daha kısa.

Köln'e yaklaşık 20:30 civarı vardık.

Evde biraz dinlenip çantalarımızı yerleştirdik. Artık dönüş zamanı.

Bugün de bize ayrılan sürenin sonuna geldik.

Dolu dolu üç gün geçirdik.

Sağolsun Ersin bizi çok güzel ağırladı. O olmasa bu kadar çok yer göremezdik.

Yürüdük. İyi yürüdük. Hep yürüdük. Brüksel'e gidiş dışında gezerken hiç araç kullanmadık.

Kışı bitirmeye çalıştığımız bu son günlerde bundan iyisi olmazdı.







Hiç yorum yok: