19 Temmuz 2011 Salı

KUZEY EGE

Biz Ege'yi sevdik. İnsan Ege Denizindeki binlerce ada arasında, küçük bir tekne ile ömrünü geçirebilir. Böyle geçen ömür pek de boşa geçmiş sayılmaz.


Bu yıl niyetimiz Kuzey Ege'de dolaşmak. Ağustos ayında Midilli'den girişi yapıp, Agios Efstratios adasından başlayarak Limnos, Samotraki, Tasos ve belki Yunanistan anakarasını da kapsayan bir gezi yapmayı düşünüyoruz.

Teknemiz Doga hazır. Kış boyu kendisini pek ihmal etmedik. Geçen yıl şafttan gelen suyu Ayvalık'taki en iyi arkadaşım Tarhan Abi'nin yardımları ile keçeyi değiştirerek kesmiştik. Ufak tefek eksikler hep oluyor ama ne demişler? Kervan yolda düzülür.

Bu kış yazı özletti.

Bu sene kış uzun sürdü. Soğuk ve yağışlı günlerde sıcak günlerin hayalini kurduk. Arada sırada Tekneye yaptığım kaçamaklarda gözüme takılan aksaklıkları gidermeye, eksikleri tamamlamaya çalıştım.


Rüzgar göstergesi çalışmıyor. Direk tepesindeki vericisini indirmiştik. Pervaneyi döner hale getirdik. Geriye takması kaldı. bakalım takınca çalışacak mı? Büyük ihtimalle kalibrasyon isteyecek. Anlayan birini bulabilsem iyi olur. Yedek demirin halatı hiç hoşuma gitmiyordu. Yeni aldığım 50 metrelik halat daha iyi olacak. Havuzluk duşunun kapağı eskiyip kopmuştu. Duş yuvasının yenisini aldım, onu da değiştireceğim.


Teknede iş bitmiyor. Ama seyre engel bir durum yok. Büyük olasılıkla Ağustos başı gibi seyre çıkarız.

Hayalleri beslemek.

Uzun zamandır denizcilik konulu kitap çıkmıyor. Ben de arada eski kitapları karıştırıyorum. Hayallerimizi beslememiz lazım. Geçenlerde Eralp Akkoyunlu'nun Deniz Çingenesi'ni tekrar okudum.

Eldeki kitapların çoğunu birden fazla, bazılarını üç kez okumuşumdur. Özkan Gülkaynak'ın yeni kitabı yetişse seyirde yanıma alırdım ama geçenlerde kendisine sorduğumda son rötuşlarla uğraştıklarını söyledi.

Egeye ilişkin hayalleri beslemekte en yardımcı kitap kuşkusuz Rod Heikell 'in Greek Waters Pilot'u. Bu geziye ilişkin hazırlıkları yaparken gezmeyi planladığımız bölgeyi gerek haritalar gerek Rod Heikell'in detaylı anlatımlardan tanımaya çalışıyorum. Diğer bölgelere kıyasla Kuzey Ege daha az turistik, daha yeşil ve sanırım daha ucuz. Bu bölgeyi daha çok merak ediyorum.

AYVALIK

30.07.2011 tarihinde akşama doğru Ayvalık'taki teknemize ulaştık. Ivır zıvır işler, tekneye yerleşme derken akşam oldu. Marinadaki bar gece 02:00 ye dek kendi zevkine göre müzik yayınına devam etti. Burada barın açılmasının nedeni teknelerin yarattığı atmosfer ama ne müziğin volümü ne de başka herhangi bir konuda tekne sahiplerinin umursanmaması anlaşılır gibi değil. Neyse ki tatilimizi burada geçirmiyoruz.


Sabah tekneyi hazırlamaya devam ettim. Öğlene doğru hava çok sıcak olunca kısa bir seyir ve yüzme molası iyi geldi. Demir yerinde öğleneden sonra rüzgar arttı. Akşam marinaya dönüşte mazotu da fulledik. Yarın çıkış işlemlerini yapmayı düşünüyorum.

MİDİLLİ-Mitilini

Sabah 9:00 da çıkış işlemlerine başladım. İki saat içinde işlemler bitti. Alışverişi yapıp yola çıkmamız öğleni buldu. Çok güzel bir batı rüzgarı ile ortalam 4 knot süratle çok güzel bir seyir yaptık. Neredeyse hiç motor çalıştırmadan Mitilini'ye ulaştık. Girişimiz de çok kolay ve hızlı oldu. Limana bağlandığımızda 17:00 civarıydı. Ayvalık'ta aynı pantonda bağlı olduğumuz bir tekne daha giriş yaptı. Tekneyi 15 gün kadar Midilli Marinasında bırakacaklarmış. Günlüğü 20 Euro imiş. Ayvalıkta teknelerinin günlüğünün 50 Euro olduğunu söyledi. Bir yolunu bulup tekneyi buraya bağlamak lazım.


Yerleştikten sonra biraz uzandım. Uyandığımda hava kararmıştı. Biraz yürüyüşten sonra her zaman gittiğimiz Fener Restaurant'a gtittik. Türk turistler ortamı baya etkilemiş. Türkçe menüleri var. Dimitri de Türkçe'yi ilerletmiş.

Gece bol motosiklet gürültülü geçti. Sabah 50 euroya bir aylık mobil internet bağlantısı aldım. Sayfayı daha sık yazabileceğim sanırım.


Hava çok sıcak. Öğlen saatlerinde sokaklar nispeten boş. Etrafta bol miktarda turist var. Biz limanda bağlama işi yaparken Türkiye'den bir tur şirketinin kiraladığı koca bir gemi bağlıydı. Bu gemi ile vizesiz adaları gezen bir grupla biraz lafladık. İstanbul'dan yola çıkmışlar. Doğrusu "Ah o gemide ben de olsaydım" denecek gibi değil. Gemi apartman gibi.

Midilli Limanındaki elektrik ve su panoları kartla çalışıyor. Yanımdaki makul motoryatın kaptanına kartı nereden alabileceğimi sorduğumda kendi kartından iki çentik kullandı ve “senin tekneye kart fazla gelir” dedi. Kartlar 5 euroya satılıyor ve bizim boy bir teknenin ihtiyacından çok fazla elektrik ve su sağlıyor.

Bir ara sancağımıza çok lüks 65 feetlik bir katamaran geldi. İngiliz bayraklı bu katamaranın tayfası yanaşma işini tamamlayınca tayfalardan biri havalı kaptandan ciddi bir azar yedi. Kimsenin görmediğini düşünen kaptan yaklaşık elli yaşlarındaki koca adamı çocuk azarlar gibi azarladı. Neyi yanlış yaptıysa… Paranın gözü kör olsun. Akşama doğru iskelemize aynı büyüklükte başka bir motoryat bağlandı. Bizim tekne arada filika gibi kaldı. Motoryatın yaklaşık dört metrelik botunun motoru 50 beygirdi. Bizim teknenin makinası 25 beygir. Hoş o bota 50 beygir motor takmanın denizcilikle değil görgüsüzlük ve cehaletle mümkün olacağını denizden anlayan herkes bilir. Ancak yine de bir istisna olabilir ki o da botu su kayağı yaparken kullanma olasılığıdır.

Midilli-Plomarion

Öğlen saatlerinde Mitilini'den ayrıldık. Adanın güneydoğu ucuna dek pupadan esen rüzgar ve kaba dalgalarla geldik. Güneydoğu ucunu kurtarıp batıya yönelince dalgalar bitti ama apazdan sert kaçaklar başladı. Tarti koyunda bir iki saat oyalandık. Denize girip yemek yedik. Sonra yine apazdan kaçaklarla ama hep yelkenle Plomarion'a geldik. Limanın ağzına dek yelkenle geldik. Sert kaçaklarda teknenin aniden yatması Figen'de tedirginlik yaratmaya devam ediyor.

Bağlanmamıza limandaki Türk tekneleri yardım etti. Limanda üç Türk teknesi var. Gezgin Korsan sitesinden bizi tanıyan Gülümser Hanım az önce blogu okuduğunu söyledi. Demek boşa yazmıyor muşuz.

Liman başkanlığında bir iki dakikalık formaliteden sonra Doğa ile yüzmeye gittik. Deniz çok temiz. Şehri biraz dolaştım. Daha önceki gelişimde de beğenmiştim ama liman içindeki ölü dalgalardan rahat edememiştik. Bugün iyi.

Bugün iyi dedik ama gece çok rüzgar çıktı. Sabah ölü dalgalardan liman içi oldukça rahatsızdı. Buranın rıhtımı biraz yüksek olduğundan karaya çıkmak sorun oluyor. Doğa çıktı ama tekneye dönmek için botu kullanmak zorunda kaldı:))

Teknenin hemen 30 metre ilerisinde bir kafeterya var. İnterneti şifresiz. Bazen burada vakit geçiriyoruz. Hava raporları pek iyi değil. Midillinin batısında rüzgar zaman zaman 7 boforlarda esiyor. Pek acelemiz yok. Buralarda biraz takılacak gibiyiz.

Midilli-Errosos

Kırmızı bisikletli yaşlı kadını üçüncü kez gördük. Demek ki burada yeterince kalmışız:)) Chester teknesi, arkasından da Meltem 1 ayrıldı. Chester Ayvalık'a Meltem Erresos'a gidiyor. Bizim de niyetimiz Erresos ta bir iki gün takılıp havaların düşmesini beklemek.

Öğlen saatlerinde yola çıktık. Rüzgar tam kafadan. Ana yelken motora destek için açıksa da pek işe yaramıyor. Güzergahı kabataslak gözden geçirdim. Yaklaşık 5 saatlik yolumuz var. Plomarion'dan sonraki ilk burunda bir kayalık var. Kayalığı sancağımızda birakıp devam edeceğiz derken küüüüt diye bir ses duyduk ve tekne aynen yoluna devam etti. Birden arkama baktığımda suyun altında kayalıkları gördüm. Salma kayalıkları yoklamış. Hemen sintine ve bağlantılar kontrol edildi sorun yok. Güzergahı tekrar kontrol ettim meğer tam orada topuk üzerinde 2 metrelik bir derinlik varmış. Zarar vermeyen tecrübe iyidir. Artık güzergah ince ince kontrol edilecek. Koskoca denizde 3 metrekarelik yere isbet etmek mümkünmüş.

Yolun son bir saatini sert havada geldik. Girişteki adacığı iskelemizde bırakarak küçük koyda demirli Meltem 1 in üzerine gelerek kıyıdan çıma aldık. Maske ile salmaya baktım.Sorun gözükmüyor. Meltem 1 in mürettebatı Ender ve Buket emeklilik sonrası İstanbul'dan ayrılmışlar. Bundan sonrası denizde olmayı planlıyorlar. Bizim hayalimizi yaşamaya başlamışlar.

Errosos daha çok lezbiyenlerin tercih ettiği bir yermiş. Akşam kıyıda sıralanmış restaurantların birinde güzel bir yemek yedik. Hava gece sakin geçti. Sabah Ender'in hazırladığı sepetlerin birinde iki büyük sarpa vardı.

Akşama dek hava çok sert esti. Dışarı çıkamadık. Akşam Ender'in arkadaşı Pantelis bizi guletine mangala davet etti. Pantelis Erresos'ta guleti ile tur yapıyor. Nefis mangal partisi gece yarısına dek sürdü. Ertesi akşam yemekleri biz hazırlayıp gulete gtideceğiz. Yemek konusunda Ender iyi. Menüyü O hazırladı. Bizim tekne tatlıları hazırlayacak. Sabah Doğa ile alışverişe çıktık. Bana soğanları doğramak düştü.

Gece 9:30 gibi Pantelis'in guletinde yemeğe oturduk. Keyifli geçen bir geceden sonra sabah yola çıkış planlarımız olduğundan gece 12:00 sıralarında teknelerimizde idik.

Midilli-Sigri

Sabah 8:00 de Ender ve Buket Plomarion'a, biz Sigri'ye gitmek üzere Erresos'tan ayrıldık. Bağlandığımız yer oldukça sığ olduğundan bağlanırken de ayrılırken de salma kum zemine şöyle bir değiyor.

Tamamen kafadan gelen sert rüzgar ve iri dalgalara karşı motorla 1 saat civarında Sigri'ye ulaştık. Sigri'nin bu girişinde kayalıklar üzerinde bir yelkenli enkazı var. İnsan görünce kötü oluyor.

Dışarıdaki şamataya rağmen köyün altındaki koy son derece sakin. 5 metreye demirleyip kalomamızı da verdikten sonra keyifli bir kahvaltı yaptık. Akşama doğru karaya çıkıp lavdan taşlaşmış ağaçları göreceğiz.

Hava durumunu takip ediyoruz. Yarın sakinliyor gibi. Bu bölge günlerdir 7 bofor esiyor. Niyetimiz öğlen sıralarında Eftradios adasına geçiş yapabilmek. Sigri'ye mesafesi yaklaşık 40 mil.

Akşama doğru karaya çıktık. Taşlaşmış ağaçların olduğu müzenin görevlisi Türk. Midilli'de üniversite okuyan Artvin'li bir genç. Müze ilginç. Volkanik patlamada lavların etkisi ile taşlaşan ağaçlar enteresan.


Koyun hemen üzerinde, teknemizi gören bir restaurant'ta yediğimiz yemek mükemmeldi. Türk Yunan ezgilerinden oluşan müzik ve restaurant sahibinin yarım yamalak Türkçesi ile sohbeti ortamı renklendiren unsurlardı.

Teknemize döndüğümüzde deniz o kadar sakindi ki.. Hani karıncanın su içtiği derler ya.. Gel de bu suya girme.

Plomarion

Saat 12:00 civarı Efstratios adasına geçmek üzere demir aldık. Sigri'den sert rüzgarla çıktık. Rotayı batıya çevirdiğimizde bizi çok iri dalgalar karşıladı. Bu şekilde sekiz saat gitmeyi göze alamadık. Rotamızı Plomarion'a çevirdik.

Plomarion'a vardığımızda bizi Ender ve Buket karşıladı. Bağlanıp tekneyi şöyle bir yıkadıktan sonra Plomarion'un meşhur kahvesinde birer Barbayani uzo içtik. Asker resimli olandan. Yeni rakıya en benzeyen o. Kahvede uzo içmek çok zevkli. Uzo söylediğinde beraberinde küçük bir meze tabağı geliyor.

Midilli-Molivos

Sabah 8:00 de palamarları çzdük. Bugün yolumuz uzun. Yaklaşık 50 mil mesafedeki Molivos'a yani Midilli'nin kuzeybatı ucuna rota tuttuk. İlginçtir tüm seyir boyunca rüzgar hep sıfır dereceden, yani tam kafadan geldi. Motorla tam 10 saatte Molivos'a vardık.

Burası Midilli'ni diğer yerlerine göre daha şık, daha güzel bir yer. Hiç ummazdım ama liman dolu. Rıhtımın karşısına restaurantların önüne bağlandık. Yerimiz çok güzel. Rıhtım iyi ki doluymuş.

Liman işlemlerini yapınca biraz dolaştık. Sigri'de gördüğümüz bir Fransız aile vardı. Onlarla karşılaşıp artık orta düzeyde diyebileceğim ingilizcem ile biraz sohbet ettik.

Akşam yemeğimizi teknenin 3 metre gerisindeki masada yedik. Oturduğumuzda yanımda cüzdanım bile yoktu. Hesap gelince cüzdanı tekneden aldım. Son derece şık bir yerde güzel bir akşam yemeği için ödediğimiz para gerçekten az. Aynı tarzda bir yerde aynı yemeğe memleketimizde sanırım iki katını öderiz.

Gece beklenen sert hava başladı. Bir ara kalkıp teknenin rüzgar üzeri sancak bordosundan kıyıya bir halat daha alıp rahat bir şekilde uyuduk. Sabah diğer teknelerin bağlı olduğu bizim yer bulamadığımız karşı rıhtıma gidince gece rüzgarda sorun yaşadıklarını öğrendim. Büyükçe bir tekne rüzgarda diğer teknelere abanınca sorunlar olmuş ve büyük tekne yerinden ayrılarak demir yerinde gecelemek zorunda kalmış.


Sabah fırını araraken şehri keşfetme imkanı buldum. Şehrin üst sokakları çok güzel. Labirent gibi daracık sokaklar taşla kaplı. Sağlı sollu küçük dükkanlar çok sevimli. Kahvaltıdan sonra hep beraber bu daracık sokaklarda dolaştık. Sert hava devam ediyor. Deniz köpük köpük.

Birkaç gündür yüzümü rahatsız eden sakalımdan kurtulmaya karar verdim. Molivos'un tek kuaförü bayan. Herkese hizmet veriyor. Sağolsun beni sakallarımdan da kurtardı

Bakalım yarın hava sakinleşecek mi? Böyle giderse başlığı Midilli Turu olarak değiştirmek gerekecek. Midilli'den batıya geçemiyoruz.

BOZCAADA

Ama daha fazla bekleyemiyoruz. 12 Ağustos sabahı Midilli'den ayrıldık. Havanın izin verdiği bir yere gideceğiz. Molivos pupamızda kaldığında hedef Limnos gibi idi. Ama rotayı Bozcaada'dan çok uzak tutmadım. Çıkar çıkmaz çok sert rüzgar ve dikine dalgalarla karşılaştık. Ama devam ettik.

Babakale'yi dönünce dalgalar irileşti. Peşimizden gelen bir tekne geri dönüp Babakalye'ye girdi. Bozcaada rotasında dalgalar tam kafadan geldiğinden o yöne devam ettik. Yaklaşık 30 mil yolu 7 saatte alarak akşam Bozcaada'ya bağlandık. Burası hesapta yoktu ama denizde hesap tutmuyor. Bana kalsa Sigri'den batıya geçecektim ama o havada geçmek zorunluluk dışında pek akıl karı değildi. Hava biraz sakinleyip dalgalar küçülünce birer hazır çorba yaptım. O çorbanın ne kadar lezzetli geldiğini anlatamam.

Bozcaada olanaklar açısından iyi. Her tür ikmal, çamaşır yıkama, kaçan sağ gurcata bayrak ipini yerine takma gibi işleri tamamlayıp Samotraki'ye devam etmek istiyoruz. Bayrak ipini takmak üzere direğe Doğa'nın çıktığını söylemeden geçmeyeyim. Havalar gerçekten sert. Bofor çizelgesine göre 6 nın altına düşmüyor. 6 olarak düşündüğümüz ve çıktığımız hava inanın 7 bofor. Tecrübe için bence Ege'den iyisi yok. Ama dikkatli ve hazırlıklı olmak koşuluyla.

Bozcaada'da Şerif Ali Abi'den bahsetmeden olmaz. Limanda teknelerle O ilgileniyor. Birbirimize kanımız kaynadı. Çok yetenekli biri. Bir ara yüzerken benim teknenin altına bakmış. "Hadi gel kekomozları temizleyelim" dedi. Bu yıl karaya almadığım için biraz kekamoz fazla. Beraber teknenein altını pırıl pırıl yaptık. Benim dalamadığım yerlere dalıp tekneyi temizlememe yardım etti.

Akşam kalede Hanover çok sesli müzik korosu ile Çanakkale Üniversitesi korosunun konseri vardı. Değişiklik oldu. Bu arada artık Bozcaada mendireğinde bizim de izimiz var.

SAMOTRAKHİ

Sabah 08:00 civarı yola çıktık. Gökçeada!nın batı ucundan Samortakhi'ye rota tutacağız. Yaklaşık 50 mil yolumuz var. Gökçeada yolun yarısı sayılır.

Baştan sakin olan hava bir ara sancağımızdan güzel rüzgarla bize nefiz apaz seyri yaptırdı. Yaklaşık iki saat bu rüzgarla 7,5 ila 8 mil sürat yaptık. Gökçeada'dan dönünce rüzgar orsadan sert esiyordu ama birkaç saat sonra sakinleşti. Yaklaşık 8 saatte yelken-motor 50 mil yol yaptık.

Bu adaya ilişkin gördüğüm tüm fotolarda tepede bir bulut var. Bugün de yol boyunca adanın üzerindeki bulutu kah ördeğe, kah dua eden adama benzeterek oyunlar oynadık. Saat 16:00 civarı Samotrkhi'ye girdik. Hemen peşimizden bir Bulgar teknesi gelip arkamıza bağlandı. Limanda başka yelkenli yok.


Bağlandıktan sonra şehri dolaşmaya çıktık Küçücük bir yer. İnsanları içten. Turistik bir bölge olmadığından ingilizce bilen çok yok. Ama sizi anlamaya çalıştıkları için sorun yok. Anlamak istedikten sonra dilin çok önemi yok. Sanırım yarın Thasos'a geçeceğiz.

THASOS

Sabah hazırlıklarımı yaptığımda ekip uyuyordu. Marşa basınca Figen uyandı. 7:00 de yola çıktık. Bugünkü yol yaklaşık 37 mil. Liman Başkanlıklarında Transitlogları bazen alıkoyuyorlar. Avrupalı yatçılara sorduğumda onlara pek öyle bir uygulama olmadığını söylüyorlar. Sabah 6:00 da Liman Başkanlığı'na tarnsitlogumu almaya gittiğimde biraz sitem ettim. Doğrusu görevli mantıklı bir açıklama yapamadı.

Yol çok güzel geçti. Ortalama 6 mil ile yelken destekli motorla geldik. Rüzgar zayıf ama düzenli apazdan geldi. Zaman zaman teknenein başında oturup yaşadığımız günleri düşündüm, zaman zaman nemin de etkisi ile kara görünmeyen seyirde okyanus hayali kurdum. Bazen de cd den dinledğimiz müzik bize arkadaşlık etti. Kahvaltıyı yolda yaptık. Kendi adıma bazen denizde duygusal anlar yaşıyorum. İnsan kırkından sonra gözyaşlarını tutmakta zorlanıyor.

Thasos yani Taşöz çok yeşil bir ada. Her taraf çam ormanı. Aynı zamanda mermer yatakları yönünden zengin olan ada sanırım o nedenle Taş-öz. Limanı her yöne kapalı. Mendirekler içerideki tekneleri bir annenin çocuğunu sarmaladığı gibi kucaklıyor. Elleri üst üste. Adada bazen kulağa garip lehçeyle Türkçe kelimeler geliyor. Plajdaki kafenin garsonu nereli olduğumuzu sorunca sebebi anlaşılıyor. Kendisi biraz Türkçe bildiğini söyleyince konuştuk. Dedeleri Pontus göçmeniymiş. Adada Pontuslu Türklerin yaşadığını söyledi. Pontuslu olduğu "oldi" demesinden belliydi.

Burası kalabalık ve turistik bir yer ama turist yoğunluğu daha çok Balkanlardan gibi. Akşam yemek yediğimiz yerde "Romanyalı mısınız ?" diye sordular.

Thasos-Aliki Koyu

Sabah kahvaltıdan sonra gelen bir tekneye yardım ettim. Tekneyi Ayvalık'tan tanıdım. Bony Dear adlı çelik bir tekne. İsviçre bayraklı teknenin sahibi Dido ile sohbet ettik. Türkçe de biliyor. Tekneyi marinadan alıp çekek yerine götürmüşler. Orada çok ucuza karada tutuyorlar. Yedi yıldır Ayvalık'ta evleri de varmış.

Mazot işi biraz meşakkatli. Telefon ediyorsun adam araba ile servis yapıyor. Kırk litre mazot aldıktan sonra aheste bir şekilde 14 mili üç saatte alarak Thasos'un güney doğusuna Aliki Koyu'na gittik. Turkuvaz suda 6 metreye demirledik. Koyda iki yelkenli 8 motoryat daha var. Kıyıda plaj ve restaurantlar var. Etraf çamlık. Gökova ya benziyor. Thasos adasının her tarafı yemyeşil.

Burada bol bol denize girdik. Kıyıda kulağa gelen sesler yoğunlukla Balkan Ülkelerinin dilleri. Akşam sahildeki lokantalardan birinde yemeğimizi yedik. Rüzgar sıfır. Tekne kendi halinde salınıyor. Sabah Limni'yi hedefliyoruz. Hava sakin.

LİMNOS-Mirina

Sabah 7:00 de kalkıp hazırlığımı yaptım. Ben demir alırken Figen uyandı. Güzel bir gündoğumu manzarasında Limnos'a rota tuttuk. Başlangıçta sıfır olan rüzgar zamanla gündoğusu, poyraz olarak stabil bir hıza oturdu. Yelkenlerin de desteği ile 6 knot ortalama hızla ilerliyoruz. Yandan gelen dalgalar tekneyi yalpaya düşürse de tedirgin edici boyutlara ulaşmıyor. Sadun Boro'nun deyişi ile "derviş gibi sallana sallana" ilerliyoruz.

Kahvaltıyı yolda yapıyoruz. Kah dalgaları seyrederek, kah sohbet ederek, bazen de uyuklayarak 14:00 civarı Limnos- Mirina'nın girişine geliyoruz. Thasos ne kadar yeşil ise burası da o kadar çıplak.

Ters yönden gelen bir İtalyan teknesi bizi görünce süratini arttırdı. İçeride son bir yer varsa o kapacak. Yan yana bağlandık adam yüzümüze bile bakmadı. Bu işin milliyeti yelkencisi motor yatçısı yok. Hödük hödüktür. Onun bütün gerginliğine rağmen biz sakin sakin bağlandık. Selena adlı bir Türk teknesinden bağlanmamıza yardım ettiler. Burada elektrik-su var. Gerçi olmasa da sorun değil. Elektrik ve su ile son irtibatımız Bozcaada'da olmuştu. Suyumuz yarıdan fazla elektrik sorunumuz zaten yok. Buzdolabımız sürekli çalışıyor ve 80 watlık bir güneş paneli desteği her şeyi hallediyor. Elektrikli aletleri ve şarjlarını 12 volta göre ayarlayınca sorun olmuyor. Rıhtım kalabalık. Bağlanacak yer yoksa hemen yan tarafta demirde de kalınabilir.

Bugün biraz yorgun hissediyorum. Tekneyi yıkayıp paklayınca biraz kestirdim. Akşam etrafı dolaştık. Limanın hemen yanında yüksekçe bir tepe var. Tepede surlar gece çok güzel aydınlatılıyor. Etrafta Türk izleri var. Osmanlı tarzı eski evler, eski bir Osmanlı çeşmesi gibi. Şehir güzel. Labirent gibi daracık sokaklar, şirin dükkanlar. Gündüz bomboş olan sokaklar gece tıklım tıklım. Deniz temiz. Ulaştığınız her yerden denize girebilirsiniz. Yarın buradan çıkışı alıp Ayvalık yönüne inişe başlamayı düşünüyoruz.

Erken yattık.Tam uyumak üzereyken bir gürültü patırtı ile uyandım. Dışarı çıktığımda yanımdaki tekne ile aramıza girmeye çalışan küçük bir motoryat yanımdaki tekne ile tartışıyordu. Motoryatın Yunanlı sahibi yaşlıca ve biraz tombulca bir adam. Teknesinin başına heykel gibi dikilmiş, elleri belinde dümendeki kişiye ilerlemesini söylüyor. Fakat mesafe girilecek gibi değil. Benin payım yok ama yanımdaki tekne koltuk halatları ile biraz oynarsa yer açabilir. Kavga bunun kavgası. Yunanlı vatandaş bağıra çağıra istediğini yaptırdı. Çok bağırdığını, biraz sakin olmasını söyledim. "Ben Yunanlıyım, İngiliz değil..." dedi.

BOZCAADA

Sabah çıkış işlemlerimizi yaptırıp yola çıkmamız 11:00' i buldu. Demir alırken akşamki yaygaracı Yunanlı'nın demirini zincirimizin üzerine attığını farkettik. Kurtarmak için biraz uğraştık.

Hava sert. Limnos'un kuzeyine tırmanışa geçtik. Limnos doğu-batı boyunca uzanan bir ada. Kuzaybatı ucundan batıya dönüp Kuzaydoğu ucu olan Plaka burnu'na varmamız 5 saati buldu. Rüzgar sert, dalgalar iri. Bu bölgede havanın biraz düşeceğini Poseidon'dan öğrenmiştim. Burnu bordolayınca biraz hava düştü. Bunu fırsat bilip doğrudan Bozcaada rotasına oturduk. Ama çok sürmedi, hem rüzgar hem dalgalar arttı. Dalgaları yandan aldığımız için sallantı da arttı. Yelkenler biraz durumu kurtarıp sürati arttırıyor ama yol yaklaşık 5 saat. Hava karardı. Son 1.5 saati gece seyri ile tamamlayıp 22:00 gibi Bozcaada'ya bağlandık. Şerif Ali sağolsun bizi güzelce baştankara yaptı.

Bu yol uzun ve meşakkatli idi. Ben deneyim adına durumdan memnunum. Eşim de çok rahatsız ve şikayetçi değil. Ama 11 yaşındaki kızımın böylesine sallantılı ve uzun bir seyirden hoşlandığını söyleyemem. Bir ara yandan gelen iri dalgalardan birinden inip öbürüne tırmanan tekne güzel bir ritim tutturdu. Yalpa fazla da olsa hepimiz bu duruma alıştık ve hep bir ağızdan şarkı söyleyerek dalgalara eşlik ettik. Doğrusu ekibin havaya ve tekneye alışması benim çok hoşuma gitti.

AYVALIK

Bozcada'da bir gün kalıp dinlendik. 20.08.2011 günü saat 09:00 da Ayvalık Marina'ya ulaşmak üzere Bozcaada'dan ayrıldık. Pupadan gelen rüzgar ile ortalama 6.5 knot hızla Babakale'ye rota tuttuk. Babakale'ye yaklaşınca dalgalar büyüdü. Fenerden Müsellim'e girince bir süre sakin giden hava birden coştu. Rüzgar gündoğusu, poyraz arasından bindirdikçe bindirdi. Bir anda her şey değişti. Yelkenleri zor topladık. Deniz köpürmeye başlayınca girecek yer aradık. En yakınımızda bulunan Sivrice'ye yöneldik. Koyda bizden önce gelmiş bir tekne daha vardı. Telsizle irtibat kurduk. Erdekli Nurettin Bey eşi ile Babakale tarafına gidiyormuş. Hava sertleyince buraya girmişler. Bizden sonra da biri 20 metrelik gulet olmak üzere iki tekne daha buraya sığındı. Rüzgar o kadar şiddetliydi ki kurudirek tekne 20 derece yatıyordu.


Burada yaklaşık üç saat bekledikten sonra 17:30 da yola çıktık. Çıkışta da hava çok kötüydü fakat Midilli'yi bitirip açık alana çıkınca havanın biraz daha rahatlayacağı tahminim doğru çıktı. Kaba dalgalı ama katlanılabilir rüzgarla Ayvalık rotasına oturduk.


Son iki saat gece seyrinde geçti. Bildiğimiz bölge olduğu için rahattık ancak ilk kez gelen birisi için Ayvalık gece seyri için çok zor bir bölge. Girişte iki kardinal ve devamında kanal ışıkları rüzgarlı bir havada kafa karıştırabilir.

SONSÖZ

Bu seneki seyri şöyle bir değerlendirirsek;

Toplamda 459 mil.

Ekip olarak kötü hava deneyimimiz arttı. Zira seyrin büyük çoğunluğu sert havalarda geçti.

Bu yılın keşfinin Thasos Adası olduğunu söyleyebiliriz. Her tarafı yemyeşil olan bu ada bir yaz geçirmek için ideal.

Planladığımız geziyi hava şartlarına rağmen neredeyse harfiyen uygulayabilmiş olmak benim için mutluluk verici. Kısaca ....." içimde bir iş görmenin saadeti "