7 Mart 2011 Pazartesi

MOTOSİKLET İLE BALKANLAR

2005 Yılında Avrupa Turu yaptığımız Honda Shadow'u 2008 yılında tekne almak için satmıştım. Yaklaşık 3 yıldır motosikletim yoktu. Bu duruma daha fazla dayanamadım ve birkaç ay önce 2004 model bir BMW F 650 GS satın aldım. Eşim de kullanmak istediğinden, sele yüksekliği en düşük enduro olması bu modeli tercih sebeplerimin başında geliyor. Tabi BMW F 650 nin yakışıklı bir motosiklet olmasının da tercihimi etkilediğini belirteyim:)

Motosiklet garaja girdiğinden bu yana, internet ve harita başında gidilebilecek yerlerin hayalini kurmaktan kendimi alamıyorum. Geçen yıl aldığımız shengen vizesinin süresi mayıs ortalarında bitiyor. Bunu değerlendirmek gerekir diye düşünerek eşim ile birlikte 3-5 günlük bir Bulgaristan gezisi planlamaya başladık. Blogu ziyaret eden Nihal Hanım'ın da belirttiği gibi Bulgaristan'ın Shengen'e dahil olmadığını, ayrı vize almak gerektiğini öğrendim. Bu nedenle bir süre kararsız kaldım. Bulgaristan'a vizesi için başvurabilirdim, ya da rotayı Yunanistan girişli bir küçük Balkan gezisine çevirebilirdim. Sonuçta Yunanistan girişli bir Balkan gezisinin daha mantıklı olduğuna karar verdik.


Motosikletin yan çantaları ve top case'i var. Fuardan bir de depo üstü çanta aldık. Bu çantalara sığacak kadar eşya alarak, otel konaklamalı bir gezi düşünüyoruz. Niyetimiz çıkışı İpsala'dan yapıp , Kavala belki Selanik konaklamalı belki direk Ohri ye ulaşmak. Sonrasında Arnavutluk geçişi olabilir. Karadağ ve o civardaki yakın yerleri görüp dönüşe geçmek. Tabi havalar biraz ısınınca.

Triptik için Turing'e uğradım. Avrupa'ya triptik kalkmış. Sigorta yaptırmak yeterli. Bir aylık sigorta yaptırdım ama hareket etmemize havalar bir türlü izin vermedi. Bu yıl nisaan soğuk geçiyor. Önümüzdeki hafta sıcaklık biraz artıyor. Biz de 26-27 Nisan gibi hareket etmek istiyoruz.

İsitiyoruz demekle olmuyor tabiii. Yağmurlar bir türlü izin vermedi. Ama yapacak bir şey yok. Mayıs'ın 4 ünde çıkmaya karar verdik. Yağmur gözüküyor ama sıcaklıklar 20 dereceleri bulunca yağmuru göze aldık. Çıkamazsak vizemizin sonuna geleceğimiz için ertelemek zorunda kalacağız.

Yola Çıkıyoruz

Geceden çantaları hazırlamıştık. Pek uyku tutmadı. Hep böyle olur. Yola çıkmak beni heyecanlandırır. Sabah yedi gibi kaktık. Geceden yağmur yağmış. Yerler ıslak. Gökyüzü bulutlu ama bir o kadar da hareketli. İyimserliğimiz üzerimizde. Bu hava açar diyerek 8:00 de motora gaz verdik.

Gebze de kaskımıza ilk damlalar düşmeye başladı. Ve gün boyu hep düştü. Berbat bir havada ve berbat bir trafikte İstanbul'dan çıktık. İpsala sapağına ayrıldığımızda bir an güneş açtı. Hemen havaya girdik. İçimiz çoştu. Ama güneşli hava yarım saat sürdü. Karşıda biriken kapkara bulutlar o kadar alçaktı ki .. Hiçbiri boş geçmedi. Ahmak ıslatana dönünce seviniyorduk. Üzerimizde 5-6 bora geçti desem abartmış olmam. Ama hiç dönmekten bahsetmedik. Yanımıza pantolon üzeri yağmurluk almıştık. Ama giymekte geç kalınca ıslanan pantolonları bir mola yerinde değiştirdik.

Yağmur dayanılmaz hal alınca Malkara yakınlarında bir istasyona girdik.Uzun süre sağanak devam edince Malkara'da konaklamaya karar verdik. Yağmur azalınca Malkara'ya girdik. Her nasılsa bir tek otele rastlamadan kendimizi şehrin çıkışında bulduk. Durum değerlendirmesi yapma gereği duymadan ana yola çıktım ve İpsala sınır kapısına kadar hiç gaz kesmedim. Yağmur da gaz kesmedi.O kadar çok yağdı ki yağmurluğum dikiş yerlerinden su aldı. Sonradan yağmurluğun Çin malı olduğunu farkettim:)

Geçiş işlemlerimiz kısa sürdü. İnsan gibi yağan bir yağmur altında akşam 18:00 sularında Aleksandrapoli yani Dedeağaç'a girdik. Bugün resmen yağmurla inatlaştık. Ama itiraf edeyim ki bu havada motor sürmek hoşuma da gitti.

YUNANİSTAN

Aleksandropoli (Dedeağaç) 430.Km

Altı yıl önce Avrupa turuna çıktığımızda da Murat ile burada mola verip bir şeyler içmiştik. Kısa zamanda bir otele yerleştik. Aleks Otel'e iki kişi için 30 Euro ödedik. Eşyalarımıza odaya taşıyıp ıslakları ayırdık. Kurutma işine yarın bakacağız. Biraz dinlendikten sonra dışarı çıktık. Sahile indik ve hava kararana dek dolaştık. Bir şeyler atıştırdıktan sonra otele döndük.

Sabah bir çamaşırhane buluruz diye düşünürken Figen otel görevlisi Gürcü kadın ile samimiyeti ilerletti. Kadın biraz Türkçe 'de biliyor. Kocası ile Yunanistan'a göçmüşler ama kocası geri dönmüş. Kadın çocuğu ile Yunanistan'da kalmış. Bizim ıslakları aldı. Otelin çarşafları kuruttukları sanayi tipi makinasında biz kahvaltımızı yapana dek herşeyi kurutup ütülemiş.

Sabah 10:00 civarında Selanik'e doğru yola koyulduk. Yol üzerinde Komotini yani Gümülcine'ye girdik. Kısa bir şehir turu ve kahve molasından sonra yola çıktık. Kavala civarında yine yağmur başladı. Kavala'ya saptık. Giriş Fransız Alein Delon filmlerini hatırlatıyor. Rampadan aşağı virajlardan döne döne şehre girdik. Yağmur devam
ediyordu ve ben iyi bir yağmurluk alma niyetindeydim. Kısa sürede bir motosiklet mağazası bulup tepeden tırnağa yağmurluğumu donandım. Bu arada Figen arkada olduğu için olsa gerek yağmurla çok sorunu olmadı. Daha doğrusu yağmurluğuyla...

Kavala'da birşeyler atıştırdığımız yerin sahibesi Türk olduğumuzu öğrenince komşu dükkandan birini çağırdı. Adının Savaş olduğunu iddia eden bu bey birazcık Türkçe konuşabiliyordu. Türkçe İngilizce biraz sohbetten sonra bizi yan sokaktaki meyhanesine götürdü. Eski hamamdan bozma nefis bir yer. Aydınlatmalarını İstanbul'dan almış.

Selanik (750.Km)

Kavala'dan Selanik'e dek yağmur yağdı. Ama artık o kadar rahatım ki, umurumda bile değil. Daha önceki gelişimde yaptığım gibi "Center" ve "Port" tabelalarını izleyerek denize ulaştım. Saat 16:00 civarı. İzmir'e benzeyen bu şehri motorla biraz dolaştık. El yordamı ile Atatürk'ün doğduğu evi bulup birkaç fotoğraf çektikten sonra ihtiyar bir amcanın işlettiği büfede bir şeyler atıştırdık.
Daha önce kaldığım otele gittik. Otel işletmeci değiştirmiş.Eskisinden daha kötü olmuş ama yine orada kaldık. Geceliğine 35 Euro ödedik. Eşyaları yerleştirip biraz dinlendikten sonra dolaşmaya çıktık. Hava soğuk. Buralarda soğuk almak hiç hoş olmaz ama genelde böyle durumlarda adrenalin insanı korur.

Meyhanelerin bol olduğu otel ile sahil arasındaki bölgede güzel bir yere oturduk. İki gün yağmurdan sonra iyi bir yemeği haketmiştik. Greek salata, ana yemek ve içeceklerimizden oluşan menümüze 25 euro civarında ödedik. Aynı yemeğe İzmit'te benzer bir ortamda en az iki katını öderdik.

MAKEDONYA

Ohrid (1050. Km.)

Sabah otelci Kosta ile uzun bir sohbetten sonra kahvaltımızı yapıp yola çıktık. Saatlerimiz 9:30 u gösteriyordu. Bugün hava çok güzel. Gökyüzünde tek bulut gözükmüyor.

Edessa-Florina üzerinden Makedonya'ya girmeyi planlıyoruz. Bir saat olmamıştı ki Sapanca'ya benzeyen küçük bir köyde durup kahve içtik. Yolumuz otoban değil. Bu nedenle çok keyifli manzaralar eşliğinde, şirin yerleşim yerlerinden geçerek yemyeşil bir doğada nefis bir yolculuk yapıyoruz. Hava güzel olunca sürüş keyfimiz katlanıyor.

Makedonya sınırına yakın Florina'da yemek molası verdik. Meydanda eski bir pizzacı bulduk. Yemek sonrası her uzun etaptan sonra yaptığım gibi motorun öte berisini kontrol edip yola koyuluyoruz. Sınırı rahat bir şekilde geçip Bitola üzerinden dolambaçlı yollardan bir sağa bir sola döne döne öğleden sonra 15:00 civarında Ohrid'e vardık.

Girişte karşımıza çıkan caminin yanında durduk sağa sola bakınırken caminin görevlisi olduğunu söyleyen bir çocuk çat-pat Türkçesi ile bizi içeriye davet etti. Küçük güzel bir cami. Eğer yanlış hatırlamıyorsam adı Hacı Mahmut Camii.

Caminin tam karşısında okul var. Tabelasında en alt satırda Türkçe olarak "kardeşlik Birlik İO" yazıyor. Bahçesinde çocuklar bağırışıyor. Okulun demir parmaklıklarına yanaşan bir kadın kırık bir Türkçe ile çocuğuna sesleniyor. Yanımızdan geçenlerin konuştuğu dilde Türkçe mi diye kulak kabartıyorum ama sanırım Makedonca konuşuyorlar. Ohrid'in nüfusu 60 bin. Önceden nüfusun %70 ini oluşturan müslüman nüfus 10 bine düşmüş. Göçün büyük kısmı Türkiye'ye olmuş.

Bisikletli otel ve apart pazarlayıcıları rahat bırakmıyor. Israrla takipteler. Kızmıyorum ama yüz de vermiyorum. Motosiklet ile küçük bir göl turundan sonra fotoğraf çekerken yanımıza yaklaşan biri "merhaba hoşgeldiniz" diyor. Birkaç dakika sohbet ettikten sonra burada kalacak yere ihtiyacımız olduğunu söyleyince kendilerinin de apart kiraladığını söyleyen arkadaşın adı Hakkı. Hakkı bizi kalacağımız aparta götürdü. Sahile 50 metre mesafede, bir arka sokakta. Göl kıyısındaki otellerde çift kişilik oda 50 euro'dan başlıyor. Biz son derece şık ve temiz bir apartı 20 euroya kiraladık.

Yerleşip biraz dinlendikten sonra motorla Ohrid turuna çıktık. Motoru bir yere bırakıp Kaleye çıktık. Manzara nefis. Gölün karşı tarafı Arnavutluk. Biraz yorulunca göl kenarında bir kafede birer bira içtik. Makedonya'da birçok yerde Euro geçiyor ama yine de öncelikli paraları Makedonya Dinarı.

Akşam yemeğini güzel bir yerde yedik. Salatalı, ara sıcaklı, ana yemekli ve içecekli bir yemeğe ödediğimiz para inanın 15 euroya denk geliyor.

Ohrid Gölü Dünya Kültür Mirası Listesinde. O nedenle çok turist çekiyor. Göl temiz. Etrafta pek sanayi yok. Koca gölün çevresinde biri Arnavutluk ikisi Makedonya'nın olmak üzere toplam üç şehir var. Gölün ekosisteminde 200 civarında endemik tür olduğu söyleniyor.

Yolculuğun bundan sonrası ile ilgili bir karar vermemiz gerekiyor. Figen'le haritayı önümüze yayıp uzun uzun konuşup kilometreleri hesaplıyoruz. Birinci seçenek Arnavutluk girişi ile Kosova bölgesine geçip büyük çoğunluğu geldiğimiz yoldan geri dönmek. Diğer seçenek ise Sırbistan'a girip Bulgaristan üzerinden dönmek. Gezerken gittiğin yoldan geri dönmemek önemlidir. Bu nedenle Arnavutluk seçeneğini üzülerek eliyoruz. Keşke vaktimiz bol olsa da her ülkeyi, her şehri, her köyü gezebilsek. Ama biz en geç 10 unda dönmeliyiz. Bu nedenle rotamızı Skopje (Üsküp) üzerinden Sırbitan'a girerek Niş-Sofya rotası ile Bulgaristan'dan Türkiye'ye giriş yapacak şekilde planlıyoruz.

SIRBİSTAN

Pirot (1570.km)

Sabah Ohrid çıkışında rastgele bir yerde durduk. Mekanda sabahın
9 unda sofrayı kurmuş demlenen 50 yaş üzeri üç masa vardı.
Underground mekanda çekine çekine omlet siparişi verdik ama önümüze gelen nefis peynirli omlet ile tıka basa karnımızı doyurduk. Çay dahil ödediğimiz hesabı hatırlamıyorum. Zira hatırlanacak birşey değildi.

Dağlık yollarda döne döne Gostivar'a indik. Bir ara kontrol ettiğimde zincir bollaşmıştı. Gostivar girişinde bir tamircide tarif ederek tekrar ayarlattım. Yanıma arka teker civatasını gevşetebilecek bir anahtar almadım.

Hava bugün de çok güzel. Üsküp'e girdik. Şehri şöyle bir turlayıp
kahve molası verdik. Kahveden sonra Sırbistan sınırından da çabucak geçip Niş tabelalarını takibe başladık. Buralarda yol otoban. Niş'e vardığımızda saat 15:30 civarıydı. Niyetimiz Niş'te kalmaktı ama vazgeçtik. Havayı güzel yakalayınca Pirot'a devam ettik. Yol çok güzeldi. Sağımızda gürül gürül akan bir dere, yemyeşil ormanlar, solumuz dimdik yükselen kayalık ve ağaçlık dağlar. Tabi ki bol viraj ve bol tünel. Pirot'a girdiğimizde saat 17:00 idi. Biraz turlayınca güzel bir otel bulduk. İki yıldızlı bu çok güzel otele kahvaltı dahil 40 euro ödedik.

Odamıza yerleştikten sonra şehri yürüyerek dolaştık. Bol bol fotoğraf çektik. Avrupa'nın her şehrinde olduğu gibi buranın da ortasından nehir geçiyor.
Nehir kıyısında beğendiğimiz güzel bir restoranda yine hiçbir şeyinden şikayet edemeyeceğimiz yemeğimizi yerken herkesin heyecanla televizyonda bir tenis maçını izlemekte olduğunu fark ettik. Biraz dikkat edince maçın Madrid turnuvası yarı final maçı oynayan sırp tenisci Djokovic'in maçı olduğunu anladık. Djokoviç maçı aldı ve finale kaldı. Yarın Nadal ile final oynayacak. (Dönüşte öğrendiğime göre Djokoviç finalde Nadal'ı yenmiş)

BULGARİSTAN

Plovdiv (1840.km)

Sabah otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra kapalı ve çisentili bir havada yola çıktık. Bulgar sınırına vardığımızda biraz tedirgindik. Çünkü Bulgaristan vizemiz yoktu. Esasen Bulgaristan için düşünülmüş bu geziyi Bulgaristan'ın henüz shengene dahil olmaması nedeni ile değiştirmiştik. Ama shengen ile Türkiye'ye gidiş için Bulgaristan'dan transit geçiş isteğimize hayır diyebilme ihtimaller olmadığını düşündüğümüzden rotamızı bu taraf çevirdik.

Korktuğumuz gibi olmadı. En kolay geçtiğimiz sınır Bulgar sınırı oldu. Hatta kuyrukta beklerken bir görevli bizi çağırıp
başka bir gişede ışık hızı ile işlemlerimizi yaparak iyi yolculuklar dediğinde Figen ile birbirimize bakıp güldük. (Bu arada bloga Bulgaristan transit geçişi ile ilgili yazan arkadaşın yazısını daha erken görmüş olsaydım sınıra daha rahat giderdim:)) )

Sofya'ya girmeden olmazdı. İnce pis bir yağmur altında Sofya'ya girdik. Sky plaza da biraz fotoğraf çekip kahve içtikten sonra adliyenin yanındaki bir meydanda şehir şehir gezen "United Body Bears" sergisine rastladık. Burada biraz vakit geçirdikten sonra el yordamı ile birkaç meydan daha gezip Plovdiv'e doğru yola koyulduk.

Avrupa'da pazar günleri şehirler çok tatsız oluyor. Bugün de pazar olduğundan cansız bir Plovdiv'e yağmur altında kasvetle girdik. Burada tabelalar yetersiz. Polislere sorarak şehir merkezi civarlarına ulaştık. Biraz dolaşarak 3 yıldızlı bir otel bulduk. Otel çok güzel. En çok parayı bu otele ödedik. Kahvaltı dahil 44 Euro.

Sıcak duş, yerleşme ve biraz dinlenmeden sonra yürüyüşe çıktık. Sokaklar boş. Karnımız aç. Etrafta uyduruk birkaç sosisçi ve içerisi görünmeyen restaurant tabelasından başka cezbedici bir yemek mekanı görünmüyor. Yemek
konusunda bugün çuvalladığımızı düşünürken "restaurant" yazan bir yere iki gencin girdiğini görünce bahçe içinde olduğundan içerisi gözükmeyen bu mekana biz de yöneldik. Ve en güzel restauranta en umutsuz olduğumuz bu günde rastladık.

Burası çok güzel, otantik bir Bulgar restaurantı. Sokaklar ne kadar sönük ise içerisi bir o kadar canlı. Bizi son derece sevimli bir garson karşılayarak masamıza oturttu. Menüyü incelediğimizde şaşırdık. O kadar zengin bir menüsü var ki salata çeşidi bile 20 den fazla. Fiyatlar her zamanki gibi çok makul. Bizim yaşadığımız şehir gerçekten pahallı. Bana İzmit dışındaki her yer nedense ucuz geliyor. Değişik bir şeyler denemek isteğiyle ördek ciğeri sipariş ettim. Figen dana kavurma istedi. Saçta mantar, Bulgar salatası, içeceklerden oluşan yemeğimiz 20 euro civarında idi.

Eve Dönüş İzmit (2365.km)

Eve güzel bir havada dönmek isteğim sanırım gerçekleşecek. Sabah Plovdiv'de hava güzel. Motoru şöyle bir kontrol edince zincirin esneme oranının yine fazla olduğunu fark ettim. Plovdiv çıkışında bir oto tamircisine girdim. Gençler çok yardımcı oldular. Zinciri ayarladık, lastik basınçlarını kontrol ettik ve dönüş yoluna koyulduk.

Yolda bir kahve ve alışveriş molasından başka, sınıra dek durmadık. Bulgaristan tarafı Svilengrad, Türkiye tarafı Kapıkule olan sınırdan geçtiğimizde saat 13 civarındaydı. Edirne'den otoyola girip bir 150 km kadar yol aldıktan sonra bir benzin istasyonunda durdum. Motora göz attığımda zincirin arka bölümündeki alyen ayar kapağının yerinden çıktığını, ayar vidasının da yamulduğunu fark ettim. Sanırım Bulgar arkadaşlar gevşek bırakmış. Ben de onların önünde yaptıkları işi tekrar kontrol etmeye utanmıştım. İstasyondaki lastikçinin de yardımı ile ayar vidasını söküp düzelttik ve yerine taktık.

Yolun bundan sonrasında kayda değer tek şey İstanbul trafiği idi. Gerçekten korkunç bir trafik. Belki Tahran veya Hindistan vardır ama ben başkasına bu kadar saygı duyulmayan bir trafik görmedim.

Eve döndüğümüzde saat 19:00 civarıydı.

Hava üç gün yağmurlu, üç gün açıktı.
Motorum F 650 GS nin performansı, dolu çantalar ve iki kişiye rağmen gayet iyi idi.
Gezi boyunca benzin,konaklama,alışveriş her şey dahil yaklaşık 700 euro harcadık.
Hiç bir sınır geçişinde ya da başka bir yerde olumsuzluk yaşamadık.
Toplam 2365 km yol yaptık.
Tam hesaplamadım ama sanırım 6 depo benzin harcadık.















5 yorum:

nihal harmanlı dedi ki...

merhaba,
bulgaristana Shengen ile girişler henüz serbest değil.
bulgaristan vizesi almanız lazım oda biraz zor.

kolay gelsin..
nihal

Adsız dedi ki...

Bulgaristan' a Schengen ile girebilir ve max 5 gün kalabilirsiniz tek şart, girdiğiniz kapıdan çıkamazsınız, yani transit geçmiş olmanız lazım. Kosova Prizren'den Arnavutluk'a geçince yeni bir otoban başlıyor, yapan ENKA, bu otoban İşkodra üzerinden Montenegro'ya varıyor çok güzel bir yol..

Adsız dedi ki...

Makedonya Ohrid'de ayakçılara dikkat, otel bulmak veya para bozmak için size takılıyorlar ve de çok yapışkanlar, küfür ettim yine de umurlarında değil..Üsküp'den Kosovaya geçebilirsiniz yalnız Kosova sınırında 15 € sigorta parası kesiyorlar, daha sonra yaklaşık 10 km ilerde yol üçe ayrılıyor sola sapınca dağ yolundan Prizren'e iniyorsunuz harika bir yol, Prizren'de Alhamra lokantasında kaymaklı köfte yemenizi öneririm. benzin 1 Litre 1 €, Prizrenin 20 km ilerisine Arnavutluk sınırı var sınırdan sonra ENKA'nı yaptığı inanılmaz bir otoban var, sizi 3-4 saatte İşkodra üzerinden Montenegro'ya götürür bu yol,ya da Dağdan Montenegro'ya gidersiniz ki 7-8saat sürer.. Montenegro da Budva şehrinde kalıp akşam mutlaka kale içine inin...Daha sonra ileride Kotor şehri var ki !... Oralara kadar gidince Dubrovnik'e de geçersiniz, vize sorunu yok sınırlar kolay geçiliyor...

selçuk çelik dedi ki...

Tebrikler.Güzel bir gezi olmuş.Bende dün izmir afyon konya gezisi yaptım motosiklet bir tutkudur.

Servis dedi ki...

Değerli blog yöneticisi makalelerinizi Beton buz olarak çok beğendik. Ekibimiz olarak başarılarınızın devamını dileriz.