6 Kasım 2010 Cumartesi

ORTADOĞU TURU


Uzun kurban bayramı tatilini değerlendirerek Suriye ve Ürdün'ü kapsayan bir gezi planlıyoruz. Büyük olasılıkla 12.11.2010 günü sabah erken saatlerde yola çıkarız. Kadro ben, eşim ve kızımdan oluşuyor.

Muhtemel rotamız ve planımız şöyle; Hatay'dan Suriye'ye giriş yapıp Şam'da bir otele yerleştikten sonra Şam ve çevresini gezmek istiyoruz. Beyrut'u da günübirlik veya bir gün konaklamalı ziyaret ettikten sonra asıl hedefimiz olan Ürdün'ün başkenti Amman'a ulaşmayı hedefliyoruz. Bu geinin asıl yapılış amaçlarından biri Amman'da yaşayan akrabalarımızı ziyaret etmek. Aşağıda fotoğrafı görülen genç akrabalarım ile aralarında irtibatı güçlendirmek.


Yaklaşık 150 yıl önce Kafkasya'dan göç eden atalarımız üç kardeşmiş. Göç kargaşasında birbirlerini kaybettikten sonra iki kardeş Türkiye'ye, Bilecik ve Eskişehir civarlarına, bir kardeş de Suriye üzerinden Ürdün'e yerleşmiş. Bu trajik göç sonrası birbirlerinden haber alamayan Ürdün ve Türkiye tayfası arasındaki ilk bağ ben askerde iken kurulmuş. Ürdün'de yaşayan akrabalarımız bir şekilde Türkiye'deki akrabalarının adresini bulmuş ve 1994 yılında gelerek kısa bir ziyaret yapmışlar. Sonrasında amcalarımın telefonla çerkez dili ile ,gençlerin de facebook üzerinden ingilizce kurduğu iletişim bir şekilde devam etmiş. 1994 teki ziyaretin üzerinden 16 yıl geçmiş. İade-i ziyaret zamanı gelmiş de geçiyor diye düşündüm ve ailece Ürdün'deki akrabalarımı ziyaret etmek ve onları tanımak istedim. İnternet üzerinden amca çocuklarımdan biri olan Moayad ile yazıştım ve niyetimi bildirdim. Kabaca bulundukları bölgeyi biliyorum. Telefonları da var. Geriye yola çıkmak kalıyor.

Hazırlıklar

Bölge ülkelerinin hepsi vizesiz ziyaret edilebiliyor. Pasaportlarımız hazır. Yolculuğu araba ile yapacağımız için triptik işlemlerini halletmek gerekiyor. Bunun için bir ara Turing'e uğrayacağım. Bu işlemi sınır kapısında da yaptırmak mümkün ama ben hazırlıklı olmayı tercih ediyorum.

Çam sakızı çoban armağanı bir miktar hediye alışverişi yaptık. Ailelerdeki nüfus ve çocuk sayısı hakkında çok bilgim olmadığından körleme bir alışveriş yaptık ama yine de heybemiz fena sayılmaz.

Önceki yıllarda yaptığım ve blogumda paylaştığım Suriye gezisi nedeni ile bölge ile ilgili tecrübeli sayılırım. Lonely Planet'in Middle East rehberini aldım. Boş zamanlarımda karıştırıp yöre hakkında detaylı bilgi edinmeye çalışıyorum.

Bu arada akrabaları ve çevreyi video kameraya çekiyoruz. Ürdün'deki akrabalarımızın yaşadığımız çevreyi ve akrabalarımızı be şekilde daha iyi tanımasını istiyoruz.

Yola çıkışımıza iki gün kala Turing'e gittik ve çıkış için gerekli triptik belgemizi yaptırdık. İşlem çok kolay ve kısa sürede halloluyor ancak İstanbul trafiğini hesaba katınca bu iş için yarım gün harcamak zorunda kalınıyor. Turing'de satılan Ortadoğu Karayolu Haritası çok hoşuma gitti ve bir tane satın aldım.

Serkan sağolsun bu sefer de yol için güzel "cd" ler hazırlamış. Bir tanesinin üzerinde "Türkçe çok karışık" yazıyor:)) Bakalım ne çıkacak.

Bu arada 40 TL ödeyerek aracımızın kasko sigortasını yurtdışında da geçerli hale getirdik

Antakya

Sabah 7:30 da yola çıktık. Oldukça rahat bir yolculukla Ankara'ya 2.5 saatte ulaştık. Aksaray üzerinden Adana istikametine Tuz Gölünün kenarından rahat bir yolculukla yaklaşık 5.5 saatte Adana otoban girişine vardık. Otobandan önceki son tesislerde kebaplarımızı yedik.

Adana-Osmaniye rotasından İskenderun yönüne dönünce sağımızda Akdeniz'in ucu göründü. Diğer ucunun da Cebelitarık olduğunu düşünmek heyecan verici. Nur dağlarını aşıp Antakya'ya yönelince hava kararmaya başladı.
Tam 17:00 de Antakya'ya vardık. Arabayı merkeze park edip biraz dolaştık. Çok sayıdaki künefecilerden birinde künefelerimizi yedikten sonra merkezde ucuz bir otele yerleştik. Antakya'nın merkezi çok kalabalık. Her dinden ve kültürden insanla karşılaşmak mümkün. Burada en çok konuşulan dillerden biri Arapça. Sabah erken kalkıp Cilvegözü sınır kapısından geçişimizi yapıp Şam'a (Damascus) yöneleceğiz.

Suriye

Sabah 8:00 gibi yola çıktık. Yarım saat sonra Cilvegözü sınır kapısına varmıştık. Her iki kapıdan da geçişimiz yarım saati buldu. Suriye girişinde 55 dolar sigorta, 100 dolar da dizel vergisi ödedik.

Şam'a kadar yaklaşık 300 km yolumuz var. Bir istasyona girip depomuzu fulledik. Neredeyse deponun tamamı 12-13 dolara doluyor.

Yolda bir istasyonda karnımıız doyurduk. Gayet sakin ve rahat bir şekilde Şam'a yaklaştık. Maolula 7 km tabelasını görünce dayanamayıp girdim.

Maolula

Ben daha önce görmüştüm. O nedenle gezmek için fazla zaman kaybetmedik. Doğrudan kiliseye çıktık. Güzel panoromik manzarayı izledik ve kahvemizi içip biraz dolaştıktan sonra yola devam ettik.

Maolula önemli bir yer. Burada Hıristiyan ve Müslümanlar birlikte yaşıyor. Yerel dilleri Aramice. İsa'nın dili.

Şam

Şam'a girdiğimizde 15:00 civarıydı. Şehir Merkezi tabelarını takip ederek çok kolay bir şekilde Souq Saraujah'a ulaştık. Önceki gelişimizde Al Majed otelde kalmıştık. Son gün farkettiğimiz sokaktaki otelleri çok beğenmiştik. Bu otellerden en güzeli olan Al Rabia adlı otelde rezervasyonumuzu yaptık. Burası çok güzel. Son derece otantik . Müşterilerinin neredeyse tamamı Avrupalı gençler. Fiyatlar biraz artmış. Geceliğine üçümüz 45 dolar ödeyeceğiz. Önceki gelişimizde kaldığımız Al Majed Otel'e de fiyat sorduk üçümüz için 100 dolar istediler.

Otele yerleştikten sonra yakınlardaki Al Kamal restaurantta güzel bir yemek yedik. Sonrasında otelimizin avlusunda güzel çay keyfi yaptık.

Ertesi sabah erkenden otelden çıktık. Gezeceğimiz tüm yerler yürüme mesafesinde. Haritadan kestirme yolları da çalıştım.

Önce Süleymaniye Camiine uğradık. Görevli çat-pat türkçesi ile bizi gezdirdi. Burada Vahdettinin ve yakınlarının mezarları var. Caminin restorasyonu bitmemiş.

Oradan Hicaz tren hattının şimdilerde kütüphane olarak kullanılan istasyon binasını ziyaret ettikten sonra Hamidiye Çarşısına ulaştık. Kapalıçarşı çok renkli.

Tembel tembel ayaklarımızı sürterek Emevi Camiine ulaştık. Figen ve Doğa mantolarını giydikten sonra Camiye girdik.

Burası Şiiler için önemli bir camii. Şiiler caminin içinde bulunan türbeyi ziyaret ediyorlar. Hz.Yahya Kilisesinin yerine inşa edilmiş olması nedeni ile Hıristiyanlar için de önemli bir mekan. Caminin hemen bitişiğinde Selahaddin Eyyübü türbesi de var. Camide ezan çok değişik. Her mezhepten müezzinler kendi makamlarında okuyorlar.

Emevi Camiinden sonra Nafura bölgesinde birşeyler atıştırdıktan sonra Old Damascus bölgesini Bab Tuma'ya kadar gezdik. Dönüşte yol arayan iki İsveçli motosikletliye de yardımcı olmayı ihmal etmedik.

Akşam otelimizin avlusunda çay içerken tanıştığımız 7-8 kişilik genç gruptan ikisi Türk çıktı:))

Lübnan Sınırı

Sabah 9:00 civarı Beyrut'a gitmek üzere arabamızla yola çıktık. Sınıra vardığımızda bizi hiç beklemediğimiz bir sürpriz karşıladı. Lübnan'a dizel araç girişi yasakmış. Çok enteresan ama doğru. Oysa ben giriş ve çıkışta iki dizel vergisi ödemeyi göze almıştım.
Arabayı parkedip taksi ile devam etmeyi çare olarak buldum ama görevliler bunun da imakansız olduğunu söylediler. Çünkü araç Figen'in pasaportuna işli olduğu için arabasız çıkış yapamıyor.

Kös kös geri döndük. Her işte bir hayır vardır. Biz de otel civarında tembellik yapmaya karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız. O sayede bu satırları yazacak vakip buldum:))

Gün boyu miskin miskin oturup yakın etrafta dolaştık. Kafeler çok güzel. Otelimizin olduğu bölge hareketli ve turistik bir bölge. İnsan seyredecek o kadar çok şey buluyor ki vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyoruz.

Akşam saatlerinde bir kafede oturup birşeyler içiyoruz. Nargile çok yaygın. Genç kızlar, kadınlar hemen herkes nargile içiyor. Bazı insanlar sigara içmese de nargile içiyor. Onun yeri ayrı.

Ürdün-Amman

Bugün Kurban Bayramının 1. Günü. Sabaha karşı ezan sesi ile uyandık. Tekrar uyuduk ama bu sefer top sesleri ile adeta yerimizden sıçradık. Bayramı top atışları ile karşıladık.

Kahvaltımızı yapıp otel çalışanları ile biraz geyik yaptıktan sonra yola çıktık. Rotamız Amman. Sınır yakın. Sınırdan sonra Amman da yakın. Suriye ve Ürdün bir baştan öbür başa 5 saatte geçilebilen küçük ülkeler.

Girişte 150 dolar bozdurup Ürdün Dinarı aldım. Ürdün Dinarı değerli bir para. Yaklaşık olarak 1 dinar 1 euroya denk geliyor.

Amman'a kısa sürede ulaştık. Amman dağınık bir şehir. İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulu. Böyle olunca birden fazla merkezi olan şehirde merkezi bulmak kolay olmadı. Baktım uğraşmak gerekecek burada yaşayan ve telefonu bende kayıtlı Ercan Abi'yi aradım. Ercan Abi amcamın eşinin akrabası. Amman'da yaşıyor.

Ercan Abi'nin tarifi ile 8.Circle da buluştuk. Ammanın doğusu ile batısı arasında bir ana yol var ve bu yol üzerindeki trafik adaları "circle" olarak numaralandırılmış. Biraz karışık görünse de aslında kavramak zor değil.

Ercan Abi bizi Ürdün'de yaşayan akrabalarımızdan Ahmet amcanın evine götürdü. Kapıyı açan kişi internetten irtibat kurduğum oğlu Moayad idi. Kısa bir şaşkınlıktan sonra sarıldık ve eve girdik. Ahmet Lamber ve eşi bizi görünce şaşırdı. Uzun uzun sohbet ettik. İlgimi çeken şey hepsinin İngilizce bilmesi oldu. Ben yaşlılarla nasıl anlaşacağımı düşünüyordum ama hepsinin İngilizcesi benden daha iyi.

Rahat etmemiz için bizi dayalı döşeli ama kullanmadıkları bir evlerine yerleştirdiler. Planımızı sordular. Biz "Petra ve Dead Sea'ya gitmeyi düşünüyoruz" dediğimizde bir süre kendi aralarında konuştular ve Moayad sabah bizi götürebileceğini söyledi.

Naur Vadisine bakan evimizden gece İsrail'in ışıkları gözüküyor. Hava çok güzel. Akşam biraz serin oldu ama gündüz sıcaklık 25 derece civarlarında.

Petra

Sabah 8:00 de Moayad ve eşi Lara bizi almaya geldiler. Nissan marka bir 4x4 ile Petra yoluna düştük. Petra Amman'a yaklaşık 250 km. Moayad ile ingilizce çok güzel muhabbet ediyoruz. Eşi çok akıcı konuşuyor. Bazen anlamakta zorlanıyorum.

Milattan önce Nebatiler'in başkenti olan Petra zamanla unutulmuş. 1800 lü yıllarda batılı bir gezgin tarafından tekrar bulunan Petra bugün yeni kabul edilen 7 harika arasındadır. Kireç taşına oyularak yapılmış şehir birçok filme de plato olmuştur. Bunların en ünlüsü "İndiana Jones" tur.

Petra gerçekten çok etkileyici bir antik kent. Girişi turistler için oldukça pahalı. Turistler 50, Ürdün vatandaşları 1 Ürdün Dinarı ödüyor. Dünyanın her tarafından gelen turistler girişte kuyruk oluşturuyor.

Petra yaklaşık 10 km boyunca uzanan bir antik şehir. Dolayısı ile gezmek için yürüdüğümüz mesafe yaklaşık 20 km. Yorucu fakat her noktası insanı şaşırttığından olsa gerek yorgunluğun pek farkına varmıyoruz.

Petra'dan ayrıldığımızda hava kararıyordu. Moayad ve eşinin misafirperverliği unutulacak gibi değil. Biz tam bitti, eve gidiyoruz diye düşünürken telefonla bir restaurantta yer ayırttılar. Akşam kendimizi Amman yakınlarında, Madaba'da çok güzel bir restaurantta bulduk. Madaba'da nüfusun önemli kısmı hıristiyan. Çok güzel bir kilisesi var. Turistlerin konaklamayı tercih ettiği yerlerden biri de burası. Yediğimiz yemekler gerçekten çok lezzetli idi. Moayad ve eşi yarın Şam'a gidecekler. Tekrar görüşmemiz zor olduğu için vedalaştık. Gösterdikleri yakınlık gerçekten takdire şayan.

Dead Sea (Lut Gölü)

Ertesi günkü planımızda Dead Sea var. Biz zahmet etmemeleri konusunda çok ısrar ettiysek de Moayad'ın babası Ahmet ile eşi sabah arabaları ile gelip bizi aldılar. Lut gölü Amman'a çok yakın. Yaklaşık 40 km. Önce Ahmet amcaların göl yakınlarındaki köyde bulunan evlerini ziyaret ettik. Bahçedeki ağaçlardan mandalina topladık.

Dead Sea kıyısında birkaç lüks otel var. Bunların plajları lüks ama pahalı. Turistik olan plajın adı ise "Amman Beach" . Giriş yerli halka 10 turiste 15 dinar.

Deniz seviyesinin 400 metre kadar altında olan gölün suyu aşırı derecede tuzlu. Karşı kıyıda görülen dağlar İsrail'e ait. Su çok tuzlu olduğu için gölde canlı yaşamıyor.

Plajda yoğun olarak Avrupalı turistler var. Mayolarımızı giyip göle girdik. Çok değişik bir deneyim. Sanki görünmez bir can yeleği sizi suyun üstünde tutuyor. Figen ve Doğa çamur banyosu da yaptı.

Göl sefasından sonra kıvrıla kıvrıla dağlara tırmandık ve panaromik manzarası nefis bir yere geldik. Buradan vahşi dağları ve aşağıdaki Dead Sea'yı bir süre izledik. Bölgenin doğal yaşamını anlatan müze çok güzel düzenlenmiş.

Akrabalar

Öğleden sonra bölgeden ayrıldık. Hep beraber diğer amca Muhammet amca ve ailesini ziyaret ettik. Bizim uğrayacağımızı bildiklerinden hepsi bir eve toplanmış. Çok etkileyici, dolu dolu geçen sohbetten sonra akşam yemekte buluşmak üzere dinlenmemiz için bizi eve bıraktılar.Birkaç saat dinlendikten sonra Ahmet amca arabası ile gelip bizi aldı. Akşam 8:30 da Ahmet amcanın evinde kalabalık bir yemek yedik. Uzun uzun akrabalık sohbetleri ettikten sonra geceyi toplu bir fotoğrafla noktaladık.

Yaklaşık 150 yıldır irtibatımızın olmadığı akrabalarımızla geçirdiğimiz bu günler yoğun duygular içinde geçti. Tip ve davranış olarak Türkiye'deki akrabalarımız ile benzerliklerini görmek beni çok heyecanlandırdı. Bize çocukken anlatılan hikayelerin tıpatıp, hiç değişmeden burada da anlatıldığını görmek, çerkez dilinin aynı şekilde konuşulduğunu duymak çok hoşuma gitti.

Buradaki akrabalarımızın eğitim düzeyleri yüksek. Abartısız 7 yaşındaki çocuktan 80 yaşındaki kadına dek herkes İngilizce biliyor. Her yaştan neredeyse herkes üniversite mezunu. Meslekleri ve durumları gayet iyi. Moayyad cerrah, eşi diş hekimi.

Dönüş

Sabah dönüş için hazırdık. Bize verilen hediyelerden arabanın bagajına sığmakta zorlandık. Sabah 8:00 de Ahmet amca ve eşi gelerek otoyola dek bize arabayla eskortluk yaptılar. Biraz hüzünlü, biraz şaşkın ve çokça mutlu bir şekilde Suriye sınırına vardık.

Suriye girişinde tekrar 100 dolar dizel vergisi ödedik. Akşam hava karardığında Halep'e vardık. Şam'daki Al Rabia otelin bir benzeri olan Al Harabia otelde gecelik 60 dolara üç kişilik bir oda tutup biraz Halep'i dolaştık. Türkçe bilen çok. Birçok yerde Türk parası da geçiyor.

Ertesi sabah Kilis Öncüpınar sınır kapısından Türkiye'ye giriş yaptık. Bayram trafiği nedeni ile trafik yoğun. Eve varmamız 22:00 yi buldu. Sağ olsunlar Ahmet amca da Moayad da yolda birkaç kez aradılar.

Yaklaşık 3.000 km yol yaptık. Dizel araçların ödediği vergiyi saymazsak çok masrafsız bir tatil oldu. Bölgedeki ülkeler bence kesinlikle görülmesi gereken ülkeler. İhmal etmeyin derim...











Hiç yorum yok: