Almanya'nın kuzeyinde, Baltık kıyısında, yaklaşık 250 bin nüfuslu bir şehir olan Kiel'de, haziran ayının ortalarında dünyanın en büyük denizcilik festivali düzenlenir. Bu dönemde şehirdeki insan popülasyonu yaklaşık 4 milyonu bulur.
Festivalin bu yılki afişi solda. 

Kaldığımız bölge donanmanın arazisi. Kiel donanması Kieler Woche ye büyük katkı sağlıyor. Ordunun sivil yaşam ile bu kadar güzel iç içe geçmesi çok hoş. Geç saatlere kadar süren muhabbetten sonra gece 12 civarında sızmışız.
Burası kuzeyde kaldığı için hava gece 11 civarında kararıyor. Kararıyor derken alacakaranlık işte…
Sabah kahvaltıdan sonra 10 gibi teknelerimizle antremana çıktık.
Bu tekneler Kutter (Bizdeki kotra, okunuşu "Kuta") sınıfı, çift direkli, tamamen denizcilik düşünülerek dizayn edilmiş çok hoş tekneler. Yaklaşık 2 saat kadar yarış sahasında antreman yaptıktan sonra biraz dinlendik.
13:30 civarında yarışımız başladı. Toplam 7 yarış yapacağız. Teknelerde 9 kişi olması gerekiyor biz 11 kişiyiz. O nedenle her yarışta iki kişi dinlenecek. Önder'le benim dinlenme günüm pazartesi. Yarış çok hoş. Her kesimden ve her yaştan insan donanmanın hazırladığı bu teknelerle yarışmanın ve denizciliğin keyfine varıyor. Geçmek geçilmek pek fazla dert edilmiyor. Yarışın bu türü doğrusu beni de çok rahatsız etmedi. 
Yarış alanımızın dışından geçen envai çeşit müthiş tekneleri seyrederken kaçıncı olduğumuzu pek takip edemedim. İki yarış sonunda yorulmuştuk.Akşam saatlerinde Önder’le merkeze doğru yürüdük. Nefis bir şehir. 250.000 nüfuslu bu şehir yelkenle yaşıyor desem abartmış olmam. Yarışırken körfez içinde göz menzilinde beşten fazla marina saymıştım. İstanbul’dan daha fazla marinası var. Marinaları dilediğiniz gibi gezebiliyorsunuz.

Motoryat o kadar az ki tekne sayısına oranlarsak yüzdeOrtalık insan seli. Kalabalığın yüzde doksanı genç. Heryerde açık hava konserleri.(çaldıkları parçalar biraz eski) yaklaşık 2 saat yürüdük ve insan yoğunluğu aynı şekilde devam etti. Adım başı yiyecek ve içki satılıyor. Bu dönemde şehrin nüfusu üç dört milyonu


alakamız kıyısında yemek yemekten öteye pek geçmiyor.Bugün iki yarışımız var. Yelkende yarışı çok sevmediğimi söylemiştim ama bu organizasyon düşündüğüm anlamda gergin bir yarış ortamı değil. Herkes son derece neşeli ve hoşgörülü. Ben teknede floktaki görevimden fırsat buldukça fotoğraf çekiyorum. Etrafımızda klasik tekneler cirit atıyor. Öyle güzel poz veriyorlar ki…

Yarış sonrası elimizde havlular ayağımızda şıpıdık terliklerle koca koca rütbeli insanların arasından duşa giderken yüzlerce sivil halk da çoluk çocuk askeri gemileri geziyorlar. Bir an Gölcük Donanma Komutanlığını böyle bir organizasyonla hayalettim. İnsan empati yapmadan duramıyor.
Güzel bir yemek ve uzun bir yürüyüşten sonra çadırlarımıza çekildik.
Sabah çok güzel bir güneşle uyandık. Güneşli alanlar sıcacık ama sabah saatlerinde gölge hemen üşütüyor.

Kahvaltıdan sonra Önder’le ekipten ayrıldık.
15-20 dakika. Laboe’de indik. Çok güzel bir yer. Tüm sahilde denize
Oldukça hoş iki saatlik bir gezintiden sonra Laboe’nın karşı kıyısına, Schirksee’ye geçtik. Kıeler Woche’nın önemli etkinliklerinden birinin durağı burası. Birçok laser, katamaran türü olimpik sınıf boat takımları buraya konuşlanmış. Yelken anlamında çok hareketli bir yer. Buradan birkaç parça alışveriş de yaptık.
Dönüş yolu muhteşemdi. Akşam güneşi her şeyi fotoğrafa hazırlamış.Tekneler ve deniz daha da güzelleşmiş. Gökyüzünde bir zeplin belirdi ve bir süre bizim gemimizi takip etti. Bu arada Kıel’den 20 civarında balon havalandı. Tam bir şenlik, tam bir festival.

Yolumuz üzerinde her çeşit tekne

Çadırlarımızdan oluşan küçük köyümüzün en güzel köşesi olan çardağımızda bir şeyler yudumlarken Mesut ile bugünkü yarıştan sözettik. Başlangıçta sıfıra yakın olan rüzgar sonraları 4 şiddete kadar çıkmış.

Bizim yarışlar sona ermiş ve bizim yerimize genç yelkenciler gelmeye başlamışlar. Çadırlarda kızlı erkekli bir sürü öğrenci.İnsanın önce hoşuna gidiyor ama gürültü bitecek ve dayanılacak gibi değil:))
Hamburg

Elbe nehrinin karşısından St.Pauli görülüyordu ama yol bitmişti. Birine yolu sorduğumuzda bize nehri gösterdi. Şaka yapıyor sandık ama GPS de nehri gösteriyordu. Meğer yanımızdaki binadan asansörle

Biraz dolaşıp bireyler atıştırdıktan sonra küçük bir tekne ile 1 saat süren nehir turu yaptık. Hamburg dünyanın en büyük limalarından birine sahip(sanırım 7.) ve denize kıyısı yok. Tüm ticaret gemileri Elbe nehrinden denize çıkıyor. İlginç nehir tutumuzda

Abromovitz’in son yaptırdığı yatını ve soğuk savaş döneminde New York’a gizlice girip özgürlük anıtının periskopla fotoğrafını çeken Sovyet denizaltısını da gördük.
Hamburg bu gezinin sürprizi oldu. Hiç hesapta yoktu.
Berlin'e ulaştığımızda akşam saatleriydi. Ufak bir alışverişten sonra Narr Bar’da veda biralarımızı yudumlarken Önder’le biraz yaz, biraz deniz sohbeti ile uçak saatine yaklaştık. Çok güzel bir haftaydı. Havaalanına giderken oldukça dolu geçen 6 günü yaşamımın kar hanesine yazdığımı düşünüyordum. Kiel'e imrendim. Yaşadığım İzmit Körfez'i de haritadan bakılınca Kiel kadar güzel ama ne yazık ki güvenle tekne bağlanabilecek hiçbir yeri yok.
1 yorum:
son zamanlardaki blog hareketliliği takipçileri memnun ediyor.(bende blog yöneticisi olduğum için anlarım bu işlerden:)).
Yorum Gönder