6 Kasım 2010 Cumartesi

ORTADOĞU TURU


Uzun kurban bayramı tatilini değerlendirerek Suriye ve Ürdün'ü kapsayan bir gezi planlıyoruz. Büyük olasılıkla 12.11.2010 günü sabah erken saatlerde yola çıkarız. Kadro ben, eşim ve kızımdan oluşuyor.

Muhtemel rotamız ve planımız şöyle; Hatay'dan Suriye'ye giriş yapıp Şam'da bir otele yerleştikten sonra Şam ve çevresini gezmek istiyoruz. Beyrut'u da günübirlik veya bir gün konaklamalı ziyaret ettikten sonra asıl hedefimiz olan Ürdün'ün başkenti Amman'a ulaşmayı hedefliyoruz. Bu geinin asıl yapılış amaçlarından biri Amman'da yaşayan akrabalarımızı ziyaret etmek. Aşağıda fotoğrafı görülen genç akrabalarım ile aralarında irtibatı güçlendirmek.


Yaklaşık 150 yıl önce Kafkasya'dan göç eden atalarımız üç kardeşmiş. Göç kargaşasında birbirlerini kaybettikten sonra iki kardeş Türkiye'ye, Bilecik ve Eskişehir civarlarına, bir kardeş de Suriye üzerinden Ürdün'e yerleşmiş. Bu trajik göç sonrası birbirlerinden haber alamayan Ürdün ve Türkiye tayfası arasındaki ilk bağ ben askerde iken kurulmuş. Ürdün'de yaşayan akrabalarımız bir şekilde Türkiye'deki akrabalarının adresini bulmuş ve 1994 yılında gelerek kısa bir ziyaret yapmışlar. Sonrasında amcalarımın telefonla çerkez dili ile ,gençlerin de facebook üzerinden ingilizce kurduğu iletişim bir şekilde devam etmiş. 1994 teki ziyaretin üzerinden 16 yıl geçmiş. İade-i ziyaret zamanı gelmiş de geçiyor diye düşündüm ve ailece Ürdün'deki akrabalarımı ziyaret etmek ve onları tanımak istedim. İnternet üzerinden amca çocuklarımdan biri olan Moayad ile yazıştım ve niyetimi bildirdim. Kabaca bulundukları bölgeyi biliyorum. Telefonları da var. Geriye yola çıkmak kalıyor.

Hazırlıklar

Bölge ülkelerinin hepsi vizesiz ziyaret edilebiliyor. Pasaportlarımız hazır. Yolculuğu araba ile yapacağımız için triptik işlemlerini halletmek gerekiyor. Bunun için bir ara Turing'e uğrayacağım. Bu işlemi sınır kapısında da yaptırmak mümkün ama ben hazırlıklı olmayı tercih ediyorum.

Çam sakızı çoban armağanı bir miktar hediye alışverişi yaptık. Ailelerdeki nüfus ve çocuk sayısı hakkında çok bilgim olmadığından körleme bir alışveriş yaptık ama yine de heybemiz fena sayılmaz.

Önceki yıllarda yaptığım ve blogumda paylaştığım Suriye gezisi nedeni ile bölge ile ilgili tecrübeli sayılırım. Lonely Planet'in Middle East rehberini aldım. Boş zamanlarımda karıştırıp yöre hakkında detaylı bilgi edinmeye çalışıyorum.

Bu arada akrabaları ve çevreyi video kameraya çekiyoruz. Ürdün'deki akrabalarımızın yaşadığımız çevreyi ve akrabalarımızı be şekilde daha iyi tanımasını istiyoruz.

Yola çıkışımıza iki gün kala Turing'e gittik ve çıkış için gerekli triptik belgemizi yaptırdık. İşlem çok kolay ve kısa sürede halloluyor ancak İstanbul trafiğini hesaba katınca bu iş için yarım gün harcamak zorunda kalınıyor. Turing'de satılan Ortadoğu Karayolu Haritası çok hoşuma gitti ve bir tane satın aldım.

Serkan sağolsun bu sefer de yol için güzel "cd" ler hazırlamış. Bir tanesinin üzerinde "Türkçe çok karışık" yazıyor:)) Bakalım ne çıkacak.

Bu arada 40 TL ödeyerek aracımızın kasko sigortasını yurtdışında da geçerli hale getirdik

Antakya

Sabah 7:30 da yola çıktık. Oldukça rahat bir yolculukla Ankara'ya 2.5 saatte ulaştık. Aksaray üzerinden Adana istikametine Tuz Gölünün kenarından rahat bir yolculukla yaklaşık 5.5 saatte Adana otoban girişine vardık. Otobandan önceki son tesislerde kebaplarımızı yedik.

Adana-Osmaniye rotasından İskenderun yönüne dönünce sağımızda Akdeniz'in ucu göründü. Diğer ucunun da Cebelitarık olduğunu düşünmek heyecan verici. Nur dağlarını aşıp Antakya'ya yönelince hava kararmaya başladı.
Tam 17:00 de Antakya'ya vardık. Arabayı merkeze park edip biraz dolaştık. Çok sayıdaki künefecilerden birinde künefelerimizi yedikten sonra merkezde ucuz bir otele yerleştik. Antakya'nın merkezi çok kalabalık. Her dinden ve kültürden insanla karşılaşmak mümkün. Burada en çok konuşulan dillerden biri Arapça. Sabah erken kalkıp Cilvegözü sınır kapısından geçişimizi yapıp Şam'a (Damascus) yöneleceğiz.

Suriye

Sabah 8:00 gibi yola çıktık. Yarım saat sonra Cilvegözü sınır kapısına varmıştık. Her iki kapıdan da geçişimiz yarım saati buldu. Suriye girişinde 55 dolar sigorta, 100 dolar da dizel vergisi ödedik.

Şam'a kadar yaklaşık 300 km yolumuz var. Bir istasyona girip depomuzu fulledik. Neredeyse deponun tamamı 12-13 dolara doluyor.

Yolda bir istasyonda karnımıız doyurduk. Gayet sakin ve rahat bir şekilde Şam'a yaklaştık. Maolula 7 km tabelasını görünce dayanamayıp girdim.

Maolula

Ben daha önce görmüştüm. O nedenle gezmek için fazla zaman kaybetmedik. Doğrudan kiliseye çıktık. Güzel panoromik manzarayı izledik ve kahvemizi içip biraz dolaştıktan sonra yola devam ettik.

Maolula önemli bir yer. Burada Hıristiyan ve Müslümanlar birlikte yaşıyor. Yerel dilleri Aramice. İsa'nın dili.

Şam

Şam'a girdiğimizde 15:00 civarıydı. Şehir Merkezi tabelarını takip ederek çok kolay bir şekilde Souq Saraujah'a ulaştık. Önceki gelişimizde Al Majed otelde kalmıştık. Son gün farkettiğimiz sokaktaki otelleri çok beğenmiştik. Bu otellerden en güzeli olan Al Rabia adlı otelde rezervasyonumuzu yaptık. Burası çok güzel. Son derece otantik . Müşterilerinin neredeyse tamamı Avrupalı gençler. Fiyatlar biraz artmış. Geceliğine üçümüz 45 dolar ödeyeceğiz. Önceki gelişimizde kaldığımız Al Majed Otel'e de fiyat sorduk üçümüz için 100 dolar istediler.

Otele yerleştikten sonra yakınlardaki Al Kamal restaurantta güzel bir yemek yedik. Sonrasında otelimizin avlusunda güzel çay keyfi yaptık.

Ertesi sabah erkenden otelden çıktık. Gezeceğimiz tüm yerler yürüme mesafesinde. Haritadan kestirme yolları da çalıştım.

Önce Süleymaniye Camiine uğradık. Görevli çat-pat türkçesi ile bizi gezdirdi. Burada Vahdettinin ve yakınlarının mezarları var. Caminin restorasyonu bitmemiş.

Oradan Hicaz tren hattının şimdilerde kütüphane olarak kullanılan istasyon binasını ziyaret ettikten sonra Hamidiye Çarşısına ulaştık. Kapalıçarşı çok renkli.

Tembel tembel ayaklarımızı sürterek Emevi Camiine ulaştık. Figen ve Doğa mantolarını giydikten sonra Camiye girdik.

Burası Şiiler için önemli bir camii. Şiiler caminin içinde bulunan türbeyi ziyaret ediyorlar. Hz.Yahya Kilisesinin yerine inşa edilmiş olması nedeni ile Hıristiyanlar için de önemli bir mekan. Caminin hemen bitişiğinde Selahaddin Eyyübü türbesi de var. Camide ezan çok değişik. Her mezhepten müezzinler kendi makamlarında okuyorlar.

Emevi Camiinden sonra Nafura bölgesinde birşeyler atıştırdıktan sonra Old Damascus bölgesini Bab Tuma'ya kadar gezdik. Dönüşte yol arayan iki İsveçli motosikletliye de yardımcı olmayı ihmal etmedik.

Akşam otelimizin avlusunda çay içerken tanıştığımız 7-8 kişilik genç gruptan ikisi Türk çıktı:))

Lübnan Sınırı

Sabah 9:00 civarı Beyrut'a gitmek üzere arabamızla yola çıktık. Sınıra vardığımızda bizi hiç beklemediğimiz bir sürpriz karşıladı. Lübnan'a dizel araç girişi yasakmış. Çok enteresan ama doğru. Oysa ben giriş ve çıkışta iki dizel vergisi ödemeyi göze almıştım.
Arabayı parkedip taksi ile devam etmeyi çare olarak buldum ama görevliler bunun da imakansız olduğunu söylediler. Çünkü araç Figen'in pasaportuna işli olduğu için arabasız çıkış yapamıyor.

Kös kös geri döndük. Her işte bir hayır vardır. Biz de otel civarında tembellik yapmaya karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız. O sayede bu satırları yazacak vakip buldum:))

Gün boyu miskin miskin oturup yakın etrafta dolaştık. Kafeler çok güzel. Otelimizin olduğu bölge hareketli ve turistik bir bölge. İnsan seyredecek o kadar çok şey buluyor ki vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyoruz.

Akşam saatlerinde bir kafede oturup birşeyler içiyoruz. Nargile çok yaygın. Genç kızlar, kadınlar hemen herkes nargile içiyor. Bazı insanlar sigara içmese de nargile içiyor. Onun yeri ayrı.

Ürdün-Amman

Bugün Kurban Bayramının 1. Günü. Sabaha karşı ezan sesi ile uyandık. Tekrar uyuduk ama bu sefer top sesleri ile adeta yerimizden sıçradık. Bayramı top atışları ile karşıladık.

Kahvaltımızı yapıp otel çalışanları ile biraz geyik yaptıktan sonra yola çıktık. Rotamız Amman. Sınır yakın. Sınırdan sonra Amman da yakın. Suriye ve Ürdün bir baştan öbür başa 5 saatte geçilebilen küçük ülkeler.

Girişte 150 dolar bozdurup Ürdün Dinarı aldım. Ürdün Dinarı değerli bir para. Yaklaşık olarak 1 dinar 1 euroya denk geliyor.

Amman'a kısa sürede ulaştık. Amman dağınık bir şehir. İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulu. Böyle olunca birden fazla merkezi olan şehirde merkezi bulmak kolay olmadı. Baktım uğraşmak gerekecek burada yaşayan ve telefonu bende kayıtlı Ercan Abi'yi aradım. Ercan Abi amcamın eşinin akrabası. Amman'da yaşıyor.

Ercan Abi'nin tarifi ile 8.Circle da buluştuk. Ammanın doğusu ile batısı arasında bir ana yol var ve bu yol üzerindeki trafik adaları "circle" olarak numaralandırılmış. Biraz karışık görünse de aslında kavramak zor değil.

Ercan Abi bizi Ürdün'de yaşayan akrabalarımızdan Ahmet amcanın evine götürdü. Kapıyı açan kişi internetten irtibat kurduğum oğlu Moayad idi. Kısa bir şaşkınlıktan sonra sarıldık ve eve girdik. Ahmet Lamber ve eşi bizi görünce şaşırdı. Uzun uzun sohbet ettik. İlgimi çeken şey hepsinin İngilizce bilmesi oldu. Ben yaşlılarla nasıl anlaşacağımı düşünüyordum ama hepsinin İngilizcesi benden daha iyi.

Rahat etmemiz için bizi dayalı döşeli ama kullanmadıkları bir evlerine yerleştirdiler. Planımızı sordular. Biz "Petra ve Dead Sea'ya gitmeyi düşünüyoruz" dediğimizde bir süre kendi aralarında konuştular ve Moayad sabah bizi götürebileceğini söyledi.

Naur Vadisine bakan evimizden gece İsrail'in ışıkları gözüküyor. Hava çok güzel. Akşam biraz serin oldu ama gündüz sıcaklık 25 derece civarlarında.

Petra

Sabah 8:00 de Moayad ve eşi Lara bizi almaya geldiler. Nissan marka bir 4x4 ile Petra yoluna düştük. Petra Amman'a yaklaşık 250 km. Moayad ile ingilizce çok güzel muhabbet ediyoruz. Eşi çok akıcı konuşuyor. Bazen anlamakta zorlanıyorum.

Milattan önce Nebatiler'in başkenti olan Petra zamanla unutulmuş. 1800 lü yıllarda batılı bir gezgin tarafından tekrar bulunan Petra bugün yeni kabul edilen 7 harika arasındadır. Kireç taşına oyularak yapılmış şehir birçok filme de plato olmuştur. Bunların en ünlüsü "İndiana Jones" tur.

Petra gerçekten çok etkileyici bir antik kent. Girişi turistler için oldukça pahalı. Turistler 50, Ürdün vatandaşları 1 Ürdün Dinarı ödüyor. Dünyanın her tarafından gelen turistler girişte kuyruk oluşturuyor.

Petra yaklaşık 10 km boyunca uzanan bir antik şehir. Dolayısı ile gezmek için yürüdüğümüz mesafe yaklaşık 20 km. Yorucu fakat her noktası insanı şaşırttığından olsa gerek yorgunluğun pek farkına varmıyoruz.

Petra'dan ayrıldığımızda hava kararıyordu. Moayad ve eşinin misafirperverliği unutulacak gibi değil. Biz tam bitti, eve gidiyoruz diye düşünürken telefonla bir restaurantta yer ayırttılar. Akşam kendimizi Amman yakınlarında, Madaba'da çok güzel bir restaurantta bulduk. Madaba'da nüfusun önemli kısmı hıristiyan. Çok güzel bir kilisesi var. Turistlerin konaklamayı tercih ettiği yerlerden biri de burası. Yediğimiz yemekler gerçekten çok lezzetli idi. Moayad ve eşi yarın Şam'a gidecekler. Tekrar görüşmemiz zor olduğu için vedalaştık. Gösterdikleri yakınlık gerçekten takdire şayan.

Dead Sea (Lut Gölü)

Ertesi günkü planımızda Dead Sea var. Biz zahmet etmemeleri konusunda çok ısrar ettiysek de Moayad'ın babası Ahmet ile eşi sabah arabaları ile gelip bizi aldılar. Lut gölü Amman'a çok yakın. Yaklaşık 40 km. Önce Ahmet amcaların göl yakınlarındaki köyde bulunan evlerini ziyaret ettik. Bahçedeki ağaçlardan mandalina topladık.

Dead Sea kıyısında birkaç lüks otel var. Bunların plajları lüks ama pahalı. Turistik olan plajın adı ise "Amman Beach" . Giriş yerli halka 10 turiste 15 dinar.

Deniz seviyesinin 400 metre kadar altında olan gölün suyu aşırı derecede tuzlu. Karşı kıyıda görülen dağlar İsrail'e ait. Su çok tuzlu olduğu için gölde canlı yaşamıyor.

Plajda yoğun olarak Avrupalı turistler var. Mayolarımızı giyip göle girdik. Çok değişik bir deneyim. Sanki görünmez bir can yeleği sizi suyun üstünde tutuyor. Figen ve Doğa çamur banyosu da yaptı.

Göl sefasından sonra kıvrıla kıvrıla dağlara tırmandık ve panaromik manzarası nefis bir yere geldik. Buradan vahşi dağları ve aşağıdaki Dead Sea'yı bir süre izledik. Bölgenin doğal yaşamını anlatan müze çok güzel düzenlenmiş.

Akrabalar

Öğleden sonra bölgeden ayrıldık. Hep beraber diğer amca Muhammet amca ve ailesini ziyaret ettik. Bizim uğrayacağımızı bildiklerinden hepsi bir eve toplanmış. Çok etkileyici, dolu dolu geçen sohbetten sonra akşam yemekte buluşmak üzere dinlenmemiz için bizi eve bıraktılar.Birkaç saat dinlendikten sonra Ahmet amca arabası ile gelip bizi aldı. Akşam 8:30 da Ahmet amcanın evinde kalabalık bir yemek yedik. Uzun uzun akrabalık sohbetleri ettikten sonra geceyi toplu bir fotoğrafla noktaladık.

Yaklaşık 150 yıldır irtibatımızın olmadığı akrabalarımızla geçirdiğimiz bu günler yoğun duygular içinde geçti. Tip ve davranış olarak Türkiye'deki akrabalarımız ile benzerliklerini görmek beni çok heyecanlandırdı. Bize çocukken anlatılan hikayelerin tıpatıp, hiç değişmeden burada da anlatıldığını görmek, çerkez dilinin aynı şekilde konuşulduğunu duymak çok hoşuma gitti.

Buradaki akrabalarımızın eğitim düzeyleri yüksek. Abartısız 7 yaşındaki çocuktan 80 yaşındaki kadına dek herkes İngilizce biliyor. Her yaştan neredeyse herkes üniversite mezunu. Meslekleri ve durumları gayet iyi. Moayyad cerrah, eşi diş hekimi.

Dönüş

Sabah dönüş için hazırdık. Bize verilen hediyelerden arabanın bagajına sığmakta zorlandık. Sabah 8:00 de Ahmet amca ve eşi gelerek otoyola dek bize arabayla eskortluk yaptılar. Biraz hüzünlü, biraz şaşkın ve çokça mutlu bir şekilde Suriye sınırına vardık.

Suriye girişinde tekrar 100 dolar dizel vergisi ödedik. Akşam hava karardığında Halep'e vardık. Şam'daki Al Rabia otelin bir benzeri olan Al Harabia otelde gecelik 60 dolara üç kişilik bir oda tutup biraz Halep'i dolaştık. Türkçe bilen çok. Birçok yerde Türk parası da geçiyor.

Ertesi sabah Kilis Öncüpınar sınır kapısından Türkiye'ye giriş yaptık. Bayram trafiği nedeni ile trafik yoğun. Eve varmamız 22:00 yi buldu. Sağ olsunlar Ahmet amca da Moayad da yolda birkaç kez aradılar.

Yaklaşık 3.000 km yol yaptık. Dizel araçların ödediği vergiyi saymazsak çok masrafsız bir tatil oldu. Bölgedeki ülkeler bence kesinlikle görülmesi gereken ülkeler. İhmal etmeyin derim...











28 Temmuz 2010 Çarşamba

EGE' ye devam...


Ağustos ayında yine eski tayfa ( eşim ve kızım ile) Ege gezimize devam etme niyetindeyiz. Hafta sonu Ayvalık'ta tekneye yerleşerek eksikleri tamamlamayı ve hafta başında güneye doğru yola koyulmayı düşünüyoruz.

Ağustos ortalarında Bodrum'dan tekne kiralayacak arkadaşlarım Serkan ve Kaan ile Gökova'da buluşmayı planlıyoruz. Civardaki Yunan adalarını da ziyaret ederek Ege'nin tadını biraz daha çıkarmak istiyoruz. Ege'nin tatlı sert yaz havasına biraz daha alışmak, ailece hayalini kurduğumuz uzun seyirler için biraz daha deneyim edinmek istiyoruz.

Hazırlıklar

İşyerinde arkadaşlar ile planlamayı yaptıktan sonra geriye pek birşey kalmıyor. Daha doğrusu geriye kalan rutin hazırlıklar. Örneğin kitap, pasaport gibi malzemeleri masanın üstüne ufak ufak biriktiriyoruz. Çantalar yatak odasında hazırlanıyor. Tekneye gidecek diğer teknik malzeme ise arabanın bagajında birikiyor.

En zevklisi arada sırada haritayı ve pilot kitapları açıp konaklanabilecek koy ve limanları çalışmak. Türk Karasuları için Sadun Boro, Yunan Suları için ise Rod Heikel oldukça yardımcı.

Teknenin sigortasının yenileme zamanı bu aylara denk geliyor. Neyse ki marinanın bağlama ücretini geçen ay yatırmıştım. Herşey üste gelince insanın gözü korkuyor:)



Ayvalık

Arabayı yükleyip yola çıktık. Tekneye akşama doğru yerleştik. Biraz dinlendikten sonra ertesi gün ziyarete gelen Tuygun ve eşi ile kısa bir seyir yaptık. Mazotumuzu fulleyip teknedeki ufak tefek eksikleri tamaladıktan sonra akşam yol alışverişimizi de yaptık.

02 Ağustos sabah 8 e doğru palamarlarımızı çözdük. Marinadan çıkar çıkmaz canlı poyraza yelkenlerimiz açtık ve motoru çalıştırmadan neredeyse Yeniliman önlerine dek geldik. İçimi çoşkuyla dolduran çok güzel bir seyirdi. İlk gün yunuslara rastlamak daha da hoşumuza gitti. Yaklaşık 45 mil yolu 9 saatte yaptık.

Yeniliman

Karaburun yakınında çok güzel ,şirin bir köy. Bir ara barınak dışında demirde kaldık ama sonra içeri girdik. Balıkçıların yardımı ile bağlandık. Burası uluslararası sularda avlanma izni olan balıkçı teknelerinin kullandığı bir liman.
O nedenle barınakta yer bulmak imkansız gibi bir şey. Balıkçı teknelerine bordolayabilirsiniz ama o zaman sabah 4 te balıkçılarla birlikte uyanmanız gerekir. Biz kıçtankara rıhtıma bağlandık. Neredeyse teknenin son derinlik limitlerini kullandık. Akşam saatlerinde seferden dönen balıkçı tekneleri teknemizin her tarafını kuşattı.

Ertesi sabah teknemizin elli metre ilerisindeki kahvede çayımı içtikten sonra fırından yeni çıkmış ekmeğimizi alıp yola çıktık.

Dalyanköy

Yolun başları rüzgarsız olsa da Kaburun’u dönünce batı rüzgarı canlandı. Biz de hemen ful arma yelkenleri açtık. Bu yaz çok uzun seyirler yapmaktansa kısa kısa çok yere girmeyi planlıyoruz. O nedenle Eğriliman’a girdik. Ancak içerisi rüzgar ve dalga aldığı için barınamadık. Rotayı Dalyanköy olarak değiştirdik. Bir ara 20 knotlara ulaşan rüzgarla çok güzel bir seyir yaptık.

Öğleden sonra Dalyanköy’e girdik. Burası Çeşme’ye 4 km lik karayolu ile bağlı. Eskinin tütün tarlaları yazlık sitelere dönüşmüş güzel bir köy. Çok güzel bir liman, girişte denizkızı heykeli ile Turgut Reis heykeli sizi karşılıyor. Ancak içeride yer bulmak çok zor. Bizi bir yere sıkıştırdılar. Elektrik su var. Günlüğü 40 TL. Benzer bir liman için Yunan Adalarında ödeyeceğiniz rakam 6-7 Euroyu geçmez. Bıktım bu tür şikayetlerden ama tekne sahiplerini yolunacak kaz gibi görme anlayışının değişmesi şart.

Nergis Koyu

Sabah kahvaltımızı yapıp 08:30 da yola düştük. Fırsat buldukça yelken seyrini zorladık ancak rüzgar çok az. Yolun çoğunu motorla yaptık. 5 saat kadar sonra Nergis Koyu’na ulaştık. Nergis Koyu Sığacık Körfezinin kuzey tarafında,
Kırkdilim Koyu’nun üzerinde. Geçen yaz Kırkdilim’de konakladığımız için bu yaz Nergis’i tercih ettik.Mümkün olduğunca çok ve değişik yerlerde konaklamak, bu kıyıları tanımak istiyoruz.

Burası çok güzel. Billur gibi su üstünde tekne adeta havada duruyor. Doyasıya yüzdük. Biraz balık tuttuk. Gece çok güzeldi. Neredeyse sıfır rüzgarda keyfine göre salınan teknemizde güzel bir uyku çektik. Buraya kadar toplam 90 mil yol yapmışız.

Doğanbey Burnu

Nergis Koyunda güzel bir sabah kahvaltısı ve deniz keyfinden sonra öğlen saatlerinde yola çıktık. Keyifli motor-yelken 22 millik bir seyirden sonra akşam 17:00 civarında Doğanbey Burnu’na ulaştık. Koy güneye açık. Rüzgar akşam iyice kesti. Bu koyda dipten sıcak su çıkıyor. Kabarcıklar görünüyor. Gece tek biz kaldık. Yol üzeri sığınılacak güzel bir liman. Kuzey rüzgarlarında çok korunaklı. Aysız gecede deniz şıkır şıkır yakamoz yapıyor.


Tavşan Adası

Sabah servis aküsü bitti. Bakımını ihmal etmiştim. Kontrol edince suyunun tükendiği anlaşıldı. Biraz tamamladım. Her konaklamada motor aküsünü anahtarı ile devre dışı bırakırım. Motor aküm de çok iyi. O nedenle sorun yok. Yolda servis aküsü dolar. Ama medeniyete ulaşınca bir kontrol etmek, gerekirse yenilemek isteyebilir.

Kuşadası Körfezini geçip Dilek Boğazının güneyinde Tavşan ve Su adalarının olduğu Dip Burnu’na rota tuttuk. Bu günlerde rüzgar hiç yok. Öğlen 12 civarı Tavşan Adasının kuytusuna girdik. Çok güzel bir demir yeri. Kuzeye çok korunaklı. Burada çok güzel vakit geçirdik. Bir Fransız yelkenlisi ile bir gulet daha var.

Doğa gitar hocasının verdiği ödevleri çalışıyor.


Akşam saatleri çok güzel oldu. Güneş batıp hava kararmaya yüz tutunca koyun dibindeki ağaçlık bölgeden beyaz bir at çıktı. Yalnız ve mutsuz gözüken at kıyıdan yaklaşabildiği kadar yaklaştı. Biraz bekledi ve geldiği yolu istemeden de olsa geri dönerek geldiği yerde gözden kayboldu. Angelopulos filmlerinden bir sahne gibiydi. Atın ruh hali bizi bir süre meşgul etti.

Gümüşlük

Sabah Fransız denizciler ile selamlaşarak koyu arkamızda bıraktık. Neredeyse sürekli motorla 38 millik yolu 7 saatte geldik. Gümüşlük Koyu bizim en favori mekanlarımızdan. Ancak koya dört tekne aynı anda girişimizden içerisinin kalabalık olacağını kestirdik. Biraz atik davranarak güzel bir yere yerleştik. Giren çıkan derken akşam saydığımda koyda kırk civarında yelkenli tekne vardı. Geçen yıl 16 tekne bana çok gelmişti.

Bir ara Figen direğe çıkıp güneş enerjisi ile çalışan bir aydınlatma taktı. Teknede en önemli şey enerji. Aküden yemeyelim.

Akşam saatlerinde minübüsle Ortakent’e gidip Tuna’nın gönderdiği İphone bağlantı kablomu kargodan aldım. Konacık civarındaki yapı marketten birkaç eksik daha alıp Gümüşlük minübüsüne bindiğimde çok acıkmıştım.

Akşam yemeğimizi Belediye çaybahçesindeki Kardeşler Köftecisinin nefis ekmek arası köftesi ile eda ederek botumuzla teknemize döndük. Burada gece çok güzel. Her yer dolu. Cumartesi olduğu için aşırı kalabalık. Fakat tekneye kıyıdan gelen sadece çatal-bıçak ve insan sesleri.

Ertesi gün de denize girip bol bol dinlendik. Akşam saatlerinde balıkçıdan aldığımız çipuraları teknede pişirip yedik. Dünkü hareket olmasa da koy hala kalabalık.

Turgutreis

9 Ağustos sabahı Gümüşlük’te kahvaltımızı yaptıktan sonra demirimiz aldık. Yarım saatlik yol olan Turgutreis Marinaya gidiyoruz.

Marinaya bağlandıktan sonra önce su depolarını doldurdum. Yaklaşık 5-6 gündür su almıyoruz. İyi idare etmişiz. Burada internet, duş, çamaşır vs medeniyetle alakalı tüm ihtiyaçlarımızı gidereceğiz. Marinada yüzme havuzu bile var. Marina denizcileri de düşünülmüş.

Buraya kadar 190 mil yol yapmışız. Sanırım bu yolun yarıya yakınını yelkenle yaptık. Teknik servis bölümünde Ayvalıkta'da şubesi olan Starboat'a uğradım. Turgut Bey yardımcı oldu. Aküyü ölçünce gerçekle yüzleştik. Voltaj iyi ama amper neredeyse yok. Mecburen aküyü yenileyeceğiz Sorun değil. Akü ömrü olan bir parça ve mevcut akü pek yeni değildi.

Tam karşımıza Bavaria 37 model , Alman bayraklı bir tekne geldi. Sahibi Walter ile iyi sohbet ettik. Uzun zaman Türkiye’de charter da yapmışlar. Şimdi emekli olmuş, eşi ile dolaşıyor. Bir de blogları var. www.fakfakaufreisen.blogspot.com.

Akünün siparişini verdik. Sabah yenisini getirip taktılar.

Turgutreis Marinadan çıkarken depoyu fulledik. 67 litre mazot aldık. 31 sat motor çalışmış. Demek ki motor saate 2.23 litre tüketmiş. Oldukça iyi sayılır.

Akyarlar

Doğrusu marinadan çıktığımızda nereye gideceğimize tam karar vermemiştik. Rüzgarı az ama kaba dalgalı denizde Bodrum tarafına dönünce pupadan canlanan rüzgara cenovamızı açtık. Bu şekilde Akyarlar önlerine dek gelince buraya demirlemeye karar verdik.

Koy içinde 3-4 tekne var. Rüzgar var ama akşama nasılsa hafifler. Kıyı çok hoş görünüyor. Botu indirip kızımla kıyıyı dolaşmaya çıktık. Restoranlar, kafeler ve birkaç plaj kıyıyı kaplamış. Market ve pastane var. Geceyi sakin geçirip erken saatte uyuduk. Sıcak insanı yoruyor. Deniz esintili ama kıyılar çok sıcak.


Sabah 7:30 da kalkıp kıyıya börek almaya gittim. Güzel bir kahvaltıdan sonra biraz denize girdik. Öğlen yemeği için botla karaya çıktık. Biz öğlen için bişeyler atıştırırken bazı insanlar kahvaltı yapıyordu. Teknede bugün bol bol kitap okuduk. Bir ara üçümüzün de elinde birer kitap öylece birkaç saat geçirmişiz. Burayı sevdik. Bu gece de kalacağız.


Alakışla Bükü

Akyarlarda sabah yine kürekle kıyıya gidip aldığım böreklerimizle kahvaltı ettikten sonra marşa bastık. Hedefimiz Gökova. Daha çok motor seyrine pupadan esen rüzgara açtığımız cenova ile destek verdik. Üç saat sonra Orak Adasını iskelemizden bordaladık. Sonrasındaki Alakışka Bükü bize hoş göründü. Koyda guletler var. Uzaktan gördüğüm bir yelkenlinin yakınına doğru ilerledik. Yelkenliden yabancı aksanı ile adımın seslenilmesi önce tuhaf geldi ama yaklaşınca Onun Turgutreis’te tanıştığım Walter olduğunu anladım. Adam yüzerek geldi ve koltuk halatımızı kıyıya bağladı. Havuzlukta bişeyler içip sohbet ettik.

Çam ağaçlarının bitiminde kayalara çıma tuttuk. Deniz çok temiz. Suya attığımız birkaç parça ekmeğe balıklar üşüşüyor ve biz akvaryum izler gibi izliyoruz.

Çok güzel uyumuşuz. Sabah 7:30 da yüzümü denizde yıkadım. Güzel bir kahvaltı. Botla kıyıyı keşif derken öğlen oldu. Yemekten sonra yola çıktık. Çıkar çıkmazsancaktan gelen rüzgara yelkenlerimizi açıp motoru stop ettik. Ettik etmesine ama motor tekrar çalışmadı. Marş motoruna elektrik gelmediğini tahmin ediyorum. Çoklu kabloların birleştiği bir fiş var orayı kurcalayınca çalıştı. Çalışmasa da kontağı açıp marş motorunu kısa devre yaptırınca yine çalışıyor. Bunu da Ayvalık'taki elektrik ustası Ahmet Usta'dan öğrendim.

Çökertme

Yelkenlerimizi toplayıp motorla koya girdik. Elektrik ve su almak istiyoruz. Bu nedenle işaret eden iskelelerden gözümüze kestirdiğimiz birine bağlandık. Motoru açıp biraz kurcaladım. Bunlar önemli sorunlar değil. Çaresi olan basit sorunlar. Bu işin tuzu biberi. En önemlisi biraz bişeylerden anlamak, bir de paniğe kapılmamak.

Gece güzel bir yemek ve uyku iyi geldi.Sabah kahvaltısınından sonra biraz su ve yiyecek takviyesi yapıp palamarları çözdük.

Alakışla Bükü

Bu gün son limanımıza geri dönüyoruz. Kaan’lar ve Serkan’lar ile Alakışla Bükü’nde buluşacağız. Rahat bir yolculuktan sonra rahatsız bir yere bağlandık. Gözlükle bakınca geneli kumluk olan zeminde eriştelik bir bölgeye demiri denk getirdiğimizi anladım. Bu arada Serkan’larla telefonlaşıyoruz. Tekneleri teslim alıp çıkmaları 16:00 yı buldu. Gelişlerine yakın daha güzel bir yere geçtik.

Koltuk halatlarımızı sürekli Figen bağlıyor. Bu konuda çok başarılı. Demiri atıp belli bir noktaya gelince hemen kıçtan koltuk halatını alıp yüzerek kıyıya gidiyor. Önce Kaan’lar, peşinden Serkan’lar koya girdi. Botla karşılayıp koltuk halatlarını aldık. Sohbet geç saatlere dek uzadı.

Büyük Çatı

Öğlene doğru yola çıktık. Rüzgar az ama yandan aldığımız kaba dalgalar hiç de az değil. Bol sallanarak 20 millik yolu geride bıraktık.
Çok korunaklı koyda güzel bir köşeyi üç tekne kapattık. Hemen yakınımızda güzel suyu olan bir kuyu var. Balıkçıların baktığı sevimli bir köpek oralarda dolaşıyor. Figen ile güzel bir yürüyüş yaptık. Çocuklar çok mutlu. Hepsi bir arada çok eğleniyorlar. Gece çok keyifli idi. Hemen arkamızdaki çamların üzerindeki ay hilalin biraz irisi haliyle manzarayı tamamlarken uzaktaki teknelerin birinden gelen trompet sesi tamamlayıcı oldu.

Uzun Liman (Yedi Adalar)

Büyük Çatı’da güzel bir sabah geçirdikten sonra demirlerimizi aldık. Çok tatlı batı rüzgarı ile bir süre yelkenle seyrettik. Rüzgar bitince motorla usul usul yaklaşık 7 millik yolu alarak Yedi Adalar’a ulaştık. Önce Bekar Koyu’na baktık fakat doluydu. İçeride 2 tekne olunca bu küçücük koy doluyor. Uzun Liman’a geçtik. İlk demirlememiz hoşumuza gitmeyince toplayıp tekrar attık. Küçücük bir koya üç tekne yerleştik.

Akşamüzeri Figen’le bota binip koyun dibindeki Saklı Liman’a gittik. Bizimle birlikte bir bot daha geldi. Alargada kalan eski bir tekneden geldiler. Fransız bayraklı. Hiç abartmadan seksen yaşlarında olduklarını söyleyebilirim. Bizim büyüklerimiz aklıma geldi. Bir ömrü hastalık muhabbetleri ile heder ettiklerini düşündüm.

Karacasöğüt

Sabah yine bot gezisi deniz derken 11 gibi palamarları çözdük. Koylara burnumuzu soka soka Karacasöğüt'e geldik. Yolda bir ara iskele kıç omuzluktan gelen rüzgarla iyi seyir yaptık.

Söğüt Koyu çok korunaklı. İleride tekne ile uzun beraberlikler sağlayabilirsek bir kışı burada geçirmek isterim. Kıyıda market var. Her tür alışverişi yapmak mümkün.

Önce tekneyi güzelce yıkadım. Sonra duşumu alıp biraz dinlendim. Bu akşam buradayız.

Okluk- İngiliz Limanı

Gece Karacasöğüt'te güzel bir yemek, sabah da iyi bir kahvaltıdan sonra 11 civarı Karacasöğüt'ten ayrıldık. Bugün kü yolumuz kısa.Motor yelken Değirmen Bükü'ne yani bizim için kahraman sayılabilecek Sadun Boro'nun Okluk Koyunu içinde barındıran koya. Önce Okluk Koyu'nu ağır yol tavaf ettik. Sadun Boro ve teknesi İkinci Bahar Koyda değildi. Havayı soluduktan sonra hemen karşısındaki İngiliz Limanına geçtik. Bu koy çok korunaklı. İkinci Dünya savaşında bir İngiliz gemisi burada aylarca kalmış.

İlk demirlediğim yer bizim ekipten ayrı düştü. Sonradan yer müsait olunca demirimi alıp yerimi değiştirdim. Bazı ağaçlarda koltuk bağlanması için mavi halatlar var. Onlardan birine koltuğu bağladık. Ama kendi attığın düğümden başkasına güvenmemek lazımmış ki bir süre sonra düğüm çözüldü ve koltuk kurtuldu. Mavi halatı bir kenara atıp kendi halatımızla bağlandık.

Karşı sıramızda guletler yan yana dizildi ve gece onların jeneratör ve müzik sesleri koyu oldukça rahatsız etti.

Pabuç Koyu- Bitez Yalısı

Diğer tekneler henüz uyanırken sabah 07:30 da demirimizi aldık. Bodrum yönüne rüzgarsız bir havada motorla seyir halindeyiz. Seyiri müzikle süslüyoruz. Bir ara Serkan'ın bu yaz hediye ettiği Kazancakis'in Zorba romanından biraz daha okudum. Bu sularda çok iyi gidiyor.

Öğleden sonra rüzgar karşıdan artıp seyir rahatsızlanınca Pabuç Koyu'na girdik. Orak Adası'nın arkası. Su tam bir turkuaz mavi. Balıklar olabildiğince renkli ve net. Burada yemek ve yüzme molası verdikten sonra yola çıkıp 16:00 civarı Bitez Koyu'na demirimizi attık. Az sonra civarda olan Feti Abi'de İksir adlı teknesi ile geldi. Gece karada biraz dolaştık. Her taraf lüks restaurant olmuş.

Turgutreis-Didim

Sabah Bitez'den Feti Abi ile beraber ayrıldık. Kafadan gelen rüzgarla Turgutreis Marinaya ulaştık.Turgutreis Marina’daki işimiz öğleden sonra bitti. Didim’e doğru rota tuttuk. Feti Abi de Didim’e gidiyormuş. O bizim önümüzde. Yolda kuzeybatı dan zaman zaman 20 knotlarda esen rüzgar bazen sert olsa da güzel bir yelken seyri yapmamamızı sağladı. 3 saate Güllük Körfezini aşarak Didim’e ulaştık. Koy sığ. Derinlikler 2 metre civarında. Feti Abi’nin yakınına 2 metreye demirimizi attık. Demir iyi tuttu. Gece yarısına kadar her şey iyiydi. Ancak kuzeydoğuya dönen ve sertleyen rüzgar rahatımızı kaçırdı.

Sabah aynı sertlikle devam eden rüzgarın gece de artacağını öğrenince yer değiştirmeye karar verdik.Feti Abi gelmedi. Biz 4 mil batıdaki Çukurca Limanına hareket ettik. Ancak içeride kıyamet koptuğunu görünce geri dönerek Didim Marina’ya girdik. Hemen peşimizden içeri Kayıtsız teknesi ile Özkan Gülkaynak girdi. Bağlandıktan sonra gidip tanıştım. Ayaküstü biraz sohbet ettik.

Öğleden sonra telsizden Feti Abi'nin anonsunu duydum. Marinaya geliyormuş.

Akşama doğru Feti Abi ile Kayıtsız' da Özkan Gülkaynak ile uzun uzun sohbet ettik. Ertesi gün de bizi teknemizde ziyaret etti. Aklıma gelen birçok şeyi sorma fırsatı buldum. Konuşkan, paylaşmayı seven, kolay iletişim kurulan birisi. Kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.

Hava durumları yarın biraz fırtına etkisinin azalacağını söylüyor. Bakalım kısmetse yarın çıkmayı düşünüyorum.

Samos-Pitagorion

Hava uygun. 10:00 civarı yola çıktık. Tekağaç Burnu'na kadar nispeten rahattık. Burnu döndükten sonra kafadan gelen rüzgar ve dalga rahatsız etmeye başladı. Rotayı kıyıya yakın alarak biraz rahatladık. Feti Abi arkamdan geliyor. Biz Pitagorion'a gireceğiz, O devam edecek.

15:30 civarı Pitagorion'a girdik. Liman içinde bir Yeni Zelanda teknesinin yanına bağlandık. Teknedekiler yardımsever ve konuşkan. Teknede uzun uzun sohbet ettik.

Giriş işlemlerimiz yarım saat sürdü. Memurlar çok yardımcı ve hoşsohbet.

Geçen yıl liman dışında kaldığımızda tanıştığımız Alman teknesi Carisma aynı yerde duruyor. Sanki hiç gitmemiş gibi.

Akşam Yeni Zelanda'lılar ile birlikte yemeğe çıktık. İki taraf birbirini anlamaya çalışınca yabancı dilin iyi olup olmaması ikinci planda kalıyor. Saatlerce iki aile sohbet ettik.

Samos-Vathi

Pitagorion'da sabah 7:00 civarı kalktım. Fotoğraf makinamı alıp biraz yürüyüş yaptım. Biz kahvaltı yaparken yeni güne hazırlanan esnafların birinden çok güzel bir Ege müziği duyuluyordu. Her şey çok güzeldi. Az sonra çok üzüleceğimizi nereden bilebilirdik?

Kahvaltıdan sonra Figen'in telefonu çaldı. Arayan Aysel'in kardeşi Arzu'ydu. Bize bir türlü duymak istemediğimiz acı haberi verdi. Aysel'i kaybetmişiz. Çok üzüldük. Küçücük teknemizde hepimiz bir kenara sıkışıp kendimizle kaldık. Bir süre yumruk yemiş gibi oturduk. Biraz kendimizi toparlayınca nedense oradan ayrılmak istedim. Apar topar tekneyi çözüp demirimizi aldık.

Yolda pek sesimiz çıkmadı. Kafadan gelen dalgalara baş vura vura 4-5 saatte Vathî'ye vardık. Liman bomboş. Demirimizi atıp bol kalomayla kıçtan kara olduk. Arkamızdaki otelden gelen iki kişi yardım etti. Biri otelin sahibiymiş. Aoelis Hotel. Sahibi Nakos biraz Türkçe de biliyor. Çok hoşsohbet ve yardımsever. Kendisinin de teknesi varmış. Yaklaşık 50 feet civarında olduğunu söyledi. Türkiye'yi ve marinaları çok iyi biliyor.

Liman içi solugan alıyor. Çok rahat değil. Rüzgar kuzeybatı olduğunda buranın solugan almaması imkansız.Bugün can sıkıntısından hiç bir şey yemediğimizi fark ettik.

Akşam saatlerinde uzunca bir yürüyüş yaptık. Şehrin içlerini dolaştık. Güzel bir şehir. İçerilerde birçok ev ve sokak Ayvalık ile aynı. Hava kararınca rıhtıma çıkan ara sokaklardan birinde geleneksel Yunan yemekleri yapan çok güzel bir restaurant bulduk. Bilinen bir yer olmalı ki bir iki saat içinde tüm masaları doldu. Bizim Doğa ayran isteyince "yoğurdumuz var, gelip yapabilir misiniz?" dediler. Figen ile Doğa mutfağa girip ayran yaptılar. Bence adaların en özel yemeği ahtapot ızgara. Çok güzel pişiriyorlar. Ayrıca buralarda yediğim hiçbir yemeğin bana pahallı gelmediğini de belirtmek isterim.

Vathi'de ertesi gün sıcak börek ile kahvaltımızı yaptık. Figen'le güzel bir yürüyüşten sonra Nakos seslendi. Biraz sohbet ettik. Arabasını gönderip yedek depomu doldurttu. Otelinde ailesi ile beraber oturdukları masaya davet ederek bira ısmarladı. Ada hakkında konuşurken Samos'un şaraplarının çok meşhur olduğunu söyleyerek bizi arabası ile kooperatife götürdü. Burası aynı zamanda müze. 1800 lü yıllardan kalma şaraplar var. Nakos'un önderliğinde biraz alışveriş yaptık. Nakos harika bir insan, harika bir arkadaş. Oteli oğluna devredip kendini emekliye sevk etmiş. 65 yaşında bir delikanlı. Telefonunu verdi. Ne gerekirse mutlaka aramamızı tembihledi. Sohbeti ve samimiyeti çok rahatlatıcı. Bu arada yarın çıkmayı planlıyoruz.

Sarpdere Koyu

Sabah 05:40 da kalkıp çay suyunu koydum. Su kaynarken bir

taraftan da tekneyi toparlıyordum. Bu arada Figen kalktı. Çayı demlerken ben demir aldım. Vathi Koyu’ndan Kuşadası Körfezine doğru yönelirken güneş doğdu.

Çay ve sandviçle kahvaltı yaparken kaba dalgada rüzgarsız ilerliyorduk. Rotamız Kırkdilim Koyu. Saçakaltı olduktan sonra Sakız’a devam edeceğiz. Ancak üç saat sonra rüzgar bindirmeye, dalgalar büyümeye başladı. Denizde oluşan koyunlar yavaş yavaş manda ebadına ulaştı ve iki camadanlı anayelkenin desteği ile motorla kuzeybatı yönüne yol alıyorduk. Rüzgar tam kuzeyden 25 knotlara ulaştı ve geçti. Zorlanan otopilot yeke bağlantısı sağlayan metalin vidasını kırdı. Saat 12 gibi Kırkdilim’e kapağı ve demiri attık. Dışarıdaki rüzgarın aynısı içeride de var. Neyse ki dalga yok. Burada 2 saat kadar kaldık. Tekneyi toparladık. Otopilot bağlantısını tamir ettik ve yemek yedik. Sonra demir alıp Nergis Koyu’na geçtik.

Burası da rüzgarlı. Demir atmadan Sarpdere Koyu’nun doğu girintisini daha uygun görünce buraya yerleştik. Su billur. Zincir demire dek görülüyor. İkinci demiri de attık. İyi ki atmışız gece burada da rüzgar sertledi.

Sabah koıya giren başka bir yelkenli bir an tanıdık geldi. Dikkatli bakınca Pitagorion’da tanıştığımız Yeni Zelanda’lılar olduğunu anladık. Onlar da bizi gördü. Biraz muhabbet ettik. Gece Doğa’nın ateşi çıkmıştı bize ateş düşürücü verdiler.

Kios

Öğleden sonra hava düşünce yola çıktık. Sakız’a doğru saçakaltı çok kaçak yapıyor. Biraz açıktan güzel bir yelken seyri yaptık. 22 mil yolu çok keyifli bir şekilde alarak akşam saatlerinde Sakız adasının Kios kentine girdik. Burada da fazla tekne yok. Limandaki çift direkli bir Alman teknesinden gelen Bavyeralı tipinde bir denizci koltuk halatlarımızı aldı. Türkçesi çok iyi. Meğer eşi Türk’müş.

Burada Liman Başkanlığı’na uğramadım. Gece biraz turlayıp güzel bir yemek yedik. Boş bir panonun açık olduğunu görünce elektriğe bağlandım. Ne yapayım bu da onlardan olsun.


Midilli

Sabah kahvaltıdan sonra yakıt almak için panoya yapıştırılmış el ilanlarını aradım. İlk aradığım 70 litre mazotu az bulunca gelmedi, ikincisi geldi. Mazotu almak için girişteki kırmızı ışığın yanındaki iskeleye gitmek gerekiyor. Çözülünce bir daha bağlanmadık ve yakıtımızı alıp Midilli’ye rota tuttuk. Yaklaşık 55 mil. İskelemizden kuzeybatı biraz esiyor. Anayelkenimiz açık. Motorla ortalama 6.5 mil yol yapıyoruz.

Liman girişinde polis el kol hareketleri ile bizi çağırdı. Yaklaşıp transit logumuzun olduğunu, girişimizi Samos’tan yaptığımızı söyledik. Okey deyinceler limana kıçtankara olduk. Bu yıl burası da boş, Geçen yıl hayli kalabalık idi.

Cumartesi olduğundan ortalık çok hareketli. Tüm kızlar düğüne gider gibi giyinmiş. Biz de temiz kalan birkaç parça eşyamızdan bir şeyler giyip geçen yıl gittiğimiz sahildeki “fener” lokantasına gittik. Etrafta çok Türk var. Sanırım yeşil pasaporta vizenin kalkmasının etkisi. Yolumuz uzundu. Yorulmuşuz. Erken yattık ama dedim ya bugün cumartesi. Motosiklet sesleri sabaha dek sürdü.

Ayvalık

Kahvaltıdan sonra uzun bir yürüyüş yaptık.

Çıkış işlemleri günlerden Pazar olmasına rağmen kolay halloldu. Saat 11 gibi palamarlarımızı çözdük.Rüzgarsız havada sakin sakin Ayvalık yolunda ilerliyoruz. Çıplak Ada’da yüzme molası verdik. Çıplak Ada’dan sonra sancaktan gelen hafif rüzgara ful arma yelken açtık.Figen dümende ben de Ege gezimizin bu son millerinde Kazancakis’in Zorba’sının son sayfalarını okuyorum. Ne güzel bir kitap. Sağolsun Serkan’ın hediyesi. Bu geziye iyi denk geldi. Kitabın ikinici cümlesi şöyle; “ Hayatımda bana en çok iyiliği dokunan şeyler, gezilerle düşler olmuştur” Bu cümleyi okuduğum gibi altını çizdim.

Dün arayan Cem blogu takip ettiğini söyleyerek, tarih yazmadığım için bana fırça attı. Tarihleri gün olarak aklımda tutamıyorum ki.. Sadece ayı hatırlıyorum o da Ağustos. Ayları unutmamak lazım, onlar mevsimin hangisi olduğu hakkında fikir verir ama günlerin çok önemi yok.

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da giriş işlemleri can sıkıcı oldu. Kendi memleketime giriş yapmak için iki saat uğraştım, hala tamamlayamadım. Buraya uzak bir ülkeden gelen yabancı bir teknenin çekeceği eziyeti hayal bile edemiyorum.

Çok dolu, çok zevkli geçen bu yılın gezisi daha bitmeden önümüzdeki yılın hayalini kurmaya başladım.

Bu yıl toplam 550 mil yol yapmışız.

Motor 100 saate yakın çalışmış.

Dilerim önümüzdeki yıllar ve miller çok olur.

ANLAR

"Anlar" yıllardır çok sevdiğim bir şiirdir. Arjantinli şair Jorge Luis Borges'in.

Bundan 10 yıl önce bu şiir bana daha farklı hissettiriyordu. Doğrusu şairin ruh halini çok önemsemiyordum.Borges'in şiiri yazdığı yaşın yarısını geçmişiz. Şair bu şiiri yazdıktan iki yıl sonra, 87 sinde ölmüş.

İleriki yaşlarımda bu şiirin beni anlatmasını istemiyorum. O nedenle daha çok güneş doğuşu izleyip daha çok seyahat etmeli, baharla birlikte çıplak ayakla dolaşıp, daha çok dondurma yemeliyim.

Buyrun, hep beraber......


ANLAR

Eğer,yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz,sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadıgım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çokriske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doguşu izler,
Daha çok dağa tırmanır,daha çok nehirde yüzerdim.
Görmedigim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım .
Yeniden başlayabilseydim eger,yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. yaşam budur zaten.
Anlar,sadece anlar.Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında su,şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eger ,hiçbir şey taşımazdım.
Eger yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder,güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım,bir şansım olsaydı eger.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM....
Arjantin-1985

Jorge Luis Borges