19 Eylül 2009 Cumartesi

TEKNEDE İŞ BİTMİYOR


Teknede detay çok.

Yapılacak işleri bir yere not etmediğinizde mutlaka birkaçını unutuyorsunuz.

Bu nedenle teknedeki işleri hatırlamak ve yapılanları paylaşmak için burada yazmayı tercih ettim. Belki izleyicilerden bilgilerini paylaşmak isteyen çıkar.

Malum öğrenilmesi gereken çok şey var.

Geçen yıl tekneyi İzmit'e getirdiğimde döşemeleri söküp yeniledim. Tüm farşları söküp elden geçirirmek üzere marangoza teslim edince bende tekne bu haldeyken elektrik ve su tesisatını gözden ve elden geçirdim.

Bazen kendime bir kahve yapıp neyin nereye gittiğini takip ederek saatlerce oturdum.

Kitapçığındaki talimatlar doğrultusunda motorun yağını değiştirdim ve havasının nasıl alınacağını öğrendim.

Yelkenleri söküp yıkadım ve mandarları gözden geçirdim.

Rüzgar Göstergesi

Çalışmayan rüzgar göstergesinin parçasını takmak üzere arkadaşım Murat'ı direğe çektik. Parçayı taktık ama veri gelmesine rağmen panelde rüzgarın yön ve hızını yine göstermedi. Sanıyorum bundan sonrası ustasının işi.

GPS

Bu arada geçen yıl tekneyi İzmit'e getirirken bozulan GPS ne yaptıysak çalışmadı. En son Ankara'da bir servise gönderdiğimde tamirinin mümkün olmadığı söylenince şimdilik kullanmak ileride de yedek yapmak üzere bir el GPS i aldım. Geonav marka Gps in haritası çok güzel. Navionics Gold. Şimdi o haritaya uyumlu bir ana GPS aldığımda sorun kalmayacak. Bu arada Laptop ile harita ve GPS işini de mutlaka halledeceğim.

Bot

Uzun seyirlerde olmazsa olmazlardan biri botumuzdur. 2.10 boyundaki bot adeta taksi görevi görür.

Bu yaz kıyıya bağlı olmadığımız zamanlarda kıyıya çıkmak için kendisinden çok yararlandık.

Bizim botumuz arkadaki motor takılan ayna kısmı ile botun plastiğinin yapıştığı bölgeden su alıyor. İdareten o bölgeleri silikonla takviye ederek iş gördük fakat sağlam bir yapıştırıcı ile oraları onarmam şart.

Bu boydaki bir bot en fazla üç kişi için iş görür. Dördüncü kişi fazla gelebilir.

Bot için 2 HP Honda motorumuz var ancak mutlaka kürekleri de üzerinde taşıyoruz. Bu yaz Ege gezimizde sert havalardan birinde arkadan çekerken küreklerden birini kaybettik. O da yenilenecekler arasında.

Yelkenler

Geçen yıl cenovanın ultaviyole koruyucu kısmını ve yıpranmış bazı bölgelerini Kaya Yelken'de tamir ettirmiştim. Bu yaz da ana yelkeni aynı şekilde elden geçirtmek istiyorum.

Aslında bir takım da yedek yelken canım çekiyor ama ... Dedik ya teknede iş bitmiyor. Bakalım ona sıra gelecek mi?

Ayvalık'a ilk gidişimde yelkenleri söküp getireceğim. Ana yelkeni sökünce sarma mandarının payını da uzatmam gerekecek. Payı kalmadığı için yelkeni sardığımda dışarıda kalan kısım fazla oluyor.

Ana yelken sarma sistemimiz şu ana kadar hiç sorun yaratmadı. Simple sistem en sorunsuzu olsa da sarma sistemin rahatlığı da güzel.

Enerji

Bir ara güneş panelinden şüphelendim. Gelen uçları ölçtüm 12 volt akım veriyordu ancak şarj ışığı koyu renk yandığı için portucun içinde görememişim. Orasını burasını sök tak derken ufacık bir vidayı portucun içine düşürdüm. Yedek vidalar uymayınca vidayı bulmak için tüm portucu boşaltmak zorunda kaldım.

Teknede en önemli unsurlardan biri enerji. Bizim bir starter bir servis olmak üzere iki akümüz var. Motorun çalışmadığı zamanlarda starter aküyü devreden çıkartıyorum.

Akülere seviyelerini gösteren birer alet taktım. Sık sık kontrol ediyorum. Seyir esnasında şarj göstergesi artı tarafta duruyorsa sorun yok demektir.

Güneş paneli ile akülerim şimdilik yeterli. Çok uzun seyirlere çıkma şansı bulunursa belki bir akü daha eklenebilir.

Vinçler

İkisi 30 luk ikisi 40 lık olmak üzere dört adet vinçimiz var. Cenovanın vinçleri 40 lık. Birinin halata yön veren parçası kırılmıştı. Bu da halatı içine sıkıştırmasına neden oluyordu. Yaz başı Almanya'dan Önder'e sipariş edip parçayı getirtmiştim. Vinçi söküp o parçayı değiştirdim. Tüm vinçleri gresle yağlayıp bakımlarını yapınca sorun kalmadı.

Vinç kolunun da yedeği mutlaka olmalı. Aksi halde kolu denize düşürdüğünüzde vinçleri, dolayısı ile de yelkenleri kullanmanız olanaksızlaşır.

DÜŞÜNCELER....

Tekne ile ilgili hayaller genelde dünyayı gezmekle ilgili hayallerdir. Bence dünya turu şart değildir. Teknenin avantajlarından yararlanarak bir yerde sıkılana kadar kalabilmek müthiş bir özgürlüktür.
Bugün deniz üzerinde bir restaurant-teknede, güneş batarken, arkadaşlar (Kaan ve Serkan) ile bu konuları uzun uzadıya konuştuk. Üçümüzde kırklı yaşlarda yaşamlarında ufuk açmaya çalışan insanlarız. Zaman zaman farklılaşsak da özünde üçümüz de bir şekilde hayatımıza deniz yaşamını sokmaya çalışıyoruz.

Ben ileri yaşlarımızda yaşam ile ilgimizi sıkı tutmak, yaşlılığı özlenecek hale getirmek için kendi adıma çaba harcıyorum. 60 lı yaşlarda da tekne ile haşır neşir olmak için şimdiden bu iş ile ilişkili olmak bence önemli.

Bu yaz yaptığımız Ege Adaları gezisinde tekne ile gezen çok sayıda yaşlı çift ile karşılaştık. Dünyanın değişik ülkelerinden yola çıkan bu denizciler seçkin marinalarından en fazla birkaç saat uzaklaşan denizcilerden çok farklıydı. İkisi arasındaki en temel fark bence
iletişim kurma kolaylığı idi. Uzun yol denizcileri ile iletişim kurmak çok kolay iken gıcır gıcır tekneleri ile Marina yaşamını benimseyen denizciler genelde diğer tekneleri görmezden gelmeyi tercih ediyorlar.

Herkesin deniz ve tekne ile ilişkisi farklı olabilir. Kimi alabileceği en lüks
tekneyi almış, havuzlukta içki içmeyi Ataköy'den Adalara gitmeye tercih ederken kimi de 7,95 boyunda teknesi ile tek başına dünyayı gezer. Bu biraz da tercih meselesidir. Ama ben Marina denizcileri olarak tabir edebileceğimiz ilk gruba giren tekne sahiplerini pek deniz ile alakalı göremiyorum.

Hedef tekneyi vasıta kılarak deniz ile içi içe olmak ise mümkün olabildiğince sade ve sakin bir yaşam hedeflemek gerekir. Japonların dediği gibi; "sadelik son aşamadır". Çalışma yaşamı sadeleşme konusunda insana çok fırsat vermiyor. İnsanın bu konuda ekstra çaba harcaması, öğretilenin dışına çıkmaya çalışması gerekiyor. Aksi halde hızla geçen yılların ömrümüzü tükettiğini ve gündelik ertelemeler ile aslında yaşamımızı ertelediğimizi üzülerek fark ederiz.

Seyir

Bugün öğleden sonra 15:00 sıralarında Serkan'ile beraber seyre çıktık. Denizi özlemişim.

Serkan'ın 5 metrelik Tiny si ile poyrazı pupadan alarak Değirmendere' ye rota tuttuk. Yaklaşık 1.5 satte Değirmendere'ye vardık. Murat'ın Snoopy sinde pizalarımızı yedikten sonra 17:30 gibi dönüşe geçtik.

Rüzgar tam kafadan. Hava da bozdu. İşin kötüsü Tütünçiftlik taraflarında benzin bitti:)) Tramolalarla İzmit'in marinasına vardık.

Limana yelkenle girerek yerimize bağlanmamız 20:30 u buldu.

Tuzla

Bugün (29.Eylül.2009) Gebze'de duruşmam vardı. İşim erken bitince
Tuzla'ya gittim. Niyetim Ayvalık'tan ayrılırken yaptığım listeyi biraz azaltmaktı.
Bir miktar somun ve cıvata aldım.
12 Volt çakmak girişi ile çalışan bir projektör aldım.
Uygun kürek bulamadım ama bağlantı aparatı aldım.
Bence her teknede bulunması gerekli olan Sikafleks 292 silikondan da bir tane aldım.
30 metre 14 mm lik bir halat da aldım.
Eksikler tamamlanmadı.

Eksikler....

Yunan Adaları gezisinde Plomarion'da kırılan kurt ağzından bulamadım.
Uygun direk dibi makarası bulamadım.
Çapı aldığım aparata uyan bir çift alüminyum kürek de listede eksilmeyi bekleyenlerden.
Mutlaka otomatik tip üç adet can yeleği de almak istiyorum.
Ayrıca yeni yasal düzenlemeye göre tekne isim tescili ve bağlama kütüğü işlemleri için de bir gün ayırmam gerekiyor.

Ayvalık'ta yapılacaklar;

Yelkenler indirilecek ve yıkanacak,
Cenova arabası hattının uçlarındaki takozların değişmesi gerekiyor.
Yakıt filitresi temizlenecek.
Zincirin yeniden markalanması gerekli.
Rüzgar göstergesi için elektrik-elektronikçi ile görüşülecek.

Ne demiştik?
Teknede iş bitmiyor:))

AYVALIK

Ekim ayının ilk günleri hava güzel. Hafta sonu Amerika'dan 10 yıl
sonra gelen kardeşim Deniz, Erdek'te yaşayan deniz Astsubayı kardeşim Hikmet ve kız kardeşimin eşi Cengiz ile öğlen saatlerinde Ayvalık yoluna düştük.

Akşam 7 civarı marinadayız. Tekne mahzun. Marina sakin. Yaz aylarında sıkı sıkıya dolu olan pantonlarda seyreklikler artmış. Tekne sahiplerinden pek kalan yok ama Tarhan Abi orada.

Tekneye yerleştikten sonra akşam yürüyüşüne çıktık. Sahildeki kafelerden birinde bira eşliğinde karnımızı doyurduk.

İşler;

Sabah 7:00 civarı kalktık. Seyir düşünüyordum ama hava yağmurlu ve lodoslu olunca vazgeçtim.

Hemen işlere giriştim.

Yelkenleri sökerken 60-70 derece iskeleden rüzgar 15 knot civarında esiyordu. Kıçtan kara bağlı olduğum için teknenin başını sıfır aldığımızda rüzgarın açısı 90 dereceyi geçmediği sürece sorun olmaz. Aksi halde yelkenler üzerinde yük olacağından açık yelkenler sorun yaratabilir.

Ana yelken ve genovayı söküp yelken cantasına yerleştirdikten sonra havanın da kapalı olmasını fırsat bilerek biraz motor ile uğraştım.

Motorun takozlarını bağlayan cıvataları iyice temizleyip üzerlerine hafif gres yağı sürdüm.

Motoru temiz bir bezle silip yağdan-pastan arındırdım.

Biraz yağ ilave edip seviyesini yağ çubuğuna göre ayarladım.

Filtreleri gözden geçirdikten sonra motoru bir süre çalıştırdım.

Sprayhood ve biminiyi de sökünce tekne çıplak kaldı.

Rakı- balık, Ayvalık

İşler bitince birkaç saatlik bir Cunda gezisi yaptık.

Akşama doğru döndüğümüzde marinanın hemen yanındaki balık pazarını ziyaret ettik. Tezgahlar İzmit kadar zengin değil. Bu mevsimde İzmit'te Lüfer ve küçük akrabaları son derece bol ve tazedir.

Bence dünyanın en lezzetli balığı lüfer ve kardeşi çinekoptur. O nedenle Ege ve Akdenizin en iyi balıkları sayılan Akya, Çipura gibi balıklar dahi benim çok ilgimi çekmez.

Ayvalık'ta bu mevsimde papalina pek olmaz o nedenle sardalya'da karar kıldık. Balık pazarının hemen yanındaki balıkçıda balıklarımızı pişirterek teknede soframızı kurduk.

Ertesi gün tekneyi topadık. Bagajda yelkenler, sprayhood ve bimini olmak üzere İzmit'e döndük. Bahçeye yayarak bunları yıkadıktan sonra yelkenleri kuruması için duvara astık.

Bağlama Kütüğü

Bilindiği üzere teknelerden alınan Motorlu Taşıtlar Vergisi kaldırıldı yerine Bağlama Kütüğü Harcı alınmaya başlandı. Harç ile birlikte bazı belgeleri tamamlayarak Beşiktaş'ta Denizcilik Müsteşarlığı binasında bulunan Liman Başkanlığı'na başvurmak gerekiyor. Danıştığım bir acenta benden dünyanın parasını isteyince işlemleri kendim yaptım.

Teknenin isim tescili için İnternet üzerinden gerekenleri yaptım. (www.denizcilik.gov.tr) Teknenin ismini "Doğa" olarak tescilledim.
Ümraniye Nakil Vasıtaları Vergi Müdürlüğünden borcu yoktur yazısı aldım. (10 dakika)
Sonra Galata Vergi Dairesine bizim teknennin boyuna göre 400 TL bağlama kütüğü harcı yatırdım. (5 dakika)
Sonra da verilen dilekçeyi doldurararak İstanbul Liman Başkanlığı'na başvurumu yaptım. (10 dakika)
Böylece de param cebimde kaldı.

Fuar

Bugün Kaan ile birlikte Pendik'te yeni açılan marinada düzenlenen
fuara gittik. Hafta içi olduğu için çok kalabalık değildi.

Marina fena değil. İstanbul'lu tekne sahipleri için güzel bir seçenek. Yalova'da yapılan marina da açıldığında sanırım tekne sahipleri biraz daha rahatlayacak. Belki keyfi fiyat uygulamaları da ortadan kalkar. Nedense bu iş memleketimizde hala zengin işi sayılıyor. Yelkenin amatör ve sportif ruhu gözardı ediliyor. Türkiye'de insanlara yelkeni ve tekneyi bulaştıranlar Sadun Boro, Osman Atasoy gibi denizcilerdir. Bunların da zenginlikle pek alakaları yoktur.

Fuar her zamanki gibi motorbot ağırlıklı idi. Ben daha önce
gezmediğim için bir katamaran inceledim.Tahmin ettiğim gibi, çok hoşuma gitmedi. Bir de Center Kokpit bir tekne gezdim. Center Kokpitler çok hoşuma gidiyordu ama tekneyi gezince çok olumsuzluğu olduğunu fark ettim. Alanlar çok iyi kullanılamıyor. Arka kamara tahminimden kullanışsız. Kokpitteyken tekne çok küçük görülüyor. Kıçtan kara olurken ki olumsuzlukları da cabası.

Marinada dünya turunu yeni tamamlayan Yosun teknesi de bağlı. Yosun Eralp Akkoyunlu tarafından yapılan, ilk dünya turundan sonra da Yeşim-Tonguç Tokol çiftine verilen BruceRoberts dizaynı bir tekne. Biraz yıpranmış. Ne de olsa dümen suyunda binlerce mil bırakmış. Sanırım burada komple bir bakımdan geçecek.

Ayvalık

29 Ekim tatilinin peşine cumayı da katınca tatil 4 gün oldu. Doğa bizimle
gelmek istemedi. Figen ben ve Dost yola çıktık. Perşembe akşamı 19:00 gibi teknedeydik. İlk akşam şöyle bir etrafı kolaçan edip bira eşliğinde sohbetledik. Bol bol yılların ne çabuk geçtiğinden sözettik.

Ertesi sabah 7:00 de ayaktaydık. Burası çok güzel. Bu mevsimde marina çok sakin. Sonbahar dinginliği insana acaip huzur veriyor. Dost son derece uyumlu.

Bugün Edremit Körfezini dolaştık. Küçükkuyu taraflarında birkaç arsa baktık. Uyarsa buralara yerleşme niyetindeyiz.

Öğleden sonra tekneye geldik. Biraz çalışmak lazım. Bu yaz Plomarion da kırılan kurtağzını söktüm. Yenisini yaptırmak gerek. Hava lodos. Rüzgar
marina içinde15 knot civarı esiyor. Seyir düşünmüyoruz. Teknede yelkenler yok. Nedense yelkenin olmaması motorun olmaması gibi geliyor bana.

Akşam Cunda'da biz güzel bir yemek yerken Dost hiç sorun çıkarmadan bizi göz menzilimizdeki arabada bekliyordu. Bizimle olmaktan mutlu olduğundan olsa gerek çok uyumlu davranıyor. Sonbahar serinliğinde kapalı mekanlarında hizmet veren restoranlar sezon dışı olmasına rağmen kaçamak yapan çiftlerle neredeyse doluyor.

Can yelekleri

Uzun zamandır teknedeki can yeleklerini yenilemek istiyordum.

Mevcut can yeleklerimiz yüzme yardımcısı tipinde, kaba
olanlardan. Ege seyrimizde sert havalarda bunları çok isteyerek giymiyorduk. Özellikle Doğa hiç giymek istemiyordu. Oysa çocukların tüm seyir boyunca can yeleği giymesi gerekiyor.

Bu nedenle tüm seyir boyunca giyilebilen, hareketi engellemeye
n, emniyet halatı ile tekneye bağlanılabilecek özellikte, otomatik şişen can yeleklerinden gözümü karartıp üç tane aldım.

İstenirse manuel de şişirilebilen can yelekleri, denize düşünce ıslanan bir mekanizmanın harekete geçmesi ile karbondioksit tüpü vasıtası ile otomatik şişiyor.

Bağlama Kütüğü İsim Tescili

Bağlama kütüğü başvurumu yaptıktan bir ay kadar sonra Liman Başkanlığı'na gittim. Amacım cüzdanımı almaktı. Ancak bir sorun olduğunu, ismin girilemediği söylediler. Oysa her şeyim tamamdı. Liman Başkanlığı da "DOĞA" ismini onaylamıştı. Söylendiğine göre daha önce "Doğa" adı ile bir kayıt yapılmış. Bu nedenle isim değiştirmem gerekiyormuş. Teknenin insan için ne
ifade edebileceğini bilmedikleri için bunu söylemeleri çok kolaydı tabi. Bir insana senin çocuğunun ismini başkası almış, o nedenle başka isim koyman gerekir demek gibi bir şey bu. Ama Türk Bürokrasisinde bu tip şeyleri anlatacağın muhatap bulmak pek mümkün olmadığı gibi böyle bir yaklaşım asık suratlı bürokratlarımıza fazla duygusal da gelebilir.

Yapacak bir şey yok. Mecburen Ğ yerine G kullanarak teknemizin ismini DOGA olarak tescillemek için başvurduk. Hepimize ufuk açan, ömrünü denizlere adamış Sadun Boro umarım bu işleri halletmiştir. Eğer birisi Kısmet adı ile başvurmuş ise Türk Denizciliği ile özdeşleşmiş 45 yıllık teknesinin "Kısmet" ismini alması pek mümkün gözükmüyor. Ya Okyanusun ortasındaki Osman Atasoy!!! İşi gücü bırakıp bir an önce Uzaklar II yi tescillemeli yoksa geldiğinde kendisine Uzaklar 22 kalmış olabilir. Benden söylemesi

Uzaklar yelkenlisi

Bayram tatilinin bir gününü ne zamandır görmek istediğimiz Koç Müzesi'ne ayırdık. Haliç kıyısında kurulu olan müzeye ulaşmak oldukça kolay. Özel araç ile Perşembe Pazarından Taksim ve Kasımpaşa sapakları ile rahatlıkla ulaşarak aracınızı müzenin otoparkına bırakabilirsiniz. Toplu taşıma araçlarını kullanmayı beceremezseniz En kötüsü Galata Köprüsü civarından taksi ile 10 TL civarına müzede olabilirsiniz.
Müze çok güzel. Buhar makinelerinden bisikletlere, neredeyse ilk otomobilden günümüze, navigasyon araçlarından sinema ekipmanlarına kadar herşey çok güzel sunulmuş. Müzenin bir bölümü Rahmi Koç'un Nazenin adlı yelkenli teknesi (gemisi) ile yaptığı dünya seyahatine ayrılmış. Bu bölüm gezi ile ilgili çeşitli obje ve fotoğraflarla oluşturulmuş. Bu seyahati anlattığı kitabı da orada inceleme fırsatı bulabiliyorsunuz. Ancak kitap
anormal boyutlarda . Bir kitapçıdan satın alsanız taşımak için adam tutmanız gerekebilir. Ciddi olarak narin bir bayanın taşıyabilmesinin olanaksız olduğunu söyleyebilirim.

Bizim müzeyi ziyaretimizin asıl nedeni Atasoy'ların dünya seyahati yaptığı "Uzaklar" teknesini tekrar görmek. Daha önce Beşiktaş'taki Deniz Müzesinde görmüştük ancak oradan kaldırıldıktan sonra uzun süre göremeyince özlemişiz.
Müzedeki görevliler ne yazık ki tekneyi tanımıyor. Sorduğumuz iki görevlinin de müzelerindeki Uzaklar'dan haberi yoktu. Tamamiyle el yordamı ile tekneyi bulduk. Sanırım daha sergilenmeye başlanmamış, öyle bir kenarda duruyordu. Biz yanına kadar gidip tekneyi inceledik. Büyük denizlere açılmak isteyenler için öyle cesaret verici bir işlevi var ki... Sadece 8.5 metre boyundaki bu tekne ile Atasoy'ların dünyanın dolaştığı, üstelik bunu yaparken bir de çocuk büyüttüklerini düşününce kendilerine saygım pekişti. Keşke teknenin içini de görebilseydim. Umarım ileride bunun mümkün olacağı şekilde sergilenir. Büyük denizleri aşıp "uzaklara" ulaşmak için gerekli olan en son şeyin büyük bir tekne olduğu Uzaklar'ı görünce net olarak anlaşılıyor.

Tekneden Uzak

Aldığımdan bu yana ilk kez teknemden bu kadar uzak kaldı
m. Neredeyse iki ay olmuş. Bu arada söktüğüm kurtağzını Perşembe pazarında kromdan yaptırdım ama kalıbı alırken hata yapmışlar. Çok beğenmedim. İlk gidişte sağlam olanını söküp aynısından yaptırmam gerek.

Motorun yağ müşürünü değiştirmem gerekiyor. Marintek'ten müşürü temin ettim. İlk gidişte motorun bakımını da yapmam gerekiyor.

Önder'e birkaç parça malzeme ile birlikte AWN den bir adet elektrikli tekne ısıtıcısı sipariş ettim. Ocak ayında getirecek. Teknenin motor çalışınca ısıtan fanlı ısıtıcısı var ama takılı değil. Bu sistem pek iyi değil. Isınmak için motorun çalışması gerekiyor. Sürekli teknede kalmak gerektiğinde bağımsız çalışan dizel ısıtıcılardan kullanmak en güzeli.

Tekneden uzak geçen bu günler yaz planları yapmakla geçiyor. Niyetimiz Gökova tarafına inip oralarda takılmak. Tabi o kadar yakınlarında olup da Yunanlı komşularımızı ziyaret etmezsek olmaz.

Bu arada geçen yaz Ege' de bıraktığımız balık takımlarımızı da tamamlamaya çalıştığımızı özellikle belirtmeliyim.

Teknede iş bitmiyor:))

Aralıkta Ayvalık

2009 yılının son günleri. Hava güzel. Önder ile iki günlüğüne Ayvalık'tayız. Hava o kadar yumuşak ki AWN den aldığımız ısıtıcıyı denemeye bile fırsatımız olmadı:)

Motora giriştim ama su sistemi uyarıcısı sesli ve ışıklı alarm vermeye devam ediyor. Müşürleri denedim ama sanırım sorun oradan değil. Eşanjörü de temizletmek istiyorum. Açıkçası hepsine tek başıma girişmeye cesaret edemiyorum.Marinanın teknik servisininden Ahmet Usta'ya ulaştım. Motora hafta içi girişecek. Bu arada iskele kıç omuzluktaki sağlam kurt ağzını söktük. Onu kalıp olarak kullanıp aynısından iki adet krom kurtağzı yaptıracağım.

Yelken sarma sistemini ana yelkenin tamamını saracak şekilde ayarladım.
Yakıt deposunun dibinden biraz akıtarak pis ve sulu mazotun temizledim.Televizyon artık sorunsuz çalışıyor. Bağlantılarını yaptım artık sorun yok.

Aralık ayının son günleri için hava oldukça güzel. Çalışmaktan fırsat buldukça ufak turlar atıyoruz.

Yeni aldığım Nikon D90 makinamla marinadaki sevdiğim teknelerin fotoğraflarını çektim. Böylece makinayı da test ettim. Sonuçlar beni oldukça tatmin etti. Piyasadaki en yaygın tekneler olan, birbirinin aynısı Fransız ve Alman yapımı tekneler pek hoşuma gitmiyor. Kendine özgü, yaşanmışlıkları olan, klasik çizgilere sahip tekneler daha çok hoşuma gidiyor.
Bizim teknemizle aynı pantonu paylaşan North Star bunlardan biri. Malzeme olarak saçtan imal edilmiş olan bu tekne ketç arma. Donanım olarak herşeyi olan bu tekne bildiğim kadarı ile Almanya'dan kesin dönüş
yapan bir vatandaşımıza ait. Dünyanın her yerine gidilebilecek olan bu tekneyi ne yazık ki seyirde pek göremedim.

Komşu pantonda bağlı olan Nora-J da Yeni Zelanda bayraklı nefis bir saç tekne. Nedense Ayvalık Marina'ya geldiğimden bu yana en çok dikkatimi çeken tekne bu oldu. Adı arapça olarak da yazılı olan bu tekne de insanı kutuplar dahil dünyanın her yerinde güvenle gezdirebilecek bir tekne.

Karadaki tekneler arasında olan Open 30 ise yarış kategorisindeki günümüzün en iyi dizaynlarından. 18 metrelik open 60 lar ile yapılan Vendee
Globe yarışı bence dünyanın en zor yarışı. Yaklaşık olarak 3 ay süren bu yarışta tek başına kükreyen kırklardan Horn burnunu dönerek
dünyanın etrafında dolaşan denizciler 25 metrelik direklerine yarış boyunca 2-3 kez tırmanmak zorunda kalıyorlar. İki yılda bir yapılan bu yarışta yarışan denizciler genelde İngiliz ve Fransız.

Tekneden uzak günler.

Tekneye gitmeyeli bir ayı geçti. Hissettiğim zaman ise çok daha fazla. Sanki 5-6 aydır tekneye gitmemiş gibiyim.

Tekneden uzak geçirdiğim bu karlı kış günlerinde dergileri karıştırarak ve internette sörf yaparak hayallerimi beslemeye çalışıyorum. Bu arada daha önce okuduğum kitapları tekrar okuyorum. Son zamanlarda Amerika'daki ICW rota olarak çok ilgimi çekmeye başladı. Haliyle bu rota ile ilgili Hülya Leigh'ın "Okyanusta Bir Türk Kızı" adlı kitabı tekrar okunuyor.
ICW de tekne ile Florida'dan girip yandaki haritada görüldüğü üzere tüm Doğu Amerika kıyılarını kanaldan geçerek New York'a, hatta ısrar edilirse Kanada'ya ulaşmak mümkün. Fırtına mevsiminde kuzeye, soğuklar başlayınca güneye inerek yıllarını kanalda geçiren birçok tekne olduğu düşünülünce, ICW (Intracoastal Waterway) bir denizci için ölmeden yapılması
gereken 100 şey listesine girer.

Denizcilik kitaplarını tekrar okumak çok hoşuma gidiyor. Her okuduğumda yeni bir şeyler buluyorum. Pupa Yelken'i iki kez, Uzaklar'ı 3 kez, Buz'u iki kez, Tek Başıma'yı iki kez okudum.Malum bu sıralar çıkan yeni kitap yok. Eskilerle idare ediyoruz:) Sanırım Hakan Öge'nin yeni kitabı fuarda okuyucularla buluşacak. Heyecanla bekliyorum.

Sömestr tatilinin başlamasını ve kızımızın karnesini bahane ederek hafta sonu Abant'a gittik.
Eksi 4-5 derecede, yaklaşık 7 kilometre olan gölün etrafını dolaşmak üşütücü ama zevkliydi:) Abant'ta iki
güzel gün geçirdik.

Bu arada teknenin motorunda değişmesi gereken bir-iki parça ile ilgili işi ustaya havale ettim ama usta hala işe başlamış değil. Umarım klasik bir usta-müşteri hikayesi ile sonuçlanmaz!

Pupa Yelken

Sağlam kurtağzından yaptırmak için Serkan ile Perşembe Pazarına gittik. Ustaya aynısından iki adet sipariş ettim. Oradan Beyoğlu'na çıkıp kitaplara baktık. Denizler Kitabevine uğramadan olamaz. Haliyle uğrayınca boş da çıkılmıyor.

Denizler Kitabevinden ayrıldıktan sonra uzun zamandır görüşmediğim
Beyoğlu Sahaflarından Özay'a uğradım. Çayımızı içerken Pupa Yelken'in ilk baskılarından bulup bulamayacağımı sorduğumda elinde 3 yıldır imzalı bir tane olduğunu söyleyince çok sevindim. Hemen aldım. Sadun Boro nun imzasının altında tarih olarak 22.9.969 yazıyordu. Dünya seyahatinin bitiminden bir yıl sonrası. Usta " Necla Kutlu" adında bir hanıma imzalamış. Kim acaba? Kitabın sayfalarını karıştırınca içinden gazeteden kesilmiş BMW nin şaftlı modellerinden bir motosiklet reklamı çıktı. O zamanın deyimi ile "acenta" bir motosiklet üzerinde esmer bir manken poz vermiş. İster istemez Necla Kutlu'nun nasıl biri olabileceğini, yaşayıp yaşamadığını düşündüm. Yaşıyor olsa bu kitabın sahafa düşeceğini sanmıyorum. Muhtemelen ölümünden sonra mirasçıları tarafından kitaplığı kiloyla satılmıştır. Çok garip bir duygu. Bu kitabı bulduğum için çok mutluyum.

Motor

Motorun gerekli parçalarının siparişi Marintek'ten verildi. En önemlisi eşanjör.Eski sahibi motor suyuna pek antifriz koymadığından eşanjör baya bir yıpranmış. Kaçaklar nedeni ile dış su soğutma sisteminin müşürü de yanmış. Motor çalışınca gelen sesin sebebi buymuş. Geçtiğimiz yaz geceye kalıp Kırkdilim Koyuna biraz yüksek devir yol verince motorun hararet göstergesinin yanma nedeni de büyük olasılıkla eşanjördeki yıpranma ve eskimeden dolayı soğutmada yeteriz kalmasıydı.

Parçaların Hollanda Vetus'tan gelmesi bir ayı bulacak ama bence teknenin en önemli bölümlerinden biri motor olduğundan açıkçası sabırla ne gerekiyorsa yaptırma niyetindeyim. Bundan sonra da ne gerekiyorsa ben yapmayı düşünüyorum.

Bu arada hafta sonu Boatshow var. En önemlisi de 14 Şubat günü Sadun Boro ve Hakan Öge'nin imza günü var. Gitmemek olmaz. Davetiyeler ayarlandı. Bir önceki bölümde yazdığım kitabı Sadun Boro'ya bir de ben imzalatmayı çok istiyorum.

Boat Show

Sabah 11:00 civarında fuardaydık. Kalabalık bastırmadan birkaç tekne gezdik. Likya 40 çok güzel yapılmış. 12 metrelik bir double ender. İşçilik çok güzel ama emsali teknelerle kıyaslayınca sanki fiyat biraz yüksek gibi. Yaklaşık 3 saat boyunca birkaç tekne gezip malzemelere de bakınca saat 14:00 oldu.Malum imza günü.

Naviga standına gidince hayal kırıklığı yaşadık. Sadun Boro'nun bugünkü programı iptal olmuş. Hakan Öge ve Alim Sür oradaydı. Stand çok kalabalık değildi. Uzun uzun sohbet etme olanağımız oldu. Benim Doğa da Mardek'in bir eşi olunca sohbet uzadıkça uzadı. Bekleyenlere saygısızlık olmaması için soracağım birçok soruyu yutkunarak elimizde Hakan Öge'nin imzalı yeni kitabı ile oradan ayrıldık.

Karada

Uzun bir aradan sonra Ayvalık yoluna düştüm. Niyetim tekneyi karaya almak. Nisan ayının bu ilk haftası havalar çok kararsız.Bir gün güneşli bahar yaşarken ertesi gün kış. Neyse ki Ayvalık daha ılıman.

Kimseyi bulamayınca tek başıma yola çıktım. İş ortamından da bunalmış durumda olduğumdan hafta sonu uzaklaşmak iyi gelecek. Cuma akşam üzeri tekneye ulaştım. Motorun bakımı ve onarımı tamamlanmış. Ahmet Usta ile buluşup yapılanları kontrol ettik. Motor gayet iyi duruyor. Güneşli saatler sıcak ama gece serin oluyor. Küçük elektrikli ısıtıcıya ihtiyaç oluyor.

Sabah 09:00 gibi karaya alma çalışmaları başladı. 09:30 da 80 tonluk vincin kollarındaydık. Teknenin altı beklediğimden temiz çıktı. Yüzeye yakın bölgeler dışında fazla kekamoz yapmamışız. Teknenin altı basınçlı su ile yıkanıp yerine oturtuldu. Sabitlenme işleminin tamamlanması 13:00 ü buldu. Sağolsunlar Gökçe ve Uğur çok titiz çalıştırlar.

Teknenin altını incelediğimde pek bir sorun göremedim. Pervanenin yanındaki tutyalar biraz aşınmış, şaftta ve salmada tutya yoktu. Salmaya ve şafta da tutya takmayı düşünüyorum. Tutyanın bir adı da "kurban anodu". Ne kadar güzel bir isim. Metali korumak için kurban ettiğimiz bir parça nede olsa.

İş planına göre alt zımparası yapıldıktan sonra salma bağlantısı kontrol edilecek, su hattı 3-4 cm yukarı alınarak zehirli sürülecek, tutyalar takılacak, polish yapılacak ve yeni isimler yapıştırılarak suya inilecek.

Alt zımpara işi için Ayvalık Marina'da yeni başlayan Starboat ile anlaştım. Starboat'ın sahibi Turgut Bey eski tersaneci Hami Kaynak'ın oğluymuş. Son derece makul ve samimi biri. Teknenin alt zımparası dışındaki diğer işlerini kendim yapacağım. Teknede yorulmak beni çok dinlendiriyor:))


Bir merdiven ayarlayıp teknenin kıç tarafına sabitledim. Akşama doğru yerden yaklaşık 3 metre yukarıdaki havuzlukta bir süre oturup etrafı seyrettim. Kısa bir Ayvalık turundan sonra 9:00 gibi tekneye döndüm. Elektrik bağlantım da olduğundan gece pek bir sıkıntı çekmedim. Ertesi gün öğlen saatlerine kadar biraz iş yaptıktan sonra tekneyi neta edip İzmit'e doğru yola koyuldum. Önümüzdeki haftalarda gidiş gelişlerle işleri bitirmek gerek.

Karada İşlere Devam...

23 Nisan tatilinin cumaya gelmesini fırsat bilerek Ayvalık yoluna düştüm. Yine yanlızım:)) Ben yanlız bir kaptanım:))

Akşama doğru Ayvalık girişinden zehirli boyalarımı alıp teknenin yanına ulaştım.Özlemişim keratayı. Zımparası gayet iyi yapılmış. Macun işi de tamam. Ufak tefek kontrolden sonra marina ile görüştüm. Pazar günü çalışma yokmuş. Bu durumda cumartesi tüm işleri bitirip tekneyi indirmek zor olacak. Mecburen pazartesi sabahına randevu aldım. Benim zehirlinin son katını sürdükten sonra en geç 24 saat içinde inmem gerekiyor.

Bu durumda yarın sabah astarı vurup polish işlerine başlamam gerekiyor. Zehirlinin işçiliğini gününe ayarlamalıyım. Zincirin kontrolü ve gerekirse markalanması işini de yarın halletsem iyi olacak.

Bu arada uzun düşüncelerden sonra salmaya tutya (kurban anodu) takmamaya karar verdim. Çünkü fibere bağlı ve boyanacağı için elektrolizden etkilenmesi mümkün değil. Dikkat ettim fiber yeni teknelerin hemen hiç birinde salmada tutya yok. Gerçi hala kafam karışık....

İşlere Devam...

Sabah saati 7:30 a kurmuştum ama 6:30 da kalktım ve alarmı kapattım. Sabah güneş doğarken ben havuzlukta kahve içiyordum. Bugün iş çok. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bir yerden başlamak lazım.
Önce zinciri serip ölçtüm ve işaret yerlerini ayarladım. 15 metre beyaz, 30 kırmızı, 40 sarı .... diye gidiyor. 15. metreden bir iki metre öncesinde de beyaz yağlı boya ile baklaları boyadım.

Genellikle demirlediğimiz yerler 4-5 metre oluyor. O nedenle 20-30 metreyi zincirde görmek önemli.

İskeleyi ayarlayarak polisaj işine başladım. Fena olmuyor. Tekne pırıl pırıl çıkıyor. Komşu teknelerin usturmaçalarından bulaşan siyahlıklar biraz uğraştırdı ama sentetik tinerle çıktı. saat 10:00 dan sonra bir kahvaltı molası verdim.

Teknem önceki günlerde fotoğrafını koyduğum Open 30 un hemen arkasında. Sahibi de teknede. Biraz sohbet ettik. 38 yaşında Bulgaristanlı bir mimar. Bu tekne üçüncü teknesiymiş. İlk teknesi 26 feet imiş ve onunla Bulgaristan'dan Karayip'lere gitmiş. Hemen yakınımdaki diğer bir tekne de yaklaşık 2 yıldır burada gördüğüm akşap harap bir tekne.
İki Çekoslavak genci teknede çalışıyorlar. Bugün boyasını bitirdiler. Tekne nefis oldu. Klasik ahşap bir yelkenli.

Öğleden sonra zehirli astarını sürdüm. Akşam 7:30 olduğunda çok yorulmuştum. Marinanın yanındaki kafede bişeyler atıştırıp tekneye döndüm. Erken yatıp erken kalmak lazım. Yarına iş çok.

Teknede İş Bitti....

Biter mi?.. Mümkün değil. Ama bu başlık yeterince uzadı. Kışı böööyle geçirdik. Bu arada teknede yapılan işleri de paylaştık.

Bugün ne yaptım. Sabah yine güneşle kalkıp kahvemi içtikten sonra biraz polisajla oyalanıp güneşin yükselmesini bekledim. Saat 9:00 gibi zehirli boya sürme işine başlamak için hazırlıklarımı yaptım ama o da ne !!! Boya bozuk çıktı. Dikkat edince üretim tarihinin 2007 olduğunu gördüm. Tabi buna alırken bakmam gerekiyordu. Neyse ki boyayı Ayvalık'tan aldım. Ama bugün pazar. Dükkan kapalı. Sorun değil... Sora sora dükkan sahibinin evi bulunur ve boya değiştirilir:))

İki kat zehirlinin sürüm işi 18:00 civarında bitti. Polisaj vs. ıvır zıvır tüm işler de 20:00 de akşam ezanı okunurkene bitmiş oldu.

Yarın zinciri zincirliğe alıp ortalığı toparladıktan sonra tekneyi ait olduğu yere, denize indireceğiz.

Tüm işler bittiğinde oldukça yorgundum.Hemen marinanın yanındaki kafede birşeyler atıştırıken içilen soğuk bir bira o kadar iyi geliyor ki sanki tüm bu yorgunluk bunun içinmiş gibi düşünüyorum.

Denizde

Sabah yağmurun tıpırdama sesi ile uyandım. İyi ki dün ısrar ve inat edip işleri bitirmişim yoksa.....
Neyse, Ayvalık Marinanın iki cefakar elemanı Göksu ve Uğur 80 tonluk vinçle yanaştıklarında saat 10 civarındaydı. Alt takoz yerlerinin boyanması ve biraz da askıda kurumasının beklenmesi derken 12 sıralarında teknemizin pırıl pırıl karinası suyla buluştu.
Altından su eksik olmasın.
Miller su gibi akıp gitsin.
Bu yaz kısmetse Ege'ye devam ederiz.