3 Ocak 2009 Cumartesi

Motosiklet ile Avrupa Turu




Benim motosiklet Honda Shadow 750


Murat'ın ki Honda Magna 750



15 Günde



Toplam 9000 kilometre.



Türkiye, Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Fransa,İtalya Yunanistan ve Türkiye.





Sabah 7:00 civarı.

Solda eşim Figen, yanında Serkan, onun yanınla yol arkadaşım Murat ve Seventy Cafe İlker.

Yola çıkmak üzereyiz.

Selanik tam 750 kilometre.






Gümrükten geçişimiz öğle saatlerini buldu. Yunanistan'dayız.




Otoyol dışındaki yolları tercih ediyoruz. Amacımız mümkün olduğunca çok görmek ve gündelik yaşamın içinde olmak.

Yol kenarındaki küçük kilise güzel resim veriyor.

Trafik kazalarında ölenler için yapılmış yaklaşık 1 metre büyüklüğünde, mum, haç ve dini sembollerden oluşmuş yapılar dikkat çekici.






Bol bol mola veriyoruz.

Hava çok güzel.

Yollar genelde iyi. Zaman zaman otoyola giriyoruz. Bu bölgede otoyol normal yoldan çok farklı değil.



Selanik'e girişimiz akşam 20:30 civarlarını buldu. İzmire çok benzeyen bir kordonboyu var.

Kafelerden birinde kahvelerimizi içtikten sonra yakında bir otele yerleştik. Otelci Türkiye'de uzun yıllar yaşamış.

Kişi başı 16 Euroya anlaştık.

Otelin penceresinden motorları görüyoruz.



Sabah otelden ayrılıyoruz. Atatürk'ün doğduğu evi ziyaertten sonra yola koyuluyoruz.

İgounemitsa dan ferbotla İtalya'ya geçeceğiz. Yunanistanın batısı dağlık. Nefis yollardan giderek Akşam satlerinde İognamista'ya varıyoruz.

Yandaki fotoğraf feribot iskelesinden. Çok büyük bir liman . Uzun süre yanlış yerde feribot bekledikten sonra görevlinin uyarısı ile doğru yeri buluyoruz. Feribot biletimiz en ucuzundan. Güverte:)



17.Ağustos.2005 günü öğlen saatlerinde İtalya'nın Bari şehrinde feribottan indik.



Feribotta tanıştığımız gençlerle vedalaşıp kısa bir harita çalışmasından sonra yola koyuluyoruz. İtalyanın batısına geçeceğiz.

Ülkenin ortaları bizim İç Anadolu'ya benziyor. Tarlaların arasında uzayan yollardan, küçük köy ve kasabalarda mola vererek ilerliyoruz.

Motorlarımız gayet bakımlı. Yanlız Muratın böbrekleri biraz ağrıyor. Umarım bir arıza çıkarmaz.

Öğlen sattlerinde açık yer bulmak zor. Akşama doğru Napoli'de olmayı planlıyoruz.



Gece Pompei Napoli arasında bir kampingte kaldık.


Eğer çadırınız varsa Avrupa'da kalacak yer derdi yok. Mevsim de yaz ise dilediğiniz an bir kamping bulabilirsiniz.


Fiyatlar da son derece uygun. Kampinglere kişi başı ortalama 8-10 Euro gibi fiyatlar ödedik.


Napoli'den Roma'ya geçtik.
Bu bölgede daha çok otoyol kullanmaya başladık. Avrupa'da otoyollar pahallı. Ama benzin ucuz.


Roma adeta bir açıkhava müzesi.

İnsan neyin önünde fotoğraf çektireceğini şaşırıyor.

Colesseum civarındaki dondurmacılar çok pahallı. :)

Yandaki fotoğraf beğendiğim karelerimden biri. Heykelin duruşu sanki Avrupalı'nın kendine güvenini anlatıyor.

Bilinen tarihi eserler civarında gezerken zaman zaman turlarla gelen Türklere rastlıyoruz.

Son yıllarda ülkemizde yurtdışı turizm çok arttı.

Motosiklet böyle bir gezi için kesinlikle çok ideal. Bir kere şehrin en işlek en turistik yerlerinin dibine dek girebiliyorsunuz.
Otomobil ile olsan uzak bir yere parkedip yürümek gerekecek. Park için ödenecek ücret de cabası.
Motosiklet için Avrupa'da hiç park ücreti ödemedik. Kaldırımların geniş olması da çok iyi:)

Şunu itiraf edeyim. Motorlar ile eski Roma'ya girerken kendimi bir an 200 yıl önce at üzerinde şehre giren bir yabancı gibi hissettim:)
Murat'ın ağzı kulaklarında. İkimiz de mutluyuz. Yol çok iyi gidiyor.
Roma'dan çıktık. Pisa'yı da görmek gerek.


Pisa küçük bir şehir. Kuleyi bulmak hiç zor değil. Tabelaları takip edince elimizle koymuş gibi bulduk.



Pisa'da motosikletleri ile gezen Yunan gençleri ile karşılaşıyoruz.


Biraz sohbetten sonra bol bol fotoğraf çekiyoruz.



Pisa çok fotojenik.



Geleneksel giysili birkaç Hindistan vatandaşının kareye girmesi benim şansım.



Pisa'da fazla kalmıyoruz. Niyetimiz bugün Fransa'ya geçmek. Daha geceye çok var.


Avrupa'da bir ülkeden diğerini geçtiğinizi genellikle anlamıyorsunuz. Arada sınır olmayınca...



Monaco'ya birkaç yüz kilometre kala arkamızdan gelen bir motosikletli sürekli selektör yapıyordu. Ne olduğunu anlamadık. Benzin almak için durunca yanımıza geldi.



Monaco'da yaşayan bir Türk. Handan Abi. .Bizi Monaco'nun merkezine götürdü. Meşhur otelin olduğu yerde kahvelerimizi içtik.


Sonra bize eskortluk ederek kısa bir monaco turu attırıdı. Monte Carlo rallisinin yapıldığı caddelerden ve tünelden geçtik.Kraliyet sarayına kadar gittik.

Monaco çok güzel bir şehir. Dünya çapında tanınmayı hakedecek bir zenginlik hemen göze çarpıyor.


Lüks kavramı burada daha bir yerli yerine oturuyor.


Biz pasaklı halimiz ve orta halli (oraya göre) motorlarımızla biraz da bunun tadını çıkarıyoruz.


Monaco'dan akşama doğru ayrılıyoruz.



Önce kalacak bir yer bulmamız lazım.

Önümüzde sırayla Nice, Cannes, St Tropez gibi Fransız Rivierası



nın ünlü şehirleri var.

Akşam saatlerinde Nice sahillerindeyiz.

Sahilden el ayak çekilince ortalık çok güzelleşti. Etkilendik ve sahilde yatmaya karar verdik.

Ancak geç saatlerde gördüğümüz fareler bizi kararımızdan vazgeçirdi.

Gece 12 den sonra tekrar kalacak yere aramaya başladık ve o satte ancak bir otopark bulabildik.



O gece otoparkta uyku tulumlarımızda uyuduk.

Sabah erkenden kalkım Cannes'e doğru yola çıktık.

Sahil çok güzel. Etrafta nefis evler var.





Bisiklet Fransa'da çok yaygın bir spor. Sabah erken saatlerde bisiklete binen çok insan var ve bunların yaş yelpazesi 10 ila 80 arası:)



Manzara nefis. Solumuz deniz sağımız dağ.Kıvrıla kıvrıla giden yollarda motor sürüyoruz. Bazen plakamızı görüp şaşırarak korna çalan ve el sallayan arabalara rastlıyoruz.


Türkiye'den gelen motosikletlilere buralarda pek rastlanmıyor galiba.



Fransa sahilinden yolculuğumuz da Marsilya'dan sonra kendimizi İspanya'da buluyoruz. Barcelona yakınlarında bir kampinge postu serip yanda görülen plajda bikaç saat denize giriyoruz.



Barcelona çok güzel bir şehir. Çok geniş bir bulvar şehri tam ortadan ikiye bölüyor. Elimizde harita önemli yerleri işaretleyiz başlıyoruz turlamaya.


<
Sıkıştığımızda birine soruyoruz ama genelde harita ile işimiz görüyoruz.







La Rambla'da karnımıza doyurduktan sonra Barcelona'nın ününe ün katan Gaudi nin eserlerinin birkaçını ziyaret edşiyoruz.


La Sagrada Familia' da tadilat olduğu için iyi fotoğraf alamadık.



Barcelona'dan geç olmadan çıkıyoruz. Yolumuz uzun. Bu akşam San Sebastian'a varmayı planlıyoruz.




Akşam 8:00 civarı San Sebastian'a vardık. Biraz şehri turladıktan sonra yine çok güzel bir kampa çadırlarımızı kurduk.


<
Avrupa bir karavan cenneti. Yollarda çok fazla sayıda karavanla karşılaştık.


<
Kampinglerde de çok özendirici bir hayat yaşıyorlar doğrusu.



Mekanlar muhteşem. Fiyatlar bize göre bile ucuz olduğuna göre gerisini siz düşünün. San Sebastian bizim geleceğimiz en uzak şehir.Atlas Okyanusu'na ulaştık. Artık dönüşe başlıyoruz.





Sabah Fransa'nın Atlas Okyanusu sayfiyesi Biarritz’de olma hayalleri kuruyoruz.


Sabah çadırda uyandığımda önce toprak kokusunu duydum.


Gece çok yağmur yağmış. Neyse ki çadırda en ufak bir hasar yok.


Birkaç komşunun çadırına su girmiş.


Toparlanıp yola çıktığımızda yağmur yine başladı. İnce yağan yağmurda kıvrıla kıvrıla dağ yollarından okyanus kıyısındanFransa sınırına geçtik.


Biarritz' vardığımızda saat 10:00 olmuştu. Burası sörf cenneti.



Hava sıcak olmamasına rağmen sözrf tahtasını alan sahile koşmuş.



Çok güzel bir kafeterya bulduk. Denize sıfır:))






Burada güzel bir kahvaltı yaptık. Ortalıkta kimseler yok. Önümüzde nefis dalgalar. Sörfçüler...


İnsan sadece bu kafede bile uzun süre kalmak ister.


Öğleden sonra yola çıktık. Yol üzerinde Lyon'a uğrayacağız.


Oradan Alpler üzerinden İtalya'ya geçeceğiz.


Motosiklet ile günde yaklaşık 600 km yol yapıyoruz. Can sıkıntısına bağıra bağıra şarkı söylediğim çok oldu. Bir depo ile ortalama 250 km yol gidiyoruz. Bu da yaklaşık 2.5 saatte bir mola vermek anlamına geliyor. İyi oluyor. .



Yolda çok motosikletliye rastlıyoruz. Genelde sol ayaklarını uzatarak selam veriyorlar. Biz de alıştık. Bazen Murat'ın yanından geçince de kornoyla karışık ayağımı uzatıyorum:))




Lyon öncesi Clermont'tayız. Geç oldu. Bir otel bulup yatmak istiyoruz. Şehre geç girdik. Bu satten sonra kamp bulmak zor.



Saat 21:00 i geçti. Otel için biraz dolaştık ama burası küçük bir yer uygun bir yer bulmak kolay değilmiş.


Saat 22:00 civarında küçük bir otel bulduk. Cezayir'li bir kadın işletiyor. Geceliği 26 Euroya anlaştık. Bu satte burası bize dünyanın en lüks oteli gibi geldi. Duşlarımızı alıp birer bira içtikten sonra uyuduk.


Sabah 7:00 civarı yola koyulduk. Lyon yakın. kahvaltıyı Lyon'da yaptık. Burada çok vakit geçirme niyetinde değiliz.


Birkaç kare fotoğraftan sonra yola koyulduk. Bugün hedefimiz Alplerden İtalya'ya geçmek.


Yol gayet güzel. Neredeyse Avrupanın yarısından çoğunu geçtik ama yolda hiçbir sıkıntı yaşamadık.




Öğlen sattlerinde Alplerin eteklerindeydik. Gittikçe yol

dikleşmeye, şehir görüntüsü yerini dağ görüntüsüne bırakmaya başladı.


Hemen sağdaki karedeki kasaba çok hoşumuza gitti. Burada yemek molası verdik.

Sanki Peter ile Heidi köşeden keçileriyle çıkacak gibi:)



Burada coğrafya çok etkileyici. Birçok bisikletçi Fransda Bisiklet Turunun yapıldığı yollarda antreman yapıyor.


Yarışlardan kalma yazılar yollarda duruyor.


Yukarı tırmandıkça bitiki örtüsü azaldı. Nihayet Ağustos ortasında kar da gördük. Birçok karavan beğendikleri yerde konaklamış. Burada gece de nefistir.


Ama biz inişe geçtik ve İtalya tarafında hemen Alplerin eteklerinde Aosta'da şahane bir kamping bulduk.



Solda Aosta'da kurduğumuz çadırlar. (Laf aramızda Avrupayı Carefour'dan 30 TL ye aldığımız çadırlarla geziyoruz.):)))


Burada da adam başı 8-10 Euro gibi bir konaklama ücret ödedik.


Akşam yemeği olarak makarnalarımızı yedikten sonra Alpleri seyrederek biralarımızı yudumladık.


Fotoğraftan da anlaşılacağı üzere burası da karavanların çok tercih ettiği bir yer.


Sabah yine horozlarla beraber kalkıp yollara düştük. Kahvaltı için yolda bir Autogrill de durup karnımızı doyurduk.


Yolda fazla oyalanmadan sadece benzin için durup devam ediyoruz. Çok geç olmadan Venedik'te olmak istiyoruz.


Öğle saatlerinde Venedik tabelasını gördük. Merkeze yakın bedava bir otoparka motorları bırakıp başladık şehri turlamaya.


O kadar çok fotoğrafı çekilecek kare var ki...


Bir de her taraf turist. En çoğu tabi ki Japon. Bazen Türk gruplara da rastlıyoruz.


Dükkanların birinde sanatçının camdan süs eşyaları yapışını izledik. Hediyelik maskelerimizi de aldıktan sonra meydanda güzel bir pizzacıda karnımızı doyurduk.


Artık gezimizin sonuna yaklaşıyoruz.


Buraya kadar geldikten sonra Floransa görülmeden dönülmez. İçerlerde olmasına rağmen Venedikten sonra Floransa'ya uğrama kararı verip akşam saatlerinde sular altındaki bu romantik şehirden ayrılıyoruz.


Yaklaşık 1 saat yol aldıktan sonra Adriyatik kıyısında bir kampinge yerleşiyoruz. Hava daha kararmadan denize girip yemeğimizi yedik. Sohbet, bira derken çok geç olmadan yattık.


Sabah Muratın çadırından gelen inleme sesleri ile uyandım. Ufak ufak sancılarla uyarılar veren böbrek Murat'ı kıvrandırıyordu. Hemen danışmaya gidip yarım yamalak ingilizcem ile hastanenin yerini öğrendim. Murat'ı motorun terkisine atıp el yordamı hastaneyi buldum. Acil servise dalıp durumu anlattım. Murat'ı hemen tetkike aldılar. Röntgen, tahlil, serum derken akşam oldu. Ağrıyı dindirip bize reçetemizi verdiler. Tüm ısrarlarımıza rağmen beş kuruş ödemeden hastaneden ayrıldık. Meğer İatalya'da acil müdahaleler ücretsizmiş. Kampa dönüp bir gecelik daha ödeme yaptıktan sonra ağrıları dinen Murat ile güzel bir akşam yemeği yedik.

Sabah Murat gayet sağlıklı olduğundan gecikmeden yola koyulduk. Motorumun depo üstü çantasının üzerindeki haritayı her zamanki gibi takip ederek Floransa'nın merkezine ulaştık.


En önemli turistk mekanları bulmamız zor olmadı. Tabelalar çok yardımcı.


Bu kadar etkileyici heykel hiçbiryerde görmedim. Müthiş detaylar. Michelangelo müthiş bir sanatçı.


Bence Floransa'nın yarısı Michelangelo'dur.


Burası sanki sanat panayırı. Son derece etkilendiğimi itiraf etmeliyim.


Civarda gösteri yapan sokak sanatçıları da son derece fotojenik. Yandaki fotoğraftan demek istediğimi anlamışsınızdır:)))


Burada etrafı seyrederken bir ara Murat ile birbirimizi kaybettik. (Bu sık olan bişey) :))


Akşama doğru şehirden ayrılıp yine Adriyatik kıyısında bir kampingde çadırlarımızı kurduk.


Yarın Brindisi'den feribota binmek istiyoruz.


Sabah kalkıp haritayı kontrol ettiğimizde yaklaşık 6 saatlik bir yolumuzun olduğunu farkettik. Hemen yola koyulduk.


Brindisi'ye kadar hep otoyoldan gittik. Yemek ve benzin molaları dışında hiç durmadık. Feribot için biletimizi henüz almadığımız için geç kalmak istemiyorduk.


Yaklaşık 16:00 civarlarında Brindisi'ye vardık. Fazla dolaşmadan gece yola çıkacak bir feribottan biletlerimizi aldık. Bu sefer oda kiraladık. Güverte bileti için ödediğimiz paranın yaklaşık iki katını ödedik. (120 Euro civarında)


Yemek sohbet ve biradan sonra feribotumuza yerleştik. Yunanistan'ın Petra'sına varacağız.

Yolculuk güzel geçti.


Ertesi gün 11:00 gibi Petra'ya vardık. feribottan çıkınca pek oyalanmadan Atina yollarına düştük.


Atina yakın.

İstanbul'un kargaşasını da aratmıyor. Kebaplarımızı yedikten sonra harita tabela işleri ile boğuşarak Acropol'e vardık.


Doğal olarak ortalık turist kaynıyor.


Yanımıza iki genç geldi. Odtü'lü gençler.


İnter rail ile bir aydır Avrupayı geziyorlarmış. Biraz sohbet biraz fotoğraf derken şehre indiğimizde saat15:00- 16:00 gibiydi.


Biraz harita biraz sorarak Selanik yolunu bulduk. Evet bu gece Selanik'te olmalıyız. Çünkü yarın vizemiz bitiyor.


Güneşi yolda batırdık.


Selanik'te ilk gece kaldığımız oteli bulduğumuzda 22:00 civarıydı. Otelci bizi görünce sevindi.


Güzel bir duştan sonra otelin yakınındaki dönercide karnımız doyurduk.


Yorulmuşuz.


Fazla takılmadan otele döndük. Yarın gece evde olmayı hayal ettim. Çok güzel bir gezi, hala devam ediyor. 15 gündür hemen her gün telefonlaştığım eşim ve kızımı özledim.



Yandaki fotoğraf Türkiye sınırından.
Selanik'den sabah 08:00 gibi hareket ettik.
Keyifli ve huzurlu bir yolculuktan sonra akşama doğru sınıra vardık.
Türkiye'ye girmeden depoları doldurduk. Avrupa'da benzin daha ucuz.
İstanbul kalabalığını çıktıktan sonra İzmit'e 22:00 civarında vardık. Murat ile vedalaştıktan sonra eve giderken ne güzel birşey yaptığımızı düşünüyordum.




























































































































































































































































































































5 yorum:

ssbb dedi ki...

ne güzel seyahat,
bir not:
italya'ya sefer yapılan yunan limanı igoumenitsa olacak

Adsız dedi ki...

helal olsun, buyuk bir zevkle okudum. cok guzelmiş..

Adsız dedi ki...

üstad merhabalar,
birkaç sorum olacak

öncelikle turingle ilişki/ehliyet konusunda bilgi verebilir misin?

yunanistan-italya feribot saatleri nedir

yolculukta yaşanan sorunlar nedir?

motorları ve çantaları hırsızlığa karşı nasıl korudunuz?

gezerken otopark sorununu nasıl aştınız?

gibi gibi..
selamlar

Adsız dedi ki...

Biz de ayni bilgilerden edinebilirsek cok seviniriz, bir de kamp yerlerini nasil buldugunuzu sormak isteriz :)

Simdiden tesekkurler!

hakan lamper dedi ki...

Son iki yoruma cevap olması bakımından;
Turing ile ilgili tüm bilgiler internet sitesinde mevcut. Gerekli işlemler sınır kapılarında da yapılabiliyor.
Hırsızlığa karşı özel bir şey yapmadık.
Motosiklet için park sorunu yok.
Kamp yerleri için önceden bir çalışma yapmaya gerek yok. Avrupa kamp açısından son derece zengin. Yol kenarlarında Camping tabelaları hemen göze çarpıyor.