5 Mayıs 2018 Cumartesi

Bir Kedinin Ingiltere Yolculugu



Ankara Anlaşması başvurumuzun kabul edildiği 2017 Mayıs ayından bu yana yaşamımızda birtakım değişiklikler oldu. Birmingham' da ev tuttuk, şirket kuruluşunu tamamlayıp çalışmaya başladık, kızımız Doğa okula başladı ve ailece yeni bir yaşamın startını verdik. Bu süreç başka bir yazının konusu ve İngiltere'de yaşamımız standart bir rutine oturduğunda tüm yaşananları detaylı bir şekilde paylaşacağım. Bu yazı ise ailemizin dört ayaklı iki üyesinden biri olan Scottish Fold kedimiz Frida'nın İngiltere yolculuğunu anlatacak. Köpeğimiz Dost bir Alman kurdu ve o da bir aksilik olmazsa gelecek yıl benzer bir yolculuk yapacak.

İngiltere pet nakli açısından en sorunlu ülkelerden biri. Fakat bu giriş hayvansever arkadaşların gözünü korkutmasın. Aşılamayacak hiçbir sorun yok. İnternet sınırsız bilgi kaynağı ancak bu bilgiler ne yazık ki çok sayıda yanlış da içerdiğinden tüm aşamaları paylaşmak ve hayvan dostunu İngiltere'ye götürmek isteyen arkadaşlara yardımcı olmak için tüm detayları anlatmak istiyorum.

İngiltere'ye pet nakli uçakla nakilde diğer Avrupa ülkelerine göre  farklı. Dostunuzu uçakla İngiltere'ye nakletmek isterseniz kabinde taşıyamıyorsunuz. Hayvan nakli konusunda yetkili bir kargo şirketi ile çalışmak zorundasınız. Bu da toplamda yaklaşık 1.500 - 2.000 pound ekstra masraf demek. Kara yolu ile girişte ise diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yanınızda götürebilirsiniz. Bu nedenle bir çok kişi uçakla Belçika ya da Fransa'ya , oradan da araba  ile Manş tüneli ya da  feribot ile İngiltere'ye geçme yöntemini uyguluyor.

Nakledilecek evcil hayvanın aşı karnesi, mikroçipi olmalı.
Kuduz aşısı vurulduğu tarihten 30 gün sonrasında alınan kan örneği titrasyon testine tabi tutulmalı. Bu test sonrasında 90 gün geçmeli. ( Her yıl kuduz aşısını bir yılı geçirmeden yenilerseniz tekrar titrasyon testi yaptırmaya gerek yok.)

İlçe Tarım Müdürlüğü'nden  Sağlık Sertifikası alınmalı ve bu sertifika tarihinden sonraki 10 gün içinde çıkış yapılmalıdır.

Bizim kedimiz kızımızın adına kayıtlı ve kızımız bizimle seyahat etmeyeceğinden İlçe Tarım Müdürlüğü' ne onun yazdığı bir muvafakatnameyi de verdik. Çok dikkat etmediler ama sorun oluşmaması için bu belgenin noterden alınması yararlı olur.

Bizim planımız Türkiye'den Birmingham'a arabamız ile gitmek. Biraz da eşya götürmek istediğimiz için bu yöntem bize çok daha mantıklı geldi. Blogtaki diğer yazılardan da anlaşılacağı üzere yol yapmak konusunda bir sorunum yok.


Güzergah yaklaşık 3.350 km. Ortalama 200 litre mazot sarfiyatı olacak gibi. Feribot, otoyollar ve konaklama ile en fazla 500 euro masraf hesapladık. Yaşayarak göreceğiz:)

Bu yolda gözümüzü en çok korkutan tabii ki İstanbul geçişi. O nedenle hareket günümüz olan 8 Mayıs günü İzmit'ten yola çıktığımızda saat sabahın 04:30'u idi. Maltepe'de İbrahim Abi'nin akrabasından siparişleri alıp İstanbul'u tamamen arkamızda bıraktığımızda 06:30, Türkiye dümen suyumuzda kaldığında ise henüz sabah. 09:30 idi.

Türkiye'den çıkarken kedinin evraklarına bakmadılar bile, Bulgaristan girişinde ise ısrarla "kedi de var" dememize rağmen Frida'yı resmi bir yetkili muhatap almadı.

Bulgaristan'da otoyol ücreti olarak bazı ülkelerde uygulanan "vinyet" uygulaması var. Haftalık vinyet 9 euro ve TL olarak ödeyip cama yapıştırdık. Bulgaristan'da yaklaşık 100 km TL ile alışveriş yapmak mümkün. Yol boyu Türk kamyonculara göre dizayn edilmiş. Demleme çaydan baklavaya kadar her şey mevcut. Tüm Avrupa'da euro kullanmak mümkün ama Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerde fiyatlar kendi paraları ile belirlendiğinden kur değişimi biraz pahalı. Transit geçişte hiç para bozdurmaya değmez. Biraz zararla zorunlu harcamaları euro olarak yapmak daha mantıklı.

Bulgaristan'da sadece benzin ve kahve için durduk. Sırbistan'a geçtikten sonra yollar bir tık düzeldi. Batıya gittikçe Avrupa güzelleşiyor. Fakat Balkanlar'ın doğasının hakkını yememek lazım. Almanya'nın düzenli ve uysal yeşiline Balkanlar'ın vahşi yeşilini her zaman tercih ederim. 

İstanbul trafiğini yola erken çıkarak çözüp sınırlardan da çok kolay geçince Sırbistan'ın Paracin şehrindeki otelimize  saat 14:30 da varmış olduk. İlk gün 900 kilometre yol yaptık. Menzile vardığımda pek yorgunluk yoktu. Küçük bir şehir arabası diyebileceğiniz Polo uzun yolda beni şaşırttı doğrusu. Booking' den ayarladığım 9.6 puanlı Mir Hotel açıkçası puanını hak ederek almış. Odaya 30 euro ödedik.

Erken vardığımız şehirde küçük bir tur, güzel bir yemek sonrası erken yattık ki erken kalkabilelim.Otelci Abi' nin önerdiği börekçi sabahın 6'sında açıktı. Böreği paket yaptırıp yola koyulduk. Bir süre yol aldıktan sonra depoyu fullemek ve çay eşliğinde böreği mideye indirmek için mola verdik. O gün midemizi hiç yakmadığı için böreği birkaç.kez övmek durumunda kaldık :))

Frida ilk günü çok ürkek geçirdi. Taşıma çantasının kapağını açık bırakmamıza rağmen dışarı hiç çıkmadı. Otelde ise yatağın altında çok oturdu. Alışık olmadığı araba yolculuğu ürküttü sanırım. Molalarda zorla dışarı çıkardığımızda ise şekilde göründüğü gibi saklanmayı tercih etti :)

İkinci günkü rotamız 1.175 km. Sırbistan'ı terk ettikten sonra Macaristan gümrüğünde sıraya girdik. Öndeki araçların neredeyse hepsini sıkı bir aramadan geçiren Macar gümrüğü tüm ısrarlarıma rağmen kediyi yine görmemezlikten geldi. Arkadaşlar kesin bilgi vereyim. Eğer Avrupa'da bir ülkeye evcil hayvan götürecekseniz sakın dert etmeyin. Evrağına bile bakmıyorlar. İngiltere'ye henüz varamadık. Bakalım ada ülkesi ne yapacak.

Macaristan'da sadece benzin ve kahve için durduk. Sırada Avusturya var. Ne de olsa daha bir Avrupa'ya geldik. Ama burada da artık sınır kalmamış. Macar çıkışında hiç kontrol yok. Avusturya girişinde ise arabaları durdurmadan polis gözle gelen geçeni süzüyor. Plaka bizimki gibi AB dışından bir ülke ise pasaporta göz atabiliyorlar. Bu arada Macaristan ve Avusturya' da da vinyet uygulaması var. Macar girişinde ikisini birden alabiliyorsunuz. Toplamda vinyet için 35 euro ödedik. Yaklaşık 15 euro da Sırbistan'da gişelere ödemiş olsak otoban için toplam 50 euro ödedik. 

Kedimiz arabaya alıştı sayılır. Artık yuvasından çıkıp arka koltuğun ortasından yola bakıyor.

Akşam 6 civarı Almanya'nın Regensburg şehrine vardık. Burası ortasından Tuna geçen çok güzel bir şehir. 60 euroluk şahane odamıza yerleşip otelin merkeze yakın olmasının avantajı ile şehirde güzel bir akşam geçirdik. Booking üzerinden hayvan dostu çok sayıda otel ayarlamak mümkün. Tatile evcil hayvanı ile çıkmak isteyenler için Avrupa'da sorun yok.

İki gecelik konaklamadan sonra bugün Birmingham'daki evimizde olma niyetindeyiz. Yaklaşık 1200 km lik bir rota fakat feribot geçişi de olduğu için biraz daha rahat. Önemli bir ayrıntıyı mutlaka belirtmeliyim. Feribot biletini internet üzerinden mümkünse bir gün önce alın. Bilete evcil hayvanı belirtmek gerekiyor. Wolksvagen Polo, bir kedi ve iki yetişkin için feribot biletine 91 euro ödedik.

Feribot saati 18:30 da fakat riske girmemek için 2 saat önce orada olacakmış gibi yola çıktık. İyi ki de öyle yapmışız. Az sonra sebebini anlayacaksınız.

Almanya'yı Frankfurt üzerinden zaman zaman yağışlı bir havada geçip Belçika'ya giriş yaptık. Avrupa'nın bu bölgesinde ülke değişikliklerinin farkına varmak kolay değil. Çünkü sınır kapısı, kontrol vs hiç bir şey yok. Yol üzerinde küçük bir kasabaya girip biraz çikolata ve bira aldık. 

Almanya' da otobanlar ücretsiz ve hız sınırlaması yok. Belçika'da da otoban ücreti yok. Fransa'da otobanlar pahalı ama bizim güzergahta paralı otoban yok neyse ki.

Belçika'dan Fransa'nın kuzeyinde okyanus kıyısına paralel güzergahımızda seyrederken tabelalardan gördüğüm Dunkerque bana "Dunkirk" filmini hatırlattı. Yeni izlediğim bu film İkinci Dünya savaşında burada sıkışmış İngiliz ordusunun tahliyesini anlatıyor. Görmeden geçmek olmaz. Calais' ten bir önceki yer olan Dunkirk'e saptık. Harika bir sahil şehri. Geniş bir kumsal, ihtişamlı bir deniz feneri. Serin havaya rağmen kıyıyı dolduran Fransızlar tanık olduğu acılara hürmeten olsa gerek şehri çok güzel korumuşlar.

Feribotun kalkacağı Clais şehrine vardığımızda hareket saatimize iki saatten fazla vardı. Fakat biz buranın acemisi olduğumuz için öncesinde terminali görelim derken çıkış kapısına geldik. İngiltere'ye geçecek olanlar buradan hem Fransa'dan çıkışı hem de İngiltere'ye giriş işlemlerini yapıyorlar. Sırada araç olmadığından direk Fransız polisinin önüne düştük. Ne yapalım artık buralarda vakit geçiririz derken İngiliz polisi de İngiltere'ye giriş işlemimizi yaptı. 

İşte burada Frida'nın sahnesi başladı. İngiliz pasaport polisinden geçtikten sonra kedinin işlerine gümrük görevlisi bakıyor. Önlerine düşer düşmez pasaportlar ve kedinin evraklarını istedi. Çünkü bilet alırken kediyi belirttiğiniz için biliyorlar. Burada kedinin çipini okutup aşı karnesi (pasaportu) üzerindeki numarası ile karşılaştırdılar. Bizim pasaportlar ile çok işleri olmadı ama kedinin evraklarını kontrol edeceğiz diyerek gözden kaybolduklarında içerisini de göremediğimizden biraz meraklandık. Belki 5 dakika sürdü veya sürmedi ama bu süre bize çok uzun geldi. Ama neyse ki PET yazan bir çıkartma ile birlikte elimize bir karton tutuşturup beklettikleri için de özür dileyinceler içimizden bir "oh" çektik.  Elimize verdikleri kartonda feribot saatimiz ve peron numaramız yazıyordu. O da ne.... biz 18:30 feribotuna bilet almıştık ama 10 dakika sonra kalkacak olan 17:00 feribotuna bizi alıyorlar. Demek ki yer olunca sorun etmiyorlar.  İyi ki sabah erken çıkmışız. Boşu boşuna iki saat beklemek zorunda kalmadık. 


PET yazısını arabanın ön camına yapıştırmak gerekiyor. Feribotta araçların katında kimse kalmadığı ve evcil hayvanınızı da arabada bırakmak zorunda olduğunuz için sanırım bir olumsuzluk durumunda arabada canlı hayvan olduğunu görevlilerin fark etmesi için bu zorunlu. 

Feribota bindiğinizde artık İngiltere'de siniz. Feribot Dover'e yanaştığında arabanızla inip trafiğe karışıyorsunuz. 

Evcil hayvanı bu şekilde İngiltere'ye getirmek çok kolay. Sadece yukarıda yazdığım aşı ve evrak prosedürüne uymak gerekiyor.  Benim gibi uzun yol seven biri değilseniz uçakla Paris veya Brüksel'e gelin. İngiltere'den bir arkadaşınız arabası ile gelip sizi alıversin. Bir çok kişinin  prosedürden ürktüğü için evcil hayvanını başkasına verdiğini duyuyor ve gerçekten çok üzülüyorum. Tamam abartmak istemiyorum belki çocuğumuz değiller ama inanın onlar öyle hissediyor.

Bu yolculukta yaklaşık 200 euro mazot, 91 euro feribot, 50 euro otoban ücreti, 90 euro konaklama, gerisi de yemek vs olmak üzere en fazla 550 euro harcadık. Bence yapılan iş ile değerlendirilince çok değil. Bizi özleyen, birkaç gün görmeyince kapris yapan dostlarımızdan ayrı kalmaya değmez.